Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ahmet T. Alkan'dan evlilik dersi

21.12.2009 13:58
'Kariyerli hanım kızlarımız çöpsüz üzüm beklentisi içinde.' diyen Ahmet Turan Alkan, evlilik konusundaki düşüncelerini ve evlilikte yaşanan sorunları anlattı.

Dursun Kabaktepe'nin röportajı

Ahmet Turan Alkan:
'Kariyerli hanım kızlarımız çöpsüz üzüm beklentisi içindeler. Öyle olunca evlenme yaşı yükseliyor; çocuk sahibi olmakta zorluk yaşıyorlar.'
'Bir kadın için anne, eş ve iş kadını rollerinden birisi daima fazladır; siz öyle kabul etmeseniz bile fiiliyatta bir ayak eksik kalıyor.'
'Nikâh kerameti diye bir şey var: kâğıt üstünde aksayacak gibi görünen evlilikler, misal gösterilecek cinsten saadetlere de dönüşebilir.'
'Şunu da alalım, şu taksit de bitsin vesaire gibi mali planlarla evlilik erteleniyor. Bir yere kadar hesaplı olmak iyidir fakat yuva kurmak hesap kurmak değildir.'
'Evliliğe şirket gibi bakarsanız, kârlı olmadığı yerde tasfiye etmeyi pek tabii görürsünüz. Evlilik ortaklık değildir, iki ruhun ve insanın imtizacıdır'

NEDEN AHMET TURAN ALKAN?

Gazeteci-yazar Ahmet Turan Alkan kendine özgü yazı üslubu ile bazen dede, bazen ağabey, bazen dayı,  bazen de akademisyen kimliğini konuşturan bir isim. Konulara farklı yaklaşımı Ahmet Turan Alkan ile okuyucu kitlesi arasında ayrı bir dostluk oluşturuyor. Bu yüzden usta gazeteciye sorunlan sorular da ilginç olabiliyor. Mesela birazdan okuyacağınız röportajımızın temelini de bir okuyucu mektubu ve ona verilen farklı cevaplar oluşturdu. Her şeyin normal gibi göründüğü bir günde evlilik konusunun içinden çıkamayan bir erkek okuru ‘Nasıl bir eş olmalı?’ konusunu Ahmet Turan Alkan’a sorar:  ‘Evleneceğimiz bayanın kitaptır, ilimdir, irfandır vs. meselelere ilgisi olmazsa; bir arkadaşımın tespitiyle şöyle oturup Birinci Dünya Harbi’nin sebeplerini karşılıklı konuşamazsak acaba o evlilik yürür mü?’ Soru zor olmasına zor ama Ahmet Turan Alkan’ın cevabı kolay olur. Deneyim ve birikimi konuşturan usta gazeteci, ‘Güzin Dayı’ isimli yazısıyla gerekli cevapları tek tek verir. Büyük bir sorunu çözmüş olmanın huzuruyla yazılarına devam eder ama evlilik konusu burada kapanmaz. Kadınlarla ilgili yorumları bir grup bayan okurunu rahatsız etmiştir.  Aradan bir yıl geçtikten sonra bu seferde bir bayan okurlarından ‘Sayın filankes’  başlığında sitem dolu bir mesaj alır: ‘Bu yazı aylar önce ‘Güzin dayı!’ yazısı ile tesiri birleşen kütüphane yazınız üzerine kaleme alınmıştır.’ diye başlayan bayan okuru, Alkan'a, ‘Efendim siz mutfak robotu ile enfes yiyecekler yapabilen bir bayanla evlilik sürdürüyor olabilirsiniz ve kitaplarınız her an tehlike altında inim inim inliyor olabilir. Bu sebeple kadını rutubet gibi kitap düşmanı addedenler arasına girmiş olabilirsiniz; ama sayımız az da olsa bizi yok sayamazsınız. Biz ki bu milletin sahaf sahaf gezen genç hanım nesliyiz. Son parasını kitaba vermekten çekinmeyen, ailelerin bütün taarruzuna rağmen çeyizine kitaptan başka bir şey koymayacak olanların son temsilcileriyiz.’ Bu cevabı ‘Bir grup mağdura’ balıklı yazısında okurları ile paylaşır. Bizde Ahmet Turan Alkan’a bu konudan hareketle evlilik konusunu, çiftler arasındaki uyumu, farklı beklentileri ve geç evlilik konusunu sorduk. Alkan'da evlilik konusundaki düşüncelerini Moralhaber.Net'e anlattı.

AKADEMİK KARİYERLE BİLE KADINLARI ANLAMAK ZOR

-‘Güzin Dayı’ yazınızla erkek okurlarınıza nasıl bir eş seçmeleri konusunda tavsiyelerde bulundunuz. Ama cevaplarınıza hanımlardan da tepkiler geldi. Sizde ‘Bir grup mağdure’ başlıklı yazınızda onlara söz hakkı verdiniz. Öncelikle şunu sormak istiyorum. Bu iki yazıdan nasıl bir sonuç çıkardınız ve okurlarınız sizi doğru anladı mı?

Anladılar tabii; çünkü hanım okuyucularım, benim aslında keseri onlardan yana tuttuğumu biliyor ve hissediyorlar. Kadınları anlamak, akademik kariyerle bile kolay kolay künhüne erişilmeyecek bir mütebahhire mevzuu iken; ben, ilmimle değil fakat feraset ve sezgilerimle onların taleplerini anlıyor ve seslendiriyorum. O yüzden hanımları yer yer eleştiriyor görünsem de onların nokta-i nazarlarını, bakış açılarını ifade etmiş oluyorum.

-‘Evlenin ve ötesini kurcalamayın. Nikâhta keramet vardır’ dediniz. Sizce evlilik nedir? Ve nikâhın kerameti nasıl açıklanmalıdır?

Tam öyle dememişimdir ama neticede o manaya gelecek şeyler söylediğimi hatırlıyorum. Temel bakış açım şuydu bu sözleri söylerken: Büyükler demiş ki, “Evladım tahtını yaptım ama bahtını yapamadım”. Baht bir baht işidir, adıyla müsemma. Evliliğin hesaba kitaba gelir tarafı yok değildir, çoktur ama nihai kertede evliliyet, mutlu evlilik baht işidir. Hayır duaya en çok muhtaç olduğumuz insanlık halidir. Buna ilaveten bir de nikâh kerameti diye bir şey var: kâğıt üstünde aksayacak gibi görünen evlilikler, misal gösterilecek cinsten saadetlere de dönüşebilir. Bunları herkes bilir; o sözle kastettiğim, evliliğin kağıt üstünde pek öyle teoriye, hesap-kitaba gelir işlerden olmadığını hatırlatmaktı...

EVLİLİKTE EN BÜYÜK KUSUR FAZLA HAYAL KURMAK

-Yeni neslin evlilik kriterleri ile eskiyi kıyasladığınızda nasıl bir sonuç ortaya çıkıyor?

Ooo, şimdi yaşlı kuşağın diliyle konuşmaya başlayabilirim artık; şimdikiler, mutfaktaki peçete kabına kadar hazır etmedikçe, yuvalarının bilgisayarlarda alınmış renkli taslakları üzerine eşyaları yerleştirip duvar kâğıdına kadar seçmedikçe evliliği ertelemeyi daha müreccah görüyorlar. Sadece onunla kalsa iyi, birçok kariyer hesapları yapılıyor. Şunu da alalım, şu taksit de bitsin vesaire gibi mali planlarla evlilik erteleniyor. Bir yere kadar hesaplı olmak iyidir fakat yuva kurmak hesap kurmak değildir. O kadar hesap, o kadar yüksek beklenti en küçük aksaklıkta bozuluveriyor çoğunlukla, “Böyle bir hayal etmiştik” diye hayıflanıyorlar. Hâlbuki en büyük kusurları lüzumundan fazla hayal etmek zaten, bilemiyorlar. Eskiden bu işler, iki gönül bir oldukça samanlık seyranla başlar ve öyle sürüp giderdi. Kervanı yolda düzmek, bu açıdan daha doğru bir tercih görünüyor bana. Şartların olgunlaşmasını beklememeli, doğru adamı, doğru kadını fark etmeye kilitlenmeli evlenecek gençler.

-Günümüzde evlilik konusunda gençleri en çok hangi sorunlar bekliyor?

Birincisi kariyer tutkusu. Özellikle kızlarımız bu işe pek kafa yoruyorlar. Daha sonra evlenecek durumdaki erkeklerin ille de çalışan kız alayım, belimizi daha çabuk doğrulturuz hesabı yapmaları. Lüzumundan fazla beklenti, yüksek idealler. Aile büyüğü olmayan evlerde oturmak modası yüzünden ufak tefek patırtıların kolayca avukata taşınması ilk aklıma gelenler. İlk sırayı iş meselesine vermek lazım ama. Modern filan olduk ama bizde yuvayı hâlâ erkek kuruyor; kızlara evlenme teklifi yapan erkeklerdir. Erkeğin iş bulması, askerliğini yapması, kenara üç beş kuruş koyması lazım. Çocuğun yaşı 35’i buluveriyor. Kariyerli hanım kızlarımız haliyle çöpsüz üzüm beklentisi içindeler. Öyle olunca evlenme yaşı yükseliyor; çocuk sahibi olmakta zorluk yaşıyorlar vesaire...

MEMLEKETTE BEYAZ ATLA GEZEN DELİKANLI SAYISI AZ

-Birde geç evlilik konusu var. Önceden ülke olarak erken evliliğin getirdiği zararlardan bahsediyorduk. Ama şimdi geç evliliği konuşmaya başladık. Günümüz şartlarında neredeyse 30 yaş öncesinde evlilik yapmak hayal gibi oldu. Bunun nedeni nedir?

İzah etmeye çalıştım; özellikle genç kızların kariyer yapmasını ebeveynleri çok teşvik ediyor. Dünyanın bin türlü hali var, kolunda bir ihtiyat bileziğin bulunsun diye kariyere, eğitime çok yöneliş var. Mezuniyet sonrasında da bu defa, işi olmayan kızın koca bulamaması riski gündeme geliyor. İş bulunca herkesi beğenmiyor, hayalimizdeki beyaz atlı prensi aramaya başlıyoruz. Ama bu memlekette beyaz atla gezen delikanlı sayısı fazla değil maalesef; al sana toplumsal mesele...

-Geç evlilik hangi sıkıntıları beraberinde getirir? Çiftlerin beklentilerinde ve isteklerinde nasıl değişimler olur?

Bir defa tabiata ters bir uygulama; evlilik yaşının yükselmesi her manada gençlere eziyettir; doğru değildir. Bu gidişatı bir şekilde engellemek lazım

-Evlilik yaşı ilerledikçe erken yaşlarda serbest cinsellik dediğimiz kavramlar ortaya çıkıyor. Bu durum evlilik kuramını nasıl etkiliyor? Toplumda ne gibi ahlaki sorunlar ortaya çıkıyor?

Henüz problem teşkil edecek derecede yaygınlık göstermiyor. Fakat el kulaktadır. Çok şükür aile terbiyesi, mahalle kavramı, Allah korkusu gibi faktörlerle bu tehlikeyi baskı altında tutabiliyoruz. Korkarım gidişat o istikametedir.

-Diğer tarafta da serbest cinsellik haram olduğu için uzak duran dindar gençler var. Evlilik şartlarının ağırlaşması ve evlilik yaşının ilerlemesi onları nasıl etkiliyor?

Zulümdür bu; sirkeyi sarımsağı hesaplayalım derken fıtratı ihmal ediyoruz.

-Geç evlilik konusunda ailelere ve gençlere önerileriniz nedir? Bu konunun çözülmesi için neler yapılmalı sizce?

Beklentileri biraz düşürmek lazım galiba; her ebeveyn evladı için en iyisini diler. Ama şartlar olgunlaşsın derken gençlerimizin haddinden ziyade olgunlaşmaya başlıyor. Asgari derecede şartları uygun kısmetler göründüğünde atları yokuşa sürmemek gerektiğini düşünüyorum.

-Geç evlilikle birlikte anne-baba olma yaşı da gecikmeye başladı. 35–40 yaşında anne-baba olan aileler oluşmaya başladı. Bu durum çocukları ve aile hayatını nasıl etkiliyor?

Çocukların hali iyi değildir; geç evlilik sebebiyle genellikle tek çocuk sahibi olabilen anneler çocukların üzerine lüzumundan fazla kapanıyorlar. Nazlı, kırılgan, hazımsız, kendini dünyanın ekseni zanneden çocuklar yetiştirmeye başlıyorlar. Bu yavrular ana-baba terbiyesinden ziyade çocuk yuvası, televizyon terbiyesi ile büyüyor. Kısa zamanda her türlü oyuna ve oyuncağa, giyeceğe, yiyecek ve içeceğe karşı tatmin duygusu gelişiyor. Bir gayrimemnunla karşılaşıyoruz. Bir tarafları eksik kalıyor çocukların. Ebeveyn de çocuğun ağzına bakan bir aşırı hassasiyet geliştiriyor. Tüketim seviyesi iyi, manevi ve duygusal dengesi bozuk çocuklar yetiştiriyoruz.

EVLİLİĞE ŞİRKET GİBİ BAKMAYIN

-Sizce aile yapısını sağlam tutabilmek için evlilik bilinci nasıl anlatılmalı? Bu konuda aydınlara, ailelere ve topluma düşen görev nedir?

Eşler birbirine birer Allah emanetidir; öyle bakarlarsa daha mukavim olurlar. Evlilikte manevi temel ve yönelişler çok önemli. Evliliğe şirket gibi bakarsanız, kârlı olmadığı yerde tasfiye etmeyi pek tabii görürsünüz. “Nikâh gökte kıyılır” diye söz var; bu bir inancı işaret ediyor. Evlilik ortaklık değildir, iki ruhun ve insanın imtizacıdır. Gençler böyle telkinlerle birleşmeli.

-Evlilikte hanımların kültür seviyesi çocukları nasıl etkiliyor?

Ben kültüre aldırış etmem; istikamete bakarım. Bazen çocukların aşırı kültür kurbanı olduğunu bile görüyor, üzülüyorum. Ümmiliği savunmuyorum elbette, cehaleti savunuyor da değilim fakat “bilimsel anne”ler komiğime gidiyor. Kararın fazlası, çocukların aleyhine oluyor.

-Günümüz şartlarında hanımların da yükleri arttı. Hem çalışmak zorunda kalıyorlar, hem anne, hem de eş oluyorlar. Bu durum aile hayatını sizce nasıl etkiliyor?

Ne diyeyim, Allah yardımcıları olsun; biraz kendileri istiyor bu durumu, bazen aileleri, bazen eşleri. Bir kadın için anne, eş ve iş kadını rollerinden birisi daima fazladır; siz öyle kabul etmeseniz bile fiiliyatta bir ayak eksik kalıyor. “Evinin hanımı olmak” artık bir ideal olmaktan çıktı; genç kadınlar ve kızlar bu role dudak büküyorlar galiba...

-Günümüz şartlarında muhafazakâr aile yapısı nasıl etkilendi?

Modernite neyse fakat yükselen refahın azdırdığı tüketim kültürüne direnmek önemli imtihan sahnelerine sebep oluyor deyip, geçelim.

YARIN: Muhafazakâr kesimde kültür ve sanat alanında boşuk var mı?

Moralhaber.Net

Bu haber toplam 5588 defa okunmuştur

Etiket(ler): , ,

DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri