Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

“Irak’a Kürdistan Türkiye’ye Demokrasi “

13 Ocak 2009 / 16:26
Babası Diyarbakır Cezaevinde oruç tuttuğu için öldürülen buna rağmen Türkiye'ye gönül koymayan Kürt aydını Altan Tan, sonunda beklenen kitabını yazdı..
“Irak’a Kürdistan Türkiye’ye Demokrasi “

Kürt Sorununun Dünü Bugünü ve Yarınını anlamak için Araştırmacı Yazar Altan Tan tarafından kaleme alınan“Irak’a Kürdistan Türkiye’ye Demokrasi” kitabı farklı bir bakış açısıyla meseleyi irdeliyor. Kitabı dört ayda oturup yazdığını ama 25 yıllık araştırma, gözlem ve yaşanmışlıkların birikimi olduğunu ifade eden Tan “İstedim ki bu meseleyi öğrenmek isteyenler derli toplu bir şey okusunlar “ dedi. Üçyüze yakın kitaptan yaklaşık olarak 546 alıntının bulunduğu kitabın en temel özelliği yaşanan tartışmalara kaynaklarla cevap vermesi.600 sayfalık kitap birçok konuda ezber bozacak kalıcı ve gerçekçi çözümlere sahip. Kitabın en can alıcı bölümlerinden birisi de Altan Tan’ın babası Bedii Tan’ın Diyarbakır Cezaevi’nde işkence ile nasıl öldürüldüğü ve sonrasındaki gelişmeler oluşturuyor.

Kalıcı ve gerçekçi çözüm bambaşka bir perspektif gerektiriyordu. İşte bu noktada bölgenin hemen her karışını bilen ve hayatını bu sorunun çözümüne adayan ünlü Kürt aydını Altan Tan yılların birikimini kaleme aldı. Altan Tan düşünce ve siyaset dünyasının aşina olduğu bir isim. 12 Eylül sonrasında insanlık dışı muamelelerin adeta karargâhı durumuna gelen Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde gördüğü işkence sonrasında hayatını kaybeden babası Bedii Tan’ın acısı belki de Güneydoğu ve Kürt sorununa farklı bir gözle bakmasına yol açtı. Türkiye’deki muhafazakâr ve dindar hareketlerin Kürt Sorununa ısrarla uzaktan ve resmi görüş çizgisinden bakmaları Altan Tan’a göre sorunun kangren hale gelmesinin en önemli sebeplerinden biri.

Altan Tan geç kalmış bir Kürt ulusalcılığına da mesafeli duruyor. Bir yüzyıl öncesinin gözde kavramlarının bugünkü koşullara uygulanmasını gereksiz ve Kürt halkını geriye götürecek bir çaba olarak görüyor. Bununla birlikte Kürt ulusalcılığının kapsamlı bir tarihçesini vermekten de geri durmuyor. 600 sayfayı aşkın bir kaynak kitap hüviyetindeki çalışma Türkler ve Kürtler arasındaki ilk münasebetlerden Osmanlı dönemindeki özerk yapılanmaya, Kürt edebiyat ve folklorundan isyanlarına, II. Meşrutiyet’in Kürtler nezdindeki etkilerinden İttihat ve Terakki yönetimine, Cumhuriyet dönemi olaylarına, Kürtlerin Türkiye’deki sağ ve sol düşünce içinde siyaset yapma biçimlerinden İslami bir Kürt hareketinin mecra bulma imkânına, “federasyon mu, bağımsızlık mı, yoksa demokratik Cumhuriyet’te entegrasyon mu?” tartışmalarına uzanan kuşatıcı bir inceleme sunuyor.

Kitap “Etnik Federasyon Türkiye için uygun mu? En büyük Kürt şehri İstanbul. Kürtler neden şehirleşemedi? İslam öncesi Kürtler. Kürtler Bir Ulus mu Yoksa Bir Etnik Topluluk mudur? Diyarbakır Askeri cezaevinde olanlar. Kürt sorunu ve medya. Kürt sorunlarının çözümleri...” gibi birçok sorunun yanıtını arıyor.





İslam dünyasının yabancı olduğu kavramlar ciddi analize tabii tutulmadan mesele çözülmez”



“Ya Tam kardeşlik ya hep birlikte kölelik” üst başlığıyla okuyucuya ulaşan kitapta Altan Tan kitabı neden yazdığını önsözde şöyle anlatıyor: “Kürt sorunu bugün Türkiye’nin en önemli sorunlarının ba­şında geliyor. Bu toplumun tarihi kodlarında var olduğuna inan­dığımız ‘Derin Akıl’ acilen devreye girmez ve sorunu, bugünün şartlarını göz önünde bulundurarak, tarihi ve kültürel referans­ları doğrultusunda çözmezse, korkarız ki sadece Türkiye değil, Ortadoğu’daki devletlerin tümü ve bu devletlerdeki halkların ta­mamı, bugüne kadar yaşadıkları acılardan çok daha büyüklerini yaşamak zorunda kalacaklardır…Bugün Türkiye kamuoyu korkunç bir dezenformasyon bom­bardımanının yoğun etkisi altında bulunmaktadır. Türkiye kamu­oyunu bu etkilerden kurtarmadan, duru, arı ve doğru bir bilgilen­dirme olmadan, Kürt sorunu bütün yönleriyle aydınlatılmadan meseleleri anlamak ve çözüme kavuşturmak mümkün değildir…Ulusçuluk, ulusalcılık, milliyetçilik, laiklik ve laikçilik gibi, İslam dünyasının yabancısı olduğu kavramlar, sistemler ve uy­gulamalar ciddi bir analize tabi tutulmadan da Kürt sorununu çözmek mümkün değildir…Yaptığım bu çalışmada Kürt sorununu dünü, bugünü ve ya­rını ile ele almaya çalıştım. Bir tarihçi, etnograf, dil bilimci veya antropolog olma iddiasında değilim. Bu konular hakkında aktar­dıklarım sorunun daha rahat anlaşılması için özet ve ön bilgiler olarak kabul edilmelidir…” demektedir.



“ Ermeni aydın ve siyasetçilerinin de büyük yanlışları olmuştur”

Kitabın en can alıcı kısımlarından biri de Kürt ve Ermeni ilişkileri başlığını taşıyan bölüm. Bu bölümde Altan Tan, Kürt Ermeni siyasetçilerinin yolları 1. Dünya Savaşı’ndan önce ayrılmaya başlamıştı diyor. Tan bu konuda şu tespiti yapıyor: “Kürt-Ermeni ilişkilerindeki en önemli yol ayırı­mı, Ermenilerin ayrılıkçı taleplerle ve çoğu kez Ruslarla işbirliği içinde Osmanlı yönetimi ile çatışma siyasetini benimsemeleri, Kürtlerin ise padişahla işbirliği içinde Ermeni ve Ruslara karşı bir tavır içine girmeleridir. Sanıldığının aksine Kürtlerle Ermeni siyasetçilerinin yolları­nın ayrılması ve dostluk ilişkilerinin bozulması Birinci Dünya Savaşı’nda değil, ondan çok önceleri, 1870’li yıllarda başlamıştır. Osmanlı Devleti’nin merkezileşme politikaları doğrultusun­da Kürt beyliklerini tasfiye sürecine girmesi bölgedeki dengeleri alt üst etmişti. Yüzlerce yıllık gelenek içinde oluşan ilişkilerde yerel Kürt beylerine vergi veren, her türlü toplumsal olayda on­ları muhatap alan Ermeniler, yeni dönemle birlikte farklı davra­nışlar sergilemeye başladı. Ermeni ve Süryanilerin dışında Kürt köylüleri de merkezi yönetimle yerel Kürt yönetimleri arasında kaldı. İkinci Meşrutiyet’te Kürt-Ermeni ilişkilerinde bir kırılma yaşandı.” Tan, Ermeniler eğitim, kültür, sanat ve ticaretteki bu üstünlükleri­ne rağmen, hak iddia ettikleri Diyarbekir, Bitlis, Van, Erzurum, Elaziz ve Sivas vilayetlerinin hiçbirinde nüfus çoğunluğuna sa­hip değildiler. ‘Bu vilayetlerde Türkler, Süryaniler ve Arapların yanında sadece Kürtlerin nüfusu toplamda %50’den fazlaydı’ diyor ve ekliyor “Bu dönemdeki Kürt-Ermeni ilişkilerinin gerginleşmesi ko­nusunda ciddi bir araştırma yapmadan fikir ileri sürenler genel­likle yanılmakta ve çoğunlukla da Kürtleri suçlamaktadırlar. En önemli iddiaların başında önce Sultan Abdülhamid’in, sonra da İttihatçıların (Türk yöneticilerin) Kürtleri Ermenilere karşı kul­landıkları ve ‘cahil Kürtler’in de buna alet olarak, körü körüne bağlandıkları dini taassuplarının da etkisiyle Ermenileri katliama uğrattıkları suçlaması gelmektedir. 1900’lü yıllar Türk, Kürt, Ermeni, Süryani, Rum bütün halk­lar için felaket yıllarıdır. Yaşanan bu felaketlerde en fazla zarara uğrayan, en azından diğer halklardan farklı olarak vatanlarını topyekûn terk etmek zorunda kalanların Ermeniler olduğu doğrudur. Ancak İttihatçı­lar ile onlarla işbirliği yapan bazı Kürtlerin yanlışları ve insanlık dışı davranışları yanında Ermeni aydınları ve siyasetçilerinin de önemli yanlışları olmuştur.” Demektedir.



“Sadece İslamcılar değil Laik ve ulusalcı Kürtler de 1. Dünya savaşında cansiperane savaştılar”

Altan Tan, 1. Dünya Savaşı’nda özellikle Diyarbakırlı Cemilpaşa ailesinden hareketle bütün Kürtlerin çeşitli cephelerde savaştığını, Kürt ağa, molla ve şeyhleri de aynı tavrı sergilediğine dikkati çekiyor. Sözü Altan Tan’a bırakalım “Kürtler Birinci Dünya Savaşı’nda Türklerle beraber omuz omuza bütün cephelerde cansiperane savaştılar. Bu savaşanlar arasında sadece İslam kardeşliğine inanan İslamcı aydınlar de­ğil, o günün şartlarında laik ve ulusalcı fikirlere sahip Kürtler de vardı. Kürt ulusalcılığının kurucusu ilk birkaç aileden biri saya­bileceğimiz Cemilpaşa ailesinin bütün gençleri bu savaşta yer aldı. Avrupa’nın değişik şehirlerinde üniversite öğrenimi gören Diyarbekirli Cemilpaşa’nın oğulları İbrahim ve Cevdet ile torun­ları Ekrem, Kadri ve Şemseddin Cemilpaşa 1914 yılında derhal İstanbul’a dönerek savaşa gitmek için birliklere katıldılar… Diyarbakır’da kırktan fazla köy sahibi olan Cemilpaşa ailesi­nin hiçbir maddi sıkıntıları olmayan gençlerinin Belçika, İsviçre ve Almanya’daki hayatlarını bırakarak vatan savunması için ül­kelerine dönüp ölümü seçmeleri ibret vericidir. Bu dönemde sadece Kürt köylüleri değil, Kürt ağa, molla ve şeyhleri de aynı tavrı sergilediler. Gözünün görebildiği her şeyi vurabilmesi ile ünlü, Siirt Kurtalanlı Pencinera Aşireti Reisi Bı­şare Çeto da aşiretine mensup yüzlerce kişiyle birlikte hayatını kaybetti. Yaşadığı dönemin en saygın Nakşibendî şeyhlerinden olan Bitlisli Şeyh Hazret (Şeyh Muhammed Ziyaeddin Norşini) ve kardeşleri ile Bediüzzaman Said-i Nursi ile arkadaşı Abdürra­him Rahmi Hakkâri (Cüneyt Zapsu’nun dedesi) Kürtlerden milis alayları düzenleyerek Ruslara karşı savaştılar.”



“PKK laik seküler Kürtlerden beslendi”

Tan’ın PKK değerlendirmesini uzun uzun yaptığı kitapta aslında PKK’nın laik seküler Kürtlerden beslendiği tezine vurgu yapılıyor: “Geleneksel değerlerle kendileri için yeni olan ‘modern’ durum arasında bocalayan bu yeni sınıf, Kürt siyasetinin ve bu bağlamda PKK’nin de ana zemini ve platformu haline geldi. Azımsanmaya­cak oranda ‘laik-seküler’ ve aynı zamanda ulusalcı; çoğunluğu gençlerden oluşan bir Kürt kitlesi meydana geldi. Cumhuriyet’in ilk yıllarında bölgede laik-seküler dünya görüşünün temsilcile­ri, çok az sayıda Kürt aydını ile asker ve sivil bürokratlar iken, bugün gelinen noktada bölgede hatırı sayılır bir kemiyette laik- seküler, (aslında İslam karşıtlığı noktasında ‘laikçi’ demek daha doğru olur) bir yeni Kürt kitlesi oluştu… Nitekim bugün bu durumdan hareketle bazı Kürt politikacıla­rı tarafından bu yeni Kürt sınıfının laiklik anlayışı ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nin laiklik anlayışının aynı olduğu sıklıkla dile getiril­mekte ve altı çizilerek vurgulanmaktadır…”





Babasını Diyarbakır Cezaevinde işkenceden kaybetti

Hasan Cemal’in “Kürtler” kitabı Diyarbakır Sanayi ve Tica­ret Odası Başkanı Felat Cemiloğlu ile Felat Bey’in iş ortağı ve 29 yıllık arkadaşı babam Bedii Tan’ın Diyarbakır 5 No’lu Askeri Cezaevi’ndeki ‘hikayeleri’ ile başlıyor. Altan Tan’ın kitabının beklide en can alıcı kısmı ve Tan için belki de yazılması en zor olan kısım bu bölümdü. Çünkü Felat Cemiloğlu’nun anlattığı Bedii Tan, Altan Tan’ın babasıydı. Diyarbakır Cezaevinde işkence ile öldürülen Bedii Tan’ın nasıl öldürüldüğünü Felat Cemiloğlu Hasan Cemal’e şöyle anlatmıştı: ““1980 yılı Temmuz ayı sonları olmalı. Kurtalan’daki işleri idare eden (Şirket Şırnak kömürlerinin bölge bayisi idi ve Kurtalan’daki şantiyeden demiryolu ile bölge illerine nakli­ye yapılıyordu) Aziz İpekçi Diyarbakır’a geldi. Benimle yal­nız görüşmek istedi. Telaşlı ve korkmuş bir hali vardı. On sekiz-yirmi yaşlarında bir gencin yazıhaneye geldiğini, Apo örgütünden olduğunu, 5 Ağustos tarihine kadar şirketimizin 2 milyon lira ödemesine örgütün karar verdiğini, (daha önce soyulan) kamyonlarımızı kendilerinin soyduğunu, bu para verilmediği takdirde kamyonların geçişine müsaade etmeye­cekleri gibi, yükleme işinde çalışan loderimizin de dinamitle­neceğini söylediğini anlattı.

Son sene şirkete ortak yaptığımız Bedii Tan’ı da çağırarak ne yapabileceğimizi tartıştık. Aziz İpekçi bu iş halledilmediği takdirde işin ucunda ölüm olabileceğini, kendisinin çoluk ço­cuğunun olduğunu, hayatını tehlikeye atmayacağını söyledi. Ertesi sabah Aziz İpekçi ve Bedii Tan Kurtalan’a gittiler… “Bunun üzerine istenilen parayı örgüte verme mecburiyetinde olduğumu anladım. Loderin yedek motorunu 1 milyon 600 bin liraya satarak, 400 bin daha ilaveyle Bedii Tan ve Aziz İpekçi’yi Kurtalan’a gönderdim. Dönüşlerinde fazla izahat is­temeden, verdiklerini öğrenmekle iktifa ettim ve bu mesele­nin bir daha konuşulmamasını tenbih ettim. Bu hadiseden bir ay yedi gün sonra 12 Eylül 1980 darbesi oldu… 1981 yılında şirketten haraç alan PKK’li Kazım Türkan yaka­landı, bir müddet sonra olayları itiraf ederken şirketten haraç de­ğil, 2 milyon lira yardım aldığını söyledi. Felat Cemiloğlu 21 Mayıs 1982 günü Diyarbakır’da gözaltına alınarak olay mahalli Siirt’e götürüldü. “Felat ağabeyin bir suçu yok, ne olduysa beraber oldu, beni de alın” demesine rağmen Be­dii Tan, ilk etapta gözaltına alınmadı. Üç gün sonra Bedii Tan da gözaltına alınarak Siirt’e götürüldü. Diyarbakır’ın en saygın ve en çok sevilen kişilerinden olan bu şahıslarla ilgili tutuklama ka­rarını hiçbir haklı gerekçe olmamasına rağmen 10 Haziran 1982 günü Mardinli askeri savcı Yüzbaşı Oktay Yüksel verdi. … Ramazan geldi. 1982’nin Temmuz ayı. Oruç tutmak serbest dediler. Sahura kalkmak yok. İftar ise saat 20’den sonray­dı. Bu aslında ‘Oruç tutma, istemiyoruz’ mesajıydı. Bedii Tan Bey oruç tuttu. Bu arada havalandırmada, betonda, üstümüz çıplak halde dünyanın idmanını yaptırıyorlar. Bedii’nin oru­cunun farkına vardılar. Ne yaptılar biliyor musun? Kanali­zasyon kapağını kaldırdılar, avuçla pislik yedirdiler. Bedii Tan çok hastalandı.”412



“Bedii Tan çok dayak yedi ve yatağa düştü. Yatağa düşünce gardiyan ‘Onu bana getirin’ dedi. Götürdük. Bedii Tan ayak­ta duramıyordu. Kafasından bir bidon soğuk su boşalttılar. Yere yığıldı. Kalkması emredildi. Duvara tutunarak güçlükle kalktı. Kalkmasıyla beraber, gardiyan bir tekvando hareke­tiyle dönüş yaptı ve botunun tabanını Bedii Tan’ın göğsüne indirdi. Adamcağız kafa üstü yere düştü.” Tan babasının nasıl öldüğünü ve sonrasını ise kitapta şöyle anlatıyor: “Yerde yatan Bedii Bey’in karnına bastılar. Bağırsakları ve böbreği patladı.



Bedii Bey, 33 nolu koğuşa girdikten 33 gün sonra öldü. Mardinli askeri savcı yüzbaşı Oktay Yüksel, koğuşa gelerek Bedii Tan’ın hastalıktan öldüğüne dair zorla ifadeler imzalattı. Felat Cemiloğlu dahil 105 tutuklu aynı ifadeyi imzalamak zo­runda kaldı. Selim Dindar ve sonradan Gercüşlü Mehmet Emin Kardeş, çıktıkları ilk mahkemede ölümü göze alarak Bedii Tan’ın işkenceyle öldürüldüğünü söylediler ve suç duyurusunda bulun­dular….Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemelerinde ilk olarak bir gardi­yan çavuş, Gümüşhane nüfusuna kayıtlı ‘Gestapo Adnan’ lakaplı Adnan Gündüz 6 yıl 8 ay hapse mahkum oldu. Felat Cemiloğlu, yaşadığı travmanın etkisiyle, Bedii Tan’ın oğulları tarafından Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesi’nde açılan davanın hiçbir duruşmasına katılamadı ve ifade vereme­di. Ancak olayın üzerinden on yıl geçtikten sonra yaşadıklarını Hasan Cemal’e anlatabildi.”

Kaynak:
Bu haber toplam 1190 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri