Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

58 yıl önceki ankette bugünkü sır…

16 Haziran 2008 / 07:26
“Rey sandığının namusuna bu defa saygı gösterileceğine emniyetiniz var mı?”
Ülkemizde bir genel seçim öncesinde ilk kamuoyu yoklaması 16 Mayıs 1950 seçiminde yapıldı.

Dönemin güçlü gazetelerinden Vatan gazetesinin beş bin kişi ile görüşerek yaptığı ve seçimden 2 gün önce 14 Mayıs’ta yayınladığı ankette, bugün yaşadıklarımızı anlamamıza yardımcı olan çarpıcı bir soru da yer aldı. En az soru kadar, ankete katılan deneklerin verdiği cevap da oldukça manidardı.

Soru aynen şöyle; “Rey sandığının namusuna bu defa saygı gösterileceğine emniyetiniz var mı?”

Gazetenin haberine göre, 5 Bin deneğin büyük bölümü bu soruya “hayır” cevabı vermiş.

Denekler verdikleri cevapla, 27 yıllık tek parti iktidarında tepeden tırnağa devletin her kademesinde mevzilenmiş olan CHP zihniyetine güvenmediklerini açıkça belli etmişler.

Yapılacak bir seçimde sandığın namusuna güvenmemek ne demek? Kökleri ne kadar derinlerde bir güvensizlik göstergesi bu…

Bu arada anket çalışmasına katılan denekleri yürekli cevaplarından dolayı kutlamak lazım… Tek partili rejimin baskıcı yönetimine rağmen, acaba başımıza bir şey gelir mi ki diye tereddüt etmeden soruya doğru cevap vermekten çekinmemişler.

Bu arada gazetenin sorusundaki bir ayrıntı, yani “bu defa” ifadesi herhalde dikkatinizi çekmiştir. Ne diyor soruda; “Rey sandığının namusuna bu defa saygı gösterileceğine emniyetiniz var mı?”

O güne kadar yapılan seçimlere sandık namusuna saygı gösterilmediğini peşinen kabullenen bir yaklaşım var haberde. Bundan olacak, hiç olmazsa, acaba bu defa saygı gösterilir mi diye soruyor gazete.

Şimdilerde bir kamuoyu araştırması yapılsa ve deneklere; “Anayasa Mahkemesi karar alırken hukuki mi davranıyor, siyasi mi? Mahkemenin kararlarına güveniyor musunuz?” diye sorulsa nasıl bir tablo çıkar dersiniz? Aradan geçen 58 yıl, yargıya olan güveni artırdı mı, yoksa aşınmaya devam mı ediyor…

Yargıya güveni sarstılar…

Biliyorsunuz, Mayıs ayı sonlarında Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt izlenip - dinlendiği gerekçesiyle ortalığı ayağa kaldırmıştı. Paksüt’ün aynı günlerde AKP karşıtı eski AK Partililerle, bir kısım gazetecilerle görüşmeler yaptığı iddiaları ortaya atılmıştı. Paksüt iddiaları yalanlamıştı.

Paksüt’ün verdiği anormal tepki işin doğrusu Anadolu insanının tabiriyle o günlerde ‘huylanmamıza’ neden olmuştu. Hislerimiz bizi yanıltmadı. Nitekim Paksüt’ün, ülke hassas bir dönemden geçerken Genelkurmay karargâhına defalarca gidip geldiği geçtiğimiz günlerde haberlere konu oldu. Paksüt’ün dinlendiği iddialarıyla ortalığı ilk ayağa kaldırdığı günlerde “Bu üye toplum vicdanını rahatsız etti…” ara başlığı altında şunları yazmıştık;

“Prof. Dr. Nevzat Tarhan, -gizli eylemleri olmayan bir hâkim dinlenmekten korkmaz. İster gizli eylemleri olan bir yargıç olsun, ister korku içindeki bir yargıç olsun iki durumda da tarafsız, nesnel, önyargısız karar veremeyeceği için Sayın Paksüt istifa etmelidir- yazmış. Kişisel kanaatime göre, Sayın Paksüt’ün verdiği aşırı tepki, pozisyonunu sarsacak işlerle iştigal ettiği ve bir suçüstü haleti ruhiyesi sergilediği gibi bir izlenim oluşturmuştur…” tespitinde bulunmuşuz.

Terörle mücadele ikincil önemde mi?

Osman Paksüt son aylarda üst üste neden Genelkurmay’a gidip geldiğini izah ederken, TSK’nın gerçekleştirdiği K. Irak operasyonundan dolayı kutlamaya gittiğini söylemiş. Demek TSK’nın karda-kışta bugüne kadar gerçekleştirdiği en büyük operasyonlardan birini tebrik için Anayasa Mahkemesi başkanının değil de, bir üyenin gitmesi yeterli olmuş. Tabi canım, biz de inandık. Bu doğru bile olsa, Sayın Paksüt’ün söz, eylem ve davranışları kendisine karşı güvensizliği haklı kılacak bir boyuta ulaşmıştır.

Hürriyet'ten Enis Berberoğlu Sayın Paksüt’e olan güvensizliğini şu satırlarla yansıtmış; “Mesela Başbuğ görüşmesini Hürriyet olarak biz de duyduk ve önceki gece Paksüt'e iki kez sorduk, kesin dille yalanladı. Merak ettim, neden kendisini arayan muhabire, "Paşa benim yakın dostumdur, hep görüşürüm, ne gariplik var bunda?" diyemedi de ertesi günkü imalı haberlere geçit verdi acaba? Yargıçların kararlarıyla konuşmaları esastır. Ama daha önemlisi, tam doğruyu söylemeleridir” yazdı.

Biz vatandaşız. Güvenmek kadar, gerektiğinde güvenmemek de işin tabiatın da var. Eğer bir güvensizlik varsa, medyayı ve vatandaşı suçlamak kadar, nerde yanlış yapıyoruz diye de düşünülmelidir.

İtiraf gibi açıklama…

Dün İnşaat Mühendisleri Genel Merkezi'nde yapılan İktidar Yolunda Çankaya başlıklı toplantıya katılan CHP Genel Sekreteri Önder Sav, CHP ile didişen hiçbir partinin ayakta kalmadığını söyledi. Yüzüne yansıyan alaycı bir tavırla, bir falcı edasıyla, AK Parti için de 3 vakte kadar benzer akıbet kehanetinde bulundu. Kapatılacaklarını ima etti. Bir gün ecel kapıyı çalacak, AKP’nin hükmü sona erecektir dedi.

Tıpkı, Genelkurmay Başkanının başörtüsü düzenlemesini Anayasa Mahkemesi’nin iptal etmesinin ardından “malumun ilamı oldu” demesi gibi…

Anayasa Mahkemesi’nin herhangi bir üyesi bu kadar sık bizleri de ziyaret etse, bize de malum mu olur acaba? Kamuoyunu böyle düşünmeye sevk eden, Sayın Paksüt’ün birbiriyle çelişen güvenilmez tavırlarıdır. Öyle bildiri yayınlamak ve esip gürlemek bu yalın gerçeği ortadan kaldırmaya yetmiyor.

Sayın Sav’ın dün AK Parti’nin akıbeti konusundaki müstehzi ifadelerini dinlerken, acaba ona da malum oldu diye düşünmeden edemedim.

Olan biteni ibretle seyreden vatandaş, kime nasıl güvenecek? Yazık ediyorlar ülkeye…

Vatandaş tespitini 58 yıl önce yapmış. Güvenmiyoruz diye… Şimdilik aynı tas, aynı hamam…

Ama düzelecek…
Kaynak:
Bu haber toplam 790 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri