Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

AKP'Yİ BİTİRME PLANI

11.08.2010 16:33
"İktidar partisi miting meydanlarında maalesef muhalefetin rotasından çıkamadı." ifadesini kullanan Abdullah Abdülkadiroğlu hükümetin bozması gereken oyunu yazdı.

Abdullah Abdülkadiroğlu'nun yazısı

HÜKÜMET BU OYUNU BOZMALI

Şu denkleme lütfen dikkatli bakın.

Yüksek Askeri Şura'nın son günü 102 Balyoz sanığı hakkındaki tutuklama kararı kaldırıldı.

Sonrasında açıklanan YAŞ kararlarında sanık olan 25 muvazzaf general terfi ettirilmedi.

İddiaya göre hükümet askerle anlaşıp terfi ettirmeme ve bazı tartışmalı isimleri Karargah'a çekme karşılığında, muvazzafları kurtarmak için tutuklama kararlarını kaldırttı.

İşte yeni oyun bu iddiayla başladı.

Ve bakın bugün bu oyun hangi noktalara getirildi.

Balyoz sanıkları hakkındaki tutuklama kararlarının nasıl tartışmalı gerekçelerle kaldırıldığını herkes biliyor.

İstanbul 11.Ağır Ceza Mahkemesibelki de hiç görülmemiş şekilde “yakalama kararına itirazı” değerlendirerek bir karar verdi.

Kararı veren mahkeme bile “yakalama kararına itiraz yolunun açık olmadığını” gerekçesinde ifade ederek, kendi kararının tartışmalı olduğunu adeta itiraf etmiş oldu.

Karardan önce mahkeme heyetinden bir üye izne gönderildi, izindeki başka bir üye karar için çağırıldı.

Balyoz süreci bu şekilde işledi ve “YAŞ'a karşı Balyoz” şeklindeki işbirliği iddiasıyla hükümet bu tartışmalı kararın içine çekilmeye çalışıldı.

Aslında bu bir oyundu.


Yüksek Askeri Şura'da eli güçlü olan zaten hükümetken niçin kendisini böyle tartışmalı bir kararla şaibe altına soksun ?

YAŞ'taki şartlar sivil kanadın en ufak bir pazarlık ortamına girmemiş olmasını gerektiriyor.

Şimdi bu hamleden sonraki adımlara bakalım.

Balyoz sanıkları hakkındaki yakalama kararlarının kalkmasından sonra Silivri'den bir feryat yükselmeye başladı.

O feryat; yargının çifte standartla hareket ettiği, bunun sorumlusunun da hükümet olduğuydu.

Ortadaki durum tam da referandum öncesi iktidarın yargıyı sözde ele geçirmeye çalıştığının ispatı sayılabilecek bir anti propagandadan başka bir şey değil.

Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan isyan bayrağı açarak “bizim ne suçumuz var komutanların tutuklama kararı kaldırılırken biz niçin içerdeyiz” diye Silivri'den ortak bir ses yükseltiyorlar.

Üstelik aynı gün bu feryat bir kampanya şeklinde 3 gazetenin manşeti 5 gazetenin birinci sayfa haberi.

Tuncay Özkan; “generallere darbe emrini ben mi verdim, benim arkamda ordu olmadığı için mi tutukluyum” diye soruyor.

Balyoz kararından sonra önümüzdeki günlerde referanduma kadar geçecek sürede Silivri'den “pazarlık gücümüz olmadığı için mi tutukluyuz” şeklindeki ifadeler fazlaca duyulacak.

Ergenekon sanıkları bu şekilde, hem kamuoyunda kendilerine karşı bir duygu sömürüsü havası oluşturmuş olacaklar, hem de Ak Parti hükümetinin işine gelen konularda pazarlıkla yargıyı istediği gibi yönlendirdiği imajını topluma yaymak isteyecekler.

Hükümetin de maalesef Heron ihaneti karşısında yavaş hareket etmesi askerle bazı konularda anlaşıldığı algısının kendi tabanına da hakim olması bakımından bu oyuna prim kazandırıyor.

Milli Savunma Bakanının Heron ihaneti konusundaki sorulara muhatap olmamak için sarf ettiği çaba dikkatlerden kaçmıyor.

Ayrıca hükümetin hiç acımasızca üzerine gitmesi gereken başka bir konu da; Hantepe baskınının Genelkurmay'ın 30 ayrı merkezinden canlı yayında izlenmesine rağmen askerlerimizin şehit edilmesi.

Bu konu hükümetin sessiz kalamayacağı ve bir an önce sorumluların hesap vermesinin sağlanması gereken bir konu.

7 askerimizin teröristler tarafından şehit edilmesinin nasıl BBG evi gibi izlendiğinin hesabının bu işin sorumlularından kamuoyunu tatmin edecek şekilde sorulması gerekiyor.

Açılımın ardından Habur'da ortaya çıkan görüntüler üzerine bütün siyasetini “Akp-Pkk ittifakı” söylemine dayandıranların, Heron ve Hantepe ihanetlerinden sonra şimdi bu söylemi yeniden köpürtme hazırlığı içinde olabileceklerini hesap etmek gerekiyor.

Varlığı sadece anti pkk söyleminden ibaret olanlar, siyaseten ayakta kalabilmek için hükümetin; ordu içindeki ihanet iddialarının hesabını niçin soramadığını tartışmaya açmaya kalkabilir.

Hem Balyoz sanıkları hakkındaki yakalama kararının kaldırılması sonrası ortaya sürülen planlı anti propaganda çalışmaları, hem de ordu içindeki ihanet iddialarına rağmen hükümet kanadının “takipçisiyiz” gibi yuvarlak ifadeler kullanması, referandum öncesi vatandaşın kafasını karıştırabilir.

İktidarı yıpratmak isteyen çevreler 12 Eylül'e kadarki şu bir aylık sürede bütün kozlarını; hükümetin, vatandaşın gözünde prim kaybetmesi ve milletin hassas olduğu konularda işi ağırdan alması üzerine oynayacaklar.


Balyoz sanıklarına YAŞ'ta terfi verilmemesinin ötesinde, Balyoz-Ergenekon-Silivri-Pkk oyununun bozulması için hükümetin derhal gerekli cesareti gösterip Milli Savunma Bakanına Balyoz sanıklarını görevlerinden açığa aldırması şart.

Heron soruşturmasıyla ilgili referanduma kadar vatandaşı tatmin edecek bir sonuç çıkması çok önemli.

Ayrıca Hantepe baskınını seyretmekten başka bir şey yapmayan sorumluların da bunun hesabını vermeleri gerekiyor.

İktidar partisi miting meydanlarında maalesef muhalefetin rotasından çıkamadı.

Muhalefetin ortaya sürdüğü polemik siyasetine cevap yetiştirmek yerine, vatandaş Başbakan'dan; milletin vicdanını acıtan bu ihanet iddialarının hesabının sorulacağını da duymak istiyor.

Mehmetçiğimize karşı yapılan bütün bu ihanet iddialarının savsaklanmasının faturası hükümete kesilecektir.

Ak Parti; referandum öncesi dört koldan kendisine sinsice kurulan bu oyunu boşa çıkarmak zorunda.

 

Bu haber toplam 1426 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri