Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Kur’an Dostu Bir Sahabi

26.05.2010 00:06
Abbad İbn Bişr, Medine'de Mus'ab bin Umeyr'in Kur'an okuyuşu duymuş ve Mus'ab'ın dilinden yükselen her Allah kelamına âşık olmuştu.

Sahabeden Abbad İbn Bişr, İslam davet tarihinde önemli isimlerden biridir. Ömrünü ibadetle geçiren muttaki bir kimse olan Abbad, geceyi ibadetle geçirmesinin yanı sıra, Allah adını yüceltmek için savaş meydanında da çarpışan cesur bir kahramandır. Abbad İbn Bişr, Allah Resulü'nün mübarek davetçisi olan Mus'ab bin Umeyr'in Medine davetine katılmış, 25 yaşında pırıl pırıl bir gençtir.

 

 Abbad İbn Bişr, Medine'de Mus'ab bin Umeyr'in Kur'an okuyuşu duymuş ve Mus'ab'ın dilinden yükselen her Allah kelamına âşık olmuştu. Duyduğu o ilk Kur'an'dan sonra Abbad, sonraki bütün ömrü boyunca Kur'an'a, kalbinin ortasında genişçe bir yer açmış ve Kur'an'ı devamlı meşguliyeti haline getirmiştir. Gece de gündüz de, seferde iken de savaşta iken de devamlı Kur'an'la hemhal olmuştur. Hatta Abbad İbn Bişr, sahabe arasında 'imam' ve 'Kur'an'ın dostu' lakaplarıyla tanınmıştır.

 

Ez-Zehebî, Tarihü'l-İslâm'da, Hz. Aişe validemizin şöyle dediğini kaydetmektedir: Ensar topluluğundan üç kişi vardır ki, fazilet bakımından hiç kimse onların üstüne çıkamamıştır. Bu şahıslar, şu kişilerdir; Sa'd İbn Muaz, Useyd İbnu'l-Huzayr ve Abbad İbn Bişr'dir.

 

'Allah'ım ona mağfiret et!'

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, bir gece, Hz. Aişe validemizin mescide bitişik odasında namaz kılıyordu. Cebrail'in kalbine indirdiği şekliyle, Kur'ân'ı taptaze onlara okuyan Abbad İbn Bişr'in sesini işitti ve 'Ey Aişe! Bu, Abbad İbn Bişr'in sesi midir?' diye sordu. Aişe validemiz 'Evet, ya Resulullah' deyince, Efendimiz: 'Allah'ım! Ona mağfiret et' buyurmuştur.

 

Canımın kesilmesini tercih ederim

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Zatü'r-Rik'a gazasından dönerken, geceyi geçirmeleri için Müslümanları bir vadide konaklatmıştı. Bu arada Müslümanlardan biri harp esnasında kocası yokken bir müşrik kadını esir almıştı. Kocası dönünce karısını bulamadı. Bunun üzerine o müşrik, Efendimizin ordusuna yetişmeye ve onların kanını akıtmadıkça dönmemeye Lât ve Uzza adına yemin etmişti.

 

Müslümanlar develerini çöktürünce, Abbad İbn Bişr ve Ammar İbn Yasir, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin yanına geldiler ve 'Biz nöbetçi olarak beklemek istiyoruz ya Resûlullah' dediler. [Muhacirler, Medine'ye geldiklerinde Resulullah, bu iki büyük sahabiyi kardeş ilan etmişti]

 

Abbad ve Ammar, nöbet tutmaları gereken yere vadinin ağzına gelince, Abbad İbn Bişr kardeşi Ammar İbn Yasir'e: 'Gece, ne zaman uyumak istersin, önce mi, sonra mı?' diye sordu.

 

Ammar: 'Ben önce uyumak istiyorum' dedi ve ondan uzak olmayan bir yere giderek yattı.

 

Gece sakindi. Yıldızlar, ağaçlar ve taşlar Rablerine hamd ederek tesbih çekiyorlar ve ona şükrediyorlardı. Abbad İbn Bişr'in gönlü ibadet etmeyi arzu etmiş ve kalbi Kur'ân'ı özlemişti.

 

Ona göre en tatlı şey Kur'ân'dı. Namaz kılarken onu okuduğunda, namazdan elde edilen sevabı, Kur'ân okuma sevabına ilâve ederdi. Kıbleye yönelip namaza durdu. Düşündürücü, taze ve tatlı sesiyle Kehf sûresinden okumaya başladı.

 

Abbad, Kur'an'ın derin havasına dalmış, namazını kılarken az ileriye bir müşrik geldi. Vadinin ağzında ayakta dikilen Abbad'ı uzaktan gören müşrik, dikilen bu adamın öncü nöbetçi olduğunu anlayınca yayının kirişini bağladı. Sadağından bir ok alıp attı ve ona isabet ettirdi.

 

Abbad vücuduna saplanan oku çıkardı ve Kur'ân okuyuşunda coşarak namazına devam etti. Adam ona başka bir ok attı ve onu da isabet ettirdi. Abbad önceki gibi onu da çıkardı. Adamın attığı üçüncü oku da öncekiler gibi çıkardı, Abbad sürüne sürüne arkadaşı Ammar İbn Yasir'in yanına gitti: "Kalk, yaralar bende güç kuvvet bırakmadı" dedi. Müşrik, orada iki kişinin olduğunu görünce, daha da kalabalık olabilirler diyerek kaçıp gitmişti. Ammar, Abbad'a dikkatli bakınca, yaraları sebebiyle çok fazla kan kaybetmekte olduğunu gördü ve "Subhanallah! Adam sana ilk oku attığında beni uyandırsaydın ya?" dedi.

 

Abbad ise: "Okumakta olduğum sûreyi bitirmeden okumayı kesmek istemedim. Allah'a yemin ederim ki, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bana korumayı emrettiği mevziiyi kaybetme korkum olmasaydı, canımın kesilmesini onun kesilmesinden daha çok severdim"

 

Her tarafı mızrak ve ok yaralarıyla kaplanmıştı

 

Resulullah'ın halifesi Hz. Ebu Bekir zamanında, dinden dönenlerle bazı harpler yapılmıştı. Hz. Ebu Bekir yalancı Müseylime fitnesini yok etmek ve ona yardım eden mürtedleri yola getirmek ve onları yeniden İslâm dairesine sokmak için büyük bir ordu hazırlamıştı. Abbad İbn Bişr de orduya katılanlar arasındaydı.

 

Abbad -Müslümanların kayda değer bir başarı elde edemedikleri bu savaşlar esnasında- Ensar'la Muhacirlerin işi birbirlerinin üzerine atmaları yüzünden üzünülecek şeyler görüp yine onların birbirlerini suçlamaları yüzünden bazı kötü şeyler duymuştu. Bunun üzerine şu kanaate varmıştı:

 

Her birinin tek başına sorumluluk taşıması ve gerçek sabırlı mücahitlerin bilinmesi için, taraflar birbirlerinden ayrılırlarsa ancak, Müslümanlar bu savaşlarda başarıya ulaşabilirlerdi.

 

Son çarpışmadan önceki gece, Abbad İbn Bişr rüyasında; semanın onun için açıldığını, içine girince, onu çekip aldığını ve kapısını üzerine kapattığını gördü...

 

Sabah olunca, Ebu Saîd el-Hudrî'ye rüyasını anlatıp şöyle dedi : "Vallahi bu; şehit olmak demektir, Ebu Saîd!"

 

Gündüz olup savaşa başlanınca, Abbad İbn Bîşr yüksek bir yere çıktı ve haykırmaya başladı: "Ey Ensar topluluğu! Siz diğerlerinden ayrılın... Kılıçlarınızın kınlarını kırın. Sizin yüzünüzden İslâm'a bir zarar gelmesin"

 

Bunu devamlı tekrar etti. Nihayet; başlarında Sabit İbn Kays, Bera İbn Malik ve Ebu Ducane'nin bulunduğu dört yüz kadar Ensar'lı yanında toplandı. Abbad İbn Bişr yanındakileri, kılıçlarıyla safları yarmaya ve göğüsleriyle tehlikeleri karşılamaya götürdü. Nihayet yalancı Müseylime'nîn ve etrafındakilerin gücü kırılıp "Ölüm Bahçesine" sığındılar.

 

Abbad İbn-i Bişr, kanlar içinde bahçe duvarının dibine şehîd düşmüştü. Vücudunda birçok kılıç darbesi, mızrak ve ok yarası vardı. Onu ancak vücudundaki bir ben'den tanıyabilmişlerdi. [Tehzîbu'Mehzîb]

Bu haber toplam 3998 defa okunmuştur

Etiket(ler): , , , , , ,

DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri