Yıllarca bir ayıyla boğuştu!

Yıllarca bir ayıyla boğuştu!

Mustafa Nezihi, ismini küçük bir dükkanda duyduğu Osman Kemali Efendi'nin Erzurum'dan Eyüp'e uzanan harikulade yaşamını sizler için kaleme aldı.

Kendisiyle tanışma hikâyemiz

İsmini ilk olarak Davet Kitabevi’nde Ramazan Ağabey’den işittim: ‘Osman Kemali Efendi’yi biliyor musun?’ Bilmiyordum. Elinde ciltli ve eski bir kitap vardı. Kitabı alıp göz gezdirmeye başladım. Bu arada nuranî yüzlü bir teyze girdi içeriye. Ermiş mi desem, meczup mu desem… Farklı bir ruh ve o ruh o küçük yeri maneviyatıyla kuşatıyordu. Ramazan Abi’yle dertleştiler biraz. Anladığım kadarıyla yalnız yaşıyordu ve kendisine kalacak bir yer arıyordu. Ama işin ilginç yanı o teyzenin de Kemali Efendi’yi tanıyor olmasıydı. Hürmetle ve aşkla O zattan bahsetmeye başladılar. Teyze bana baktı. Yüzüme değil, ta içime baktı. Güzel şeyler söyledi. Dualar etti. Biraz sonra çıkıp gitti.

Kitabın önsözünden biraz okuma fırsatım oldu. Kemali Efendi’nin Erzurumlu olduğunu ve hayatının belli bir döneminde ‘mecnun’ olarak kendini yollara vurduğunu ve gerçekten çöllere düştüğünü heyecanla öğrenmiş oldum.

Osmanlı'nın Manevi Sultanları

Ve şimdi ikinci defa bu mübarek ve çilekeş zatla karşılaşmamı sağlayan kitabı da bahane ederek Kemali Efendi’yi sizlere de biraz anlatmak istiyorum. Efendim kitabın ismi Osmanlı’nın Manevi Sultanları. Hacimli bir eser. Hayykitap’tan çıkan bu kitapta Tarık Velioğlu, 100 arifin hayatını ve ahlak-ı aliyyelerini bizlere akıcı bir dille aktarıyor.

Gelelim Kemali Efendi’nin olağanüstü yaşamına. Bu zatı tanıdıkça çektiğimiz zorluk ve sıkıntıların hafifliğinden ar edeceğiz muhtemelen. Hele bir de halimizden razı değilsek, şikayetlenip duruyorsak utancımız gittikçe artacaktır.

Önce gözlerini kaybeder, yediği köteklerden bayılır

Çok yüksek bir ihtimalle 1862 senesinde, Pasinler’de dünyaya gözlerini açıyor. Ama kaderin celal tecellisiyle bir buçuk-iki yaşlarındayken geçirdiği çiçek hastalığı sırasında gözleri görmez hale geliyor. Tedrisat zamanı geldiğinde aile büyükleri saz mı öğrensin, medresede ilim irfan sahibi mi olsun, Kur’an’ı mı hıfzetsin diye istişare ederler. Ki bununla maişetini tedarik etsin. Sonunda dinî hassasiyetler baskın gelir ve ‘Kitabullah’ı ezberlesin’ diye karar verilir. Fakat gönderildiği hocanın yanlış eğitimi yüzünden bir türlü ilerleme kaydedemez. Üstelik hocasından, yatağa düşecek denli kötek de yer. Akrabaları, hafızasının Kur’an ezberlemek için uygun olup olmadığını test ettiklerinde netice çok olumludur. Sonunda Erzurum’da Yeşil İmam sanıyla maruf Şeyhulkurra Mustafa Efendi’den hem Kuran’ı hıfzeder hem de kıraat ilmini öğrenerek icazet alır.

Medresede müthiş bir hızla terakki eder. Arapça ve Farsça’yı öğrenip Fuzuli’nin, Hafız’ın divanlarını ve Mevlânâ’nın Mesnevi’sini ezberlediğinde yaşı onsekizdir. İcazetnamesini almıştır lakin içinde bilmediği bir kuvvet onu bilmediği bir yerlere çekip durmaktadır.

Kerbela çöllerinde bir âşık, bir mecnun

Tarik-i Şuttariye’den Kolağası Ali Rıza Efendi ile tanış olur. Hakikat sırlarından bazıları kendisine açılır. Derdi gittikçe artmaya başlar. Ve kafa gözü kapalı Kemali Efendi, 20. yüzyılın başına dek Diyarbekir, Musul, Bağdat, Necef ve Kerbela çöllerinde gezinir. Hiç görmediği bir güzelin peşindedir. Ehl-i Beyt’e duyduğu muhabbetin kaviliği ve bilhassa Hüseyin Efendimiz’e yapılan zulümler ciğerini dağlar, dilhûn olur. Mersiyeler okur. ‘Cihanın sahibinden bir içim su kıskanılmış ah/ Fırat ağlar, Murat ağlar, zemin ü asuman ağlar’; Kemali Efendi ağlar, Alevi deyu nam salar.

Kemali Efendi'nin yaptığı işler: Bostan bekçiliği, arzuhalcilik...

Daha pek çok beldeler dolaşarak Halep Mevlevihanesi’nden Konya’ya vasıl olur. Postnişin Abdülvahid Efendi’den mesnevihanlık payesi alır ve kendisine Sikke-yi Mevlana giydirilir. Nihayet takvimler 1901’i gösterdiğinde İstanbul’dadır. Şekerci Han’da kalır. Bostan bekçiliği, arzuhalcilik yapar. Fatih Camii’nde Mesnevi okutmaya başlar. İkinci Abdülhamid’e ricada bulunarak ‘Âmâlar Medresesi’ni yeniden hizmete açtırır ve buranın şeyhi olur. Fakat bir süre sonra burası İttihatçılar tarafından kapatılır.

 

(+)

Yaptığı işler arasında Mecelle şarihliği ve hocalık da bulunan Osman Kemali Efendi, Bayrami-Hamzavi Melami bir arif zat idi. Çünkü Seyyid Abdülkadir Belhî hazretlerine onsekiz yıl boyunca hizmet etmiştir. Ayrıca Muhammed Nuru’l-Arabî hazretleri de kendisine hilafet vermiştir.

1954 yılında Eyüp’te Hakk’ın rahmetine yürüyen Kemali Efendi Edirnekapı mezarlığında medfundur. O’nun, şeyhi Abdülkadir Belhi hazretlerine intisap etme hikâyesini anlatmak isterdim. Fakat bu vakıayı O’nun kaleminden okumak çok daha hakikatli olacağından, nasiplenmek isteyenlere O’nun eserlerini işaret etmekle iktifa edelim.

 

Mustafa Nezihi Pesen- dunyabizim.com

Etiketler :