Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

2023 Türkiye'sine dair senaryolar

30.10.2010 14:01
2014'te AB'ye veya "Yeni AB"ye girmek, 2023'te dünyanın en büyük 10 ekonomik gücünden biri olmak...

Erdal Şafak'ın yazısı

Her 29 Ekim, Türkiye'yi o büyük hedefe bir yıl daha yaklaştırıyor: Cumhuriyet'in 100'üncü yılını kutlayacağımız 29 Ekim 2023'e.

O tarihi dönemeç için büyük hedefler belirlendi, geniş vizyonlar hazırlandı.
Türkiye'yi çağdaş uygarlığın modeli yapmak gibi...
Dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına sokmak gibi...
Ekonomik gücünü siyasal, diplomatik, kültürel, sportif alanlara yansıtmak gibi...


Bir de elbette 2023 ile Türkiye'nin olası AB üyeliğini ilişkilendirenler var. Başını Prof. Dr. Cengiz Aktar'ın çektiği bir grup aydın ve akademisyen, Türkiye'nin 2023'te AB'ye üye yapılmasının tarihi bir mesajı olacağını savunuyorlar. İtirazımız yok ama bu önerinin, ipe un sermek isteyenler tarafından bulunmaz bir argüman olarak kullanılması olasılığının da göz ardı edilmemesi gerekiyor.
Aktar'ın Avrupa medyasına da yansıyan 2023 önerisi, bazılarının "Düş", bazılarının ise "Karabasan" gördükleri bir dizi senaryoya esin kaynağı oldu.

Hatırlıyorum;
bu senaryolardan ikisini birkaç yıl önce bu köşede yazmıştım. Birini hiç unutmuyorum: Yıl 2028. AB dönem başkanı Türkiye. İstanbul'da dillere destan bir zirve düzenleniyor. Türkiye'nin gücü, zenginliği, AB'deki ağırlığı göz kamaştırıyor. Hele Dolmabahçe Sarayı'nda AB liderlerine verilen akşam yemeğindeki zengin masa, büyülü hava Avrupa medyasının dilinden düşmüyor.
Türkiyeli AB senaryolarından birini de Alman gazetesi "Handelsblatt" yayınladı. 2007'de. Bayram armağanı olarak aktaralım.

İstanbul 2026: Süleyman Mehmet (Başbakan) odasında iç çekerek dolaşıp duruyor. Dönem başkanlığının tacı olarak düşündüğü AB'nin İstanbul zirvesinin başarısızlıkla sonuçlanması riski canını sıkıyor. Türkiye'nin kirveliğini yaptığı Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan'ın AB'ye katılımları, 33 üye ülkenin çoğunluğunun desteğini alamadı. Avrupa medyası "Kriz" manşetleri atıyor.
Süleyman Mehmet, Boğaz'a nazır bürosunun balkonunda, AB'nin son 60 yılını özetleyen kitabın sayfalarını çeviriyor. 2006'ya geldiğinde gülümsüyor. O yıl, 11 Mayıs'ta Almanya Başbakanı Angela Merkel, AB'ye aday ülkeleri ürperten bir açıklama yapmıştı: "Adaylardan sadece Romanya ve Bulgaristan'a karşı sözümüzü tutabiliriz..." Bunun bir taktik manevra olduğu çok sonra anlaşılabilmişti. Merkel bu çıkışıyla AB'nin genişleme sürecine direnç gösterenleri rahatlatmayı amaçlıyordu. Hemen ertesi yıl AB Anayasası'nın "Light" versiyonu hızlı bir süreçle kabul edilmişti. Böylece AB'nin genişlemesinin önündeki frenler ortadan kalkmıştı. İzlanda, İsviçre, Norveç hemen AB'nin kapısını çalmışlardı. 2018'de Ukrayna, daha sonra Sırbistan, Makedonya ve Bosna-Hersek kuyruğa girmişlerdi. Onların ardından da Türkiye ve Arnavutluk...

Süleyman Mehmet kitabın sayfalarını çevirmeye devam etti: AB sonunda başarılı bir entegrasyon modeli olmuştu. Euro bölgesinin üye sayısı 25'e çıkmış, iç ve dış politikalarda güzel bir koordinasyon sağlanmıştı... Böyle sürüp gidiyor senaryo.

Ama... "Handelsblatt" senaryosunu AB ekonomisinin sürekli büyümesi varsayımına dayandırmıştı: Bu büyümeyle ortaya çıkan işgücü açığının ancak nüfusu genç ülkeleri AB bünyesine katmakla çözümlenebileceği konusunda çok geniş bir uzlaşma sağlanacaktı.

Senaryonun yayınlanmasından bir yıl sonra küresel ekonomik kriz patlayıverdi...
Sonuç? AB'de bugün kim genişlemeden söz etse, neredeyse çürük yumurta yağmuruna tutuluyor.
O nedenle senaryolara pek inanmayın. Ne 2023'e, ne öncesine ve sonrasına.

En iyisi hedefe kilitlenin: 2014'te AB'ye veya "Yeni AB"ye girmek, 2023'te dünyanın en büyük 10 ekonomik gücünden biri olmak...

Sabah.com.tr

Bu haber toplam 1272 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri