Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

ABD'nin Canını Sıkan İkili

15.05.2010 13:54
İran-Brezilya ikisi ABD'nin canını sıkıyor. Peki ABD bu süreçte nasıl adımlar atıyor?

ABD Dışişleri Bakan yardımcısı William Burns, Hillaryy Clinton’un 3 Mart 2010’da Brezilya’ya düzenleyeceği bir gezi öncesi, bu geziyle bağlantılı olarak 25 Şubat’ta Brezilya’yı ziyaret etti. Brezilya Devlet başkanı Luiz Inacio Lula Da Silva’nın, İran’la geliştirdiği uzun soluklu yoğun ilişkileri hakkında oluşturulan diplomatik çalışmalar merkezlerine Burns’ün katılmasına gerek görüldü. Şimdilik, İran-Brezilya aşkı retoriklerin ötesinde bir gerilime yol açmıyor, ancak Washington gittikçe, özellikle Brezilya’nın İran’la oluşturduğu nükleer yardım ve bankacılık bağlarının kontrol edilerek, Lula’nın izlediği dış politikanın maceracı bir çizgiden uzak tutulmasına ihtiyaç duyuyor.

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı ve bakanlığın İran üzerine ihtisas sahibi William Burns, Hillary Clinton’un 3 Mart’ta bu ülkeye düzenlediği ziyareti öncesi, 25 Şubat’ta Brezilya’ya gitti. Ziyaretin sebebi, Clinton’un ziyareti için bir altyapı oluşturmaktı. Normalde bakanlık, bu tür ziyaretler için bu kadar yaygın bir hazırlığa ihtiyaç duymaz, ancak Washington’un bakış açısından Brezilya. Diplomatik öncelikler listesinde en önlere gitti. Sebep ne? İran.

İran’a Keskin Yöneliş

Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inaco Lula Da Silva son zamanlarda İran’la çok samimi bağlantı kurdu. Lula, 24 Şubat’ta İran’ı savunarak, “dünyada barışı sağlamak birilerini izole etmek demek değildir.” Dedi. Lula ayrıca, zenginleştirilmiş uranyum elde çalışmaları sebebiyle uluslararası kazanı kaynatmaya devam eden ve nükleer programı sebebiyle ciddî tartışmalara yol açmasına rağmen 15 Mayıs’ta İran’ı ziyaret edeceğini söyledi. Lula, ziyaretinin bir skandala dönüştüğü dokundurmalarına ise, Fars Körfezi’ne ziyaretime gittiğinde “bir şeyler satmak için İran’la müzakere edeceğini ve böylece İran’ın Brezilya2dan bazı şeyler satın alabileceğini” söyleyerek, alaylı şeklide cevap verdi.

Washington civarında, Silva’nın davranışına yönelik kafalarda oluşan temel soru, “Ne götürür?” sorusudur. Birleşik Devletler, da Silva’nın, Latin Amerika soluna çok önemli bir müttefik ve bir köprü olduğunu uzun zamandır ciddî olarak düşünmektedir. Da Silva ile ilgili genel kanı, işadamı-dost canlısı siyasetçi olduğudur. ABD, Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez gibi, anti-emperyalist süreci destekleyen, kendine zıt liderlere karşı, Brezilya liderinin dengeleyici karizmasına güvenmekteydi. Buda Silva, ABD taraftarı bir kampın üyelik kartını taşıyor demek değil tabii ki, ancak da Silva, ABD ile onun Küba ve Venezüella gibi düşmanları arasındaki diplomatik çizginin ayarını tutturabilmek için ekstra bir çaba sarfedecekti.

Neticede, da Silva ve kabinesi, Washington’un ne büyük dış politika sorunlarından birinin ateşi içine Brezilya’yı koyarak, İran-Brezilya ilişkilerinin meyve verdiğini bütün dünyaya ilan etmekle, bu yolda gidecek görünüyor. Brezilyalı yetkililer, İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ın tartışmalı 2009 başkanlık seçim zaferine sıcak baktı ve İnecad’ın Kasım 2009’daki Brezilya ziyaretinde, hemen kırmızı halıyı serdiler.

Tahran, böyle müsbet bir tepkiden dolayı, Brezilya’dan daha mutlu. Brezilya, BM Güvenlik Konsey’inin daimî olmayan bir üyesidir ve İran’a karşı uygulanacak BM ambargosu, üye 15 ülkenin en az 9’unun oyunu gerektirmektedir. Brezilya buna ek olarak, Güvenlik Konseyi’nin iki daimi üyesi Rusya ve Çin ile de müzakereye oturmakta bu da, ABD tarafından, brezilya’nın geçici konsey üyesi olarak kullanacağı oyla kendisini memnun etmeyeceği dikkate almaktadır. Yine bu tür dış politikasını kullanarak, daimi üyelik için küresel destek arayacağını da hesaba katmaktadır. Brezilya gibi büyüyen bir güçten gelen retorik bir destek bile, İran’a, birleşik koalisyon ambargosundan kurtulmayı sağlayacak bir toplu diplomatik çabaların sağlanmasında İran’a yardım edecektir.

Brezilya’nın Küresel Zuhuru
Da Silva’nın, İran’ı savunmak için alenen oynayacağı birkaç stratejik dürtüler var, bu dürtülerin çoğunda İran’la yapacağı çok az şey var.
Brezilya, sömürge sonrası tarihinde, kendi iç sorunları ve ekonomik çöküşlerle meşgul olmaktan dolayı bir izolasyon içinde yaşadı, ülke yeni kendine geldi ve eşine az rastlanır bir şekilde, istikrara kavuşarak, dışarıya açılmaya ve dış politikada kendini hissettirerek, gelişmeye başladı. Çevresindeki ülkelerin böyle bir gerçeği kabul etmeye hazır olup, olmadıklarına rağmen Brezilya, kendini bölgesel hegemonik güç ilan edecek siyasî ve ekonomik güce sahiptir. Bunun yanında Brezilya, hızla modernize ettiği ordusu ve on yıl içinde ülkeyi, dünyanın en büyük enerji üreticilerinden biri yapacak, hızla büyüyen enerji sektörüyle övünerek, pratik olarak uluslararası örgütlerde üyelik bulabilmektedir. Da Silva’nın bu ayın başlarında övünerek söylediği gibi, “Brezilya, G-20,G-7,G-8,G-3’ün bir parçasıdır. Kısaca, her G’de, Brezilya’yı çağırmak zorundalar. Dünyada, G-spot’unda bulunacak en hazırlıklı ülkeyiz.”

Dış politika takviminin ana hatlarının büyük bir aşkla belirlendiği Brezilya’da, da Silva’nın, ABD’ye daha fazla muhalif bir tavrın politik bazı faydalar getirdiğini görmekte olduğu anlaşılıyor. Da Silva, İran’la ilişkilerin güçlendirilmesine ilaveten, son zamanlarda Chavez hükümetini bir demokrasi olarak( kendi ülkesindeki demokrasiye “hiper demokrasi” olarak atıfta bulundu) savunma sadakatini göstererek bir noktaya parmak bastı ve ABD’ye seslenerek, Küba’ya uyguladığı ticarî ambargoyu kaldırmasını istedi. Brezilya hükümeti, uluslararası arenadaki tartışmalı pozisyonları kendine meslek edinmek suretiyle, Tahran ve Caracas gibi ABD ile sıkıntılı ilişkileri olan yerlerde, hem bir biraz itibar kazanmak ve hem de bir arabulucu olarak, sınıf atlamasına yol açacak bazı kazanç yolları arıyor.

Evdeki Riskleri Taşımak
Orta Doğu’daki arabulucu bolluğuna ve, bölgede bir manivela gücünün yokluğu sayesinde Brezilya’nın yıldızının parlamasına rağmen, da Silva, İran portföyüne aşırı düşkün kalmaktadır. Bu politika, Da Silva’ya risk getirmiyor değil. Brezilya içinde, şaşkın hâlde ve Rusya ve Çin gibi (ki, Brezilya’nın aksine İran’la gerçekten kazançlı ilişkileri var) Brezilya’nın da, alenen İran safına geçtiği düşüncesinden rahatsız olan çok kimse var. Bunlar, rejimin her zaman hor gördüğü, zenginleşme sorunu üzerine, Batı’nın ortak seviyede işbirliği talebine diplomatik olarak kendiliğinden uzak durmaya dikkat edenlerdir.

Gerçekten, Ahmed İnecad geçen yılın sonunda Brezilya’yı ziyaret ettiğinde, da Silva’nın İnecad’a siyasî olarak kucak açma kararı, Brezilya’nın politik duruşunda, onun bir kutuba yönelmesine sebep olmaktadır. Da Silva, son görev yılında ve hâlâ güçlü, ancak İran politikası, önümüzdeki Ekim ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde gösterdiği adayı, Brezilya Kabine üyesi Şefi Dilma Rousseff için bir problem olabilir.

İsrail Devlet Başkanı Şİmon Peres, da Silva hakkında ve 2009 yılı sonunda, Ahmed İnecad’ın ziyaretindeki önceliğe dair nabız yoklamak için Brezilya’yı ziyaret ettiğinde, Sao Paulo eyalet Valisi ve da Silva’nın en büyük muhalifi Jose Serra, Peres’i eyaletine davet etme fırsatını kaçırmayarak, İsrail yanlısı bir konuşma yaptı ve da Silva’nın, İnecad için verdiği resepsiyonu kınadı. Serra, kamuoyu yoklamalarında, Rousseff’in 11 puan önünde görünmektedir. Brezilya bilincinin yüzdesi Yahudi halkı (toplam nüfusun yüzde birinden daha az) ve sayıları gittikçe artan Brezilyalı, da Silva’nın dış politikada İran’la olan macerasına karşı gittikçe tedbiri arttırmakta ve Serra’nın, seçim kampanyasında bu sorun üzerine bileneceği umulmaktadır. Bu durumun, Brezilya iç siyasetinde kalıcı görünüp, görünmeyeceği, şayet Rousseff’in kampanyasına zarar verdiği ispatlanırsa, da Silva’nın İran’a yardımını geri çekmesine yolaçmasıyla belli olacak.

Brezilya iş âlemi, da Silva’nınTahran’la diplomatik flörtüne henüz güçlü bir tepki göstermedi ancak da Silva’nın bu İran inisiyatifi daha da ilerledikçe, o, Batı’yla içli dışlı olmuş Brezilyalı işadamları için daha fazla zorluk meydana getirecektir. Ayrıca, çoğunlukla Brezilyalıları yaralayacak, ABD’nin cep defterine kaydettiği, intikam arayışlarına dair sinyalleri izlemek te önemlidir. Washington’da zaten, doğal gaz ve petrol sektörünün finanse edilmesini sınırlayacak şeyler konuşuluyor, üstelik Brezilya ümit bağladığı bir sahada, ABD’ye ve onun yüksek teknoloji şirketlerine uzak kalarak, teknolojisini geliştirme yolunda birçok engelle karşılaşma riski içinde.

İhtiyatı Elinden bırakmaya Hazır Değil mi?
Şimdiye kadar, ABD ve diğerleri, Brezilya-İran ilişkilerinde, diplomatik bir tantana gösterişinden başka bir şey bulmama rahatlığı içinde olabilir. Brezilya, İran’ın Latin Amerika’daki en büyük ticarî ortağı olmasına rağmen, iki ülke arasındaki yıllık ticaret hacmi toplam olarak 1,3 milyar dolardır. (Brezilya, İran’a kendi imalatı olan gıda ürünleri ve şeker satmaktadır). Ve Brezilya petrol bakımından kendi kendine yeterli olduğu için, petrol, İran’ın enerji ihracatında, bu ticarî ilişkinin hızlanmasını sağlayacak ana unsur değildir.

Da Silva her ne kadar, stratejik çıkarı için İran rejiminin bir avukatı gibi övüyorsa da, ne zaman geri adım atacağının da şuurun da. ABD’nin rahatsızlığını arttıran, 2003 yılında, Brezilya devlet şirketi Petrobas’ın Hazar Denizi’nde 34 milyon dolarlık petrol arama işine hemen dalması, gerçi, Petrobas Nisan 2009’da, teknik bir değerlendirme neticesi ticarî olarak uzun dönemde kârlı olmayacağı gerekçesiyle, İran’daki faaliyetlerine son verdiği açıkladı. ABD’den gelen işaretler, İran’ın enerji sektörüne ambargo uygulama faaliyetlerinin hız kazandığı bir zamanda bu kararın alınması, her ne kadar Petrobas, ısrarla bu kararın politik baskılar neticesi alınmadığını ifade etse de, belki de İran portföyünü elinde tutan Brezilya pragmatizminin gün ışığına çıkan gözyaşlarıdır.

Da Silva’nın Kabinesi de, İran’ın tartışmalı nükleer faaliyetlerine benzer bir direnç gösterdi. Brezilya’nın kendi tarzında bir nükleer güç- ikisi tamamlanmış faal hâlde nükleer santral ile biri zenginleştirilmiş uranyum tesisleri ve iki küçük yeniden üretim santraliyle inşâ edilmekte olan bir nükleer santral- programı var. İran geçmişte, kendi adına Brezilya’nın kendi adına zenginleştirilmiş uranyum üretmesi için Brezilya’yı seçtiğini açıklamıştı. (Japonların, kendi kendilerine, İran’ın nükleer programını nasıl tuzağa düşürmek için giriştikleri abartılı çağrıya benziyor.)Bununla birlikte, Brezilya Dışişleri Bakanı Celso Morim ve teknisyenler, Brezilya’nın böyle bir işbirliğini yürütebilecek yeterli teknolojiye sahip olmadığı gerekçesiyle, bu çağrıyı reddetti.

Fakat Washington, Brezilya’nın İran’la ilgili yeni çıkarları üzerindeki işini şansa bırakmıyor —İşte bu sebeple, ABD diplomatik heyeti, Brezilya’ya doğru yolalıyor. Delikanlılık çağına gelen birne anne-babalık dersi veriyormuşcasına, ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Philip Crowley 25 Şubat’ta, “Açıkça Brezilya, bölgede ve bütün dünyada etkili, büyüyen bir güç, biz böyle bir gücün sorumluluklar getirdiğine inanıyoruz.” Şeklinde konuştu.

Da Silva Ne Kadar İleri Gidebilir?

Her ne kadar İran- Brezilya ilişkisi diplomatik gösteriden oluşuyorsa da, ABD, iki sahada oyunun yönünü değiştirecek potansiyel işbirliği görüyor. Bunlar: Nükleer enerji ve bankacılık. İran nükleer programı yüzünden gittikçe yayılan bir ambargo ile karşı karşıya. İran’ın kullanacağı yollardan bir tanesi, yurtdışındaki İran mevduatının güvenliğini ve ticarî akışını muhafaza etmek için kara para aklama operasyonuyla, bu tehdidi aşmayı denemek. Nitekim Chavez, ABD’ye yapışmak için seve seve bu fırsatı kullanacaktır ve Panama’da şeffaf bankacılığa devam eden ilgisiyle, İran İhracatı Geliştirme Bankası’na (Export Development Bank of Iran- EDBI) bağlı Banco Internacional de Desarrollo CA ile yerel bankaları arasında, İran’ın dolaylı olarak ABD bankacılık sistemine girmesini sağlayan bir sistem kurdu. EDBI zaten ABD Hazine Bakanlığı tarafından, İran nükleer programına ve İran Devrim muhafızlarına doğrudan destek verdiği için kara listeye alındı. Kara liste, hem bu bankalarla ilişkiye giren Amerikalılara ve hem de ABD’deki malvarlıklarının muhafazasıyla ilgilenen yabancı şirketler karşı ambargo uygulamak bir baskı düzeyi oluşturmak için, ABD’ye imkân vermektedir.

İran benzer bankacılık taktiğini Brezilya’da denedi. Ahmedinecad, 2009 Mayısında Brezilya’yı ziyarete gittiğinde, İran EDBI ile Brezilyalı banka yetkilileri, sadece iki ülke arasındaki ticareti kolaylaştıran bir anlaşma taslağı imzaladı. Bankacılıktaki işbirliğinin getirdiği kolaylık, Brezilya’daki, İran banka şubelerinin, ABD’nin ambargosundan kurtulmak için incelikle hazırlanmış uygulaması da dahil, bir çok şey demektir. Brezilya’nın zaten, üzerine yönelecek menfi tartışmalardan sakınmak için, İran’la ticaretini Birleşik Arap Emirlikleri üzerinden yatığına inanılıyor. Ancak, Brezilya topraklarındaki İran bankaları, saklanacak gibi değil ve ABD’nin de gözünden kaçmış değil.

Sonra şimdiye kadar hiç olmamış bir nükleer sorun var. 26 Şubat tarihli Brezilya basınında çıkan haberlerde, Brezilya Anayasayı Koruma Merkezi’nin, da Silva’nın İran’a Mayıs ayında gerçekleştireceği ziyarette ve resmî olarak imzalanacak, Brezilya nükleer programında görevli teknisyenlerin, İran’ın nükleer programında danışmanlık yapıp, yapamayacaklarına dair sorduğu soruya cevap veriyor. O Globo gazetesi, tartışılmakta olan işbirliğinin özelliklerini belirtmiyor, ancak Brazil gazetesi, Sao Paulo’daki, donanmaya ait Aramar laboratuarında, manyetik levitasyon adı verilen (yerçekimine meydan okuyarak, havada dolaşan)yeni bir uranyum elde etme tekniğinin geliştirildiğini, yazdı. Bunu 2009 yılı başlarında Brezilya basınında, ülkenin endüstriyel düzeyde uranyum zenginleştirme tekniği geliştirdiği ve nükleer santraller için yılda 12 ton zenginleştirilmiş uranyum üretmeyi hedeflediği haberleri yazıldı.

Brezilya sadece kendi santralleri için nükleer yakıt üretmiyor, küresel nükleer yakıt pazarının en önemli tedarikçilerinden biri olmayı hedefliyor. Böyle bir hareket, Brezilya’nın İran gibi ülkelerle işbirliğinde, arabuluculuk rolünü büyütebilir ama Tahran, öncelikle İran’ın zenginleştirilmiş uranyum programına somut garantilerle gem vurmadıkça, nükleer yakıt elde etmiş bir İran görmek istemeyen ABD ve İsrail’den uzaklaştıracaktır.
Bu nükleer gerilimlere, Brezilya’nın, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın, Mayıs ayında düzenlenecek Nükleer Silahların Çoğalmasını Önleme Anlaşması konferansında, bu anlaşmaya dair ek protokollerinden biri olan güçlendirilmiş emniyet protokolünü imzalamayı reddetmesi eklenmiştir. Brezilya, yasal mekanizmaların kendi nükleer programının barışçıl doğasını ispat etmeye yeterli olduğu görüşündedir ki, bu, İran’ın nükleer faaliyetlerini savunmasında müthiş bir yankı yapacaktır.


Da Silva, bu Mayıs ayında İslâm Cumhuriyeti’ni ziyaret edecek ilk Brezilya Cumhurbaşkanı olarak kendini Tahran’a ilikleyecek bütün bu ilişkilere son vermek zorunda. Da Silva zarfı itmekle birlikte, STRATFOR, Brezilya ve İran bankacılık ve nükleer yetkilileri arasında tartışmalar olup olmadığını; ABD çıkarlarına gerçek bir tehdit olan, retorik ve çoğunlukla kâğıt üzerindeki bu anlaşmaların bir ilişkiye dönüşebileceğini görmek için açıkça izliyor olacak.

Bu makale gazeteci-yazar Fazıl Duygun tarafından TIMETURK için tercüme edilmiştir.

John Mauldin, kayıtlı bir yatırım danışmanı olarak Millennium Wave Advisors, LLC’nın başkanıdır.

Bu haber toplam 1018 defa okunmuştur

Etiket(ler): , , ,

DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri