Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

ABD'li gardiyanın vicdanı

19 Eylül 2008 / 11:58
Guanatanamo gardiyanı ABD'li asker, itiraflarında, yaşananlara tahamül edemeyerek nasıl intihara kalkıştığını anlattı.
ABD'nin Irak ve Afganistan'ı işgal ettikten sonra işlerlik kazandırdığı Küba'daki Guantanamo üssünde yaşananlar bir bir ortaya çıkıyor. Dünyanın en vahşi cezaevlerinden biri olan Guantanamo'da yaşananları, kamuoyu genellikle serbest bırakılan Müslümanlardan öğrendi. Guantanamo'dan çıkanların anlattıkları bütün dünyanın ilgisini bir anda buraya çevirdi. Ancak, şu ana kadar duyulanlardan farklı olarak bir gardiyanın söyledikleri, duyanları haryretler içerisinde bırakıyor.

ABD ordusunda görevli bir askerin Guantanamo üssünde yaşadıkları nedeniyle vicdan azabı çekmesi, hayatında ilk kez gördüğü Müslümanların neden burada tutulduklarını anlamaya çalışması, yapılan haksız işkencelere şahit olması, üste okunan ezan seslerinden etkilenmesi ve sonunda intihara kalkışması orada neler olup bittiğini çok iyi bir şekilde ortaya koyuyor.

2001 yılında 17 yaşındayken ABD ordusuna yazılan Christopher Arendt isimli asker Guantanamo'da gardiyan olarak görev yaptığı dönemde başına gelenleri bir kitapta anlattı. İşte kitaptan bazı bölümler...

HAYATINDA İLK KEZ MÜSLÜMAN GÖRÜYOR

Hayatındaki ilk Müslüman'ı bu kampta gören Christopher Arendt, buradaki insanlara yapılan haksız muameleler yüzünden intihara kalkıştığını ve başraılı olamadığını şöyle anlatıyor: "Bir kaç ay süresince zamanımın belki de yarısını bloklarda çalışarak geçirdim. Çok fazla zamanımı almıyordu am gerçekten beni çökertmeye başladı. Üstesinden gelemedim. Odamdaki tavan vantilatörüne kablo bağladım ve kendimi asmaya çalıştım fakat vantilator tavandan koptu. Daha önce asla zayıf yapıdan dolayı daha mutlu olmamıştım. Bu eve gelmemizden yaklaşık iki ay önceydi."

Kamptaki mahkumların gördükleri işkencelere tahamül edemeyen gardiyan, "Gece vardiyalarında çalışmayı seviyordum çünkü uyandıklarında onlardan özür dilemek istiyordum. Onlar uyuyorlarken bundan dolayı endişelenmek zorunda değildim. Bütün gece boyunca sadece bloklarda aşağı ve yukarı doğru yürüyordum."diyor.

EZAN SESİNDEN ETKİLENİYOR

Kampta okunan ezan seslerinden nasıl etkilendiğini anlatan Arendt, "Genellikle sabah saat beşte ezan okuyacak bir tutuklu olurdu. Bu en son hücredeydi. Tutuklular ezanı çok güzel okurlardı. Duymak çok ürkütücüydü çünkü çok güzeldi ve kırk sekiz tutuklunun ahenk içinde kalktığını duymak, Arapça'yı bilmediğim için asla anlamadığım bu muhteşem sözleri okumaları gerçekten yoğundu" şeklinde konuşuyor.

KAMPTA DÖNEN KİRLİ OYUNLAR

Arendt, kampta dönen kirli oyunları ise şöyle tarif ediyor: "Camp Delta, okyanusa yukarıdan bakan sarp bir kayalığın üzerindedir. Daha önce hiç okyanus görmemiştim. Ordudayken, içerde olanla berbat işlerle bu kadar güzelliğin bir arada olmasının beni çok fazla etkilediği bir kaç zamanım oldu. İlk tutuklu çiftinin namaz için hazırlık yaptığını gördüğünüzde güneş ışıkları da sarp kayalığın altından yukarıya doğru çıkmaya başlıyor--bu muhtemelen hayatımın en karmaşık anlarından biriydi. Her gün blokları dolaşıyorsunuz, 48 insan iki sıralı 24 hücredeler ve siz onların hiç birinin neden orada olduğunu bilmiyorsunuz. Sadece hücrelerinde oturuyorlar. Yemek veriyorsunuz ve huysuzluk ettiklerinde bu berbat petrol kimyasalını onlara sıkıyorsunuz. Sonra bunları dayak yemeye gönderiyorsunuz."

MAHKUMLARIN RESİMLERİ

Guantanamo'daki mahkumların boş vakitlerinde ellerine düşen pet şişlere çiçek resimlerini çizdiklerini anlatan gardiyan, mahkumların bu eylemlerinin bile onlara nasıl zehir edildiğini ise şöyle ifade ediyor: "Özlediğim şeylerden biri bardaklardır. Tutuklular yanlızca pet bardakları kullanabilirlerdi ve onların üzerine yazı yazar, resim çizerlerdi. Müslüman kültürü bütünüyle bilmiyorum fakat onların insan resmi çizmediklerini öğrendim, eğer herhangi bir yaratık çizselerdi çok olumlu olmazdım ama çok fazla çiçek çiziyorlardı. Eşyaları çiçeklerle kaplarlardı. Sonra onları almak zorundaydık. Komik bir işlemdi. Bardakları alıyor ve sanki birilerine gizli mesaj yazıp okyanusa atabileceklermiş gibi onları askeri istihbaratımıza gönderiyorduk. Onlarda bu şeylere sadece bakar ve atarlardı. Bu küçük bardakları sevmiştim."
Bu haber toplam 1260 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri