Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Yaşlı Batı'nın hedefi Türkiye'yi kuşatmak

27.03.2011 14:31
Bugün yaşananlar 100 yıl önceden farklı değil... Olan bitenin hedefi Türkiye. Batı, Türkiye'nin son 8 yılda 'kontrolleri dışında' yükselen etkinliğinden rahatsız. Türkiye'yi kuşatıp etkisizleştirmek, bölgeyi kontrol altına almak istiyor.

Hüsnü MAHALLİ'nin yazısı

Bugün yaşananlar 100 yıl önceden farklı değil... Olan bitenin hedefi Türkiye. Batı, Türkiye'nin son 8 yılda 'kontrolleri dışında' yükselen etkinliğinden rahatsız. Türkiye'yi kuşatıp etkisizleştirmek, bölgeyi kontrol altına almak istiyor.

Tunus'ta halk sokağa döküldüğünde Batı hiç ilgilenmedi. Çünkü kimse Tunus gibi önemsiz bir ülkede başını komünist ve milliyetçilerin çektiği bir ayaklanmayla meşgul olmak istemiyordu. Üstelik Bin Ali bu çapulcuları yenebilecek güçteydi. Ancak Tunus halkı Batı'nın beklentisini boşa çıkarttı. Geç de olsa sonunun geldiğini anlayan Bin Ali Batı desteğini aradı ve 'Ben gidersem radikal İslamcılar gelir'' dedi. Batı oralı olmadı. Böylece halkına 23 yıl kötülüklerin en kötülerini yapan Bin Ali 23 günlük halk ayaklanmasıyla kaçmak zorunda kaldı. Hem de Batı kölesi Suudi Arabistan'a. Batı ise 'Bu halk devriminden 'nasıl yararlanırımın' hesaplarını yapmaya başladı.

KADDAFİ'YE GÖZ YUMULDU

42 yıldır Mübarek yönetimi altında her şeyini kaybetme aşamasına gelen Mısır halkı 'Ben de varım' dedi, 17 günde bölgenin en rezil liderini devirdi. Mübarek 30 yıl hizmet ettiği Batı'ya 'Gidersem İslamcılar gelir' diyerek kurtarılmasını bekledi ama boşuna. Batı'nın başka hesapları vardı. Libya'daki gelişmeler Batı'yı elini çabuk tutmaya, daha ciddi davranmaya itti. Kaddafi'nin hemen gitmesine yeşil ışık yakmadı, planının olası değişiklikleri uğruna Libya halkının öldürülmesine göz yumdu. Yandaşları tarafından yönetilen Fas, Cezayir, Yemen, Bahreyn, Kuveyt, Suudi Arabistan, Ürdün ve Umman'daki halk ayaklanmalarını şimdilik görmemezlikten geliyor.

'TÜRKİYE'Yİ KONTROL' PLANI

Coğrafyamızdaki durum 100 yıl öncesinden farklı değil. O zaman da Batılı güçler, Osmanlı'yı çökertip bölgeye egemen olmak istiyordu. Bugün de aynı güçler Türkiye'nin kontrolleri dışında yükselen siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel ve psikolojik etkinliğini engelleyerek hem bölge hem de Türkiye'yi kontrol etmek istiyor. Bence olup bitenin en önemli hedefi Türkiye. Batı son 7-8 yılda başarılı çevre açılımlarıyla güç kazanan Türkiye'yi benzer şekilde çevresinden kuşatmayı ve etkisizleştirmeyi amaçlıyor. İşte bu nedenle tümü yerli malı devrimler karşısında başlangıçta neye uğradığını şaşıran Batı, bu devrim süreçlerinin bir yerinden devreye girmeye çalışıyor. Çünkü bu coğrafyadan kolay kolay vazgeçmeyecek. İsrail'i bu coğrafyada kurmanın nedeni bu. Bu nedenle Arap ülkelerindeki yeni süreçlerin gidişatına bakarak gerektiğinde bu gidişatı savsaklamaya, amaçlarından saptırmaya ve son olarak durdurmaya çalışacaktır. Kargaşa içine çekilen bir Arap alemi (hatta İran) şimdiye kadar olduğu gibi İsrail'i rahatlatacaktır. Nitekim olayların başladığı günden itibaren hiç kimse İsrail ve Filistin halkına yönelik saldırılarıyla ilgilenmemekte. Ayrıca bunca kalkışmaktan sonra Arap halkları Batı destekli iktidarları deviremezse o zaman bu coğrafyada demokrasi bir sonraki bin bahara kalacaktır. Buna da en çok Batı sevinecektir. Çünkü bu ülkelerde iktidarlarını sürdürecek olan faşist liderler şimdikinden çok daha fazla Batı hizmetinde olacaklar.

İKİNCİ PLAN DAHA KARIŞIK

Batı'nın alternatifli ikinci planı daha ilginç. Batı, değişim yaşayacak ülkelerde iktidara gelmesi olası ve 'AKP gibi olmak istiyoruz' diyen 'İslamcı' parti ve gruplarla işbirliği yapabileceğinin sinyallerini veriyor. Temel koşul İslamcıların Batı politikalarıyla 'uyumlu' olmaları. Batı'ya göre kendisiyle uyumlu ve halklarının desteğine sahip Arap Sünni İslamcıları Şii İran'a karşı kullanmak çok daha kolay olacaktır. Ancak Batı her olasılığa karşın da tedbir almadan edemeyecektir. Çünkü bu İslamcılarının uyumlu olmalarının garantisi yok ve kolay kolay da olamayacaktır. Çünkü bu İslamcılar halklarının vicdanında özel yeri olan Filistin konusunda kolay taviz veremeyeceklerdir. Filistin davasından vazgeçen herhangi bir Arap İslamcı parti 'İslamcı olma meşruluğunu kaybedecektir. Batı'nın en önemli sınavı da bu olsa gerek. Yani Batı tüm alışkanlıklarından vazgeçmeyi ve barışı için çalışmaya hazır olduğunu kanıtlamak istiyorsa Filistin sorununu çözmeli. Washigton ve Batılı ülkeler Mısır gibi stratejik öneme sahip bir ülkeyi kaybetmemek için her yola başvuracaklar. Ellerindeki en önemli silah % 10'luk Hıristiyan Kıptiler. Yani dinsel ayrılıklar. Körfez ülkelerinin tümünde de farklı oranlarda Şiiler yaşıyor. En ilginç olanı Katar. Şimdiki Emir 1995'te babasına darbe yaparak iktidarı ele geçirdi. 2 yıl sonra BOP'nin Washington'da tartışıldığı sırada 150 milyon doları cebinden vererek El-Cezira televizyonunu kurdurdu. Televizyonun Taliban ve Kaide propagandasını nasıl yaptığını herkes hatırlamakta. Şimdi ise bir merkezin propaganda aygıtı olarak çalışmakta. Demokrasi sözcülüğüne soyunan Emir Şeyh Hamed uçaklarını Libya'ya göndermekten geri kalmamıştır. Tüm Arap halklarına 'ayaklanın' çağırısı yapan El-Cezire ne ilginçtir ki Katar ile ilgili hiç bir kelime söylememektdir.

Kilit ülke SURİYE

SURİYE ve Lübnan'da durum farklı ve karışık. Lübnan'da İsrail saldırganlığına direnen ve hatta yenen, Suriye ve İran destekli Hizbullah var. Hizbullah Lübnanlıların % 35'ni oluşturan Şiileri temsil etmekte. Geri kalanlar Sünni, Dürzi, Alevi, Hıristiyan Maruni, Ermeni ve Katolik. Böyle bakıldığına demokrasinin bu ülkede nasıl uygulanabileceği çok önemli değil. Buradaki temel kriter bu ülkedeki dengelerin İsrail için ne kadar tehlikeli olup olmayacağı. Suriye ise Ortadoğu denklemlerinde en önemli ülkelerden. Çünkü Arap iktidarlar içinde Batı'ya teslim olmayan tek ülke. Bu avantaj Suriye lideri genç Esad ve öncesinde babası Hafız Esad'ı güçlü kılmaktaydı. Oysa genç Esad yönetimindeki Suriye siyasal,  sosyal ve ekonomik sıkıntılar yaşamakta. Esad'ı sevmesine rağmen Suriye halkı, iktidarın babadan oğula geçmesini sindiremiyor. Suriye halkı derin yolsuzluklardan bıkmış durumda. Olayı mezhepsel boyuta çeken bazı güçler nüfusun % 15'ni oluşturan, iktidarın kilit noktalarını kontrol eden Alevilerin yolsuzlukları yaptığını söylüyor. Esad ise reform ve demokratik açılım adımlarını yavaşlatmak ve çevresindeki eski ekipleri temizleyememekle suçlanıyor. Ama herkes Esad'ın Türkiye'yle dostluk ilişkileri geliştirmekle konumunu güçlendirdiğini bilmekte. Bu nedenle Suriye'nin karıştırılması diğer ülkelerden daha önemli. Çünkü Suriye'siz İran'ın işi zor. Suriye ve İran'dan destek alamayan Hizbullah ve Hamas'ın İsrail karşısında direnmesi zorlaşacaktır. Suriye'siz Türkiye'nin bölgesel politikasının başarı şansı azalacaktır. Suriye'yle imzalanan vizesiz serbest bölge projesi Lübnan ve Ürdün ayakta kalsa bile işe yaramayacaktır. Yani Başbakan Erdoğan'ın 'Biz bize yeteriz' söylemi havada kalacaktır.

OYUN YENİ BAŞLIYOR

17 Şubat'ta Kaddafi'ye karşı ilk halk ayaklanmaları başladığında Batılı güçler gelişmeleri izlemeyi tercih etti. Ne zaman ki Kaddafi ordusu Bingazi'ye dayandı o zaman Batılı ülkeler BM Güvenlik Konseyi'den bildik kararı çıkarttılar. Nasıl olsa tüm dünya duygusal olarak Libya halkından yanaydı. Bunu fırsat bilen batılı ülkeler planlarını uygulamaya başladı. Türkiye BM'de alınan ilk karara verdiği koşullu destekle Batı'nın gerçek niyeti arasında sıkışıp kaldı. Oysa Batılı ülkeler bu niyetlerini  ayaklanmanın ilk günlerinde muhalefeti temsil eden Geçici Ulusal Konsey'le temasa geçerek kanıtlamıştı. Batılı ülkeler son yıllarda Kaddafi ve oğlu Seyfulislam'ın 'ılımlı İslamcı' çizgisinden umut kesmiş ve Libya için yeni plan yapmanın gereğine inanmıştı. Bu nedenle Mısır, Tunus ve Sudan'ın komşusu olan Libya için yeni senaryolar duyabiliriz. Libya'ya yönelik orta ve uzun vadeli bir ambargonun uygulanması ve sonrasında iki kesimli bir federal Libya'dan söz edilebilir. Petrol (çok kaliteli) ve doğalgaz zengini Libya'yı tam 100 yıl önce işgal eden ve Kaddafi muhalifleriyle temasa geçen İtalya bile tüm askeri üslerini batılı ülkelerin emrine verdi. Libya'nın yeni bir Irak olması kaçınılmaz görünmekte. Libya'da oyun yeni başlıyor. Çünkü Kaddafi geri adım atmayacak, teslim olmayacak,  muhalefet ise tüm ülkeyi kontrol edecek güçte değil ve olmayacak.

Aksam.com.tr 

Bu haber toplam 1990 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri