Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

AKP'yi devirmek için Ergenekon

21 Ocak 2009 / 08:22
Bir demokraside, bir hukuk devletinde AK Parti karşıtlığı kadar doğal bir şey olamaz. Karşıtlık hukuki dairede kaldığı sürece sorun yok
Son aylarda yaşanan Ergenekon gözaltıları ve tutuklamaları sonrası Ergenekon sürecinin geldiği noktadan rahatsızlık duyan bir kesim hukuki sürecin AB karşıtlarının ortadan kaldırılması sürecine dönüştüğünü vurgulamaya başladı.

Bu kesim, İbrahim Şahin ya da Semih Tufan Gülaltay’la (Akın Birdal’ı öldürmek kastıyla vuran, daha sonra KKTC yurttaşı yapılan, şimdi de yine Ergenekon meselesiyle ilgili olarak içeride olan kişi) Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur’un, Tuncay Özkan’ın, YÖK eski başkanı Prof. Kemal Gürüz’ün, kırk yılın gazetecisi İlhan Selçuk’un, hukuk abidesi denilen Sabih Kanadoğlu’nun ne ilişkisi olabileceğini, bu kişilerin isimlerinin beraber telaffuzunun bu sonunculara büyük haksızlık olduğunu dile getiriyorlar.

İlk bakışta doğru gibi gözüken bu saptamanın altını biraz kazırsanız aslında durumun öyle gözüktüğü gibi olmadığı sonucuna da varabilirsiniz.

AK Parti bir siyasal parti, Kasım 2002’de, Mart 2004’de, Temmuz 2007’de seçmenin karşısına çıktı, Mart 2009’da şimdi bir kez daha demokratik meşru otorite olan seçmenler tarafından sorgulanacak.

Bir demokraside, bir hukuk devletinde AK Parti karşıtlığı kadar da doğal bir şey olamaz, bu karşıtlık toplumun belirli kesimlerinde zaten mevcut.

Ama önemli olan bu karşıtlığı demokratik bir hukuk devleti sınırları içinde tutabilmek.

Geçtiğimiz günlerde Sabah gazetesinde Engin Ardıç bu konuda muhteşem bir yazı yayınladı; AK Parti’yi devirmek istiyorsanız kurun partinizi, seçmeni ülkeyi AK Parti’den daha iyi yöneteceğinize inandırın, oy isteyin, bu oyu alın, AK Parti hemen devrilir, darbecilik gibi kepazeliklere gerek yok diye yazdı.

Bir şeyin 2009 Türkiyesi’nde çok net anlaşılması gerekiyor; şayet bir iktidar partisini Engin Ardıç’ın çok özel kalemiyle belirttiği çerçeve dışında devirmek istiyorsanız işte o zaman Ergenekon denen belanın dış çemberlerinin nereye kadar genişleyeceği de belli olmayabilir.

Ve maalesef ülkemizde AK Parti karşıtlarının azımsanmayacak bir bölümünün Engin Ardıç’ın çizdiği meşruiyet çerçevesinin dışına çıktığı, çıkmak istediği ya da en hafifiyle çıkmak isteyenleri fiilen ya da kalben desteklediği biliniyor.

TSK komutanlarının bu tür meşruiyet ve hukuk dışı bir çizgide ne işi olabilir diye sorabilirsiniz ama Nokta dergisinde Alper’in yayınladığı darbe günlüklerinin bu çok sevimsiz konuyu hiçbir tereddüte yer bırakmadan ortaya koyduğu da bir gerçek.

Demek ki, TSK komutanlarının bir bölümü çok değil bundan beş sene önce seçimle gelmiş bir siyasal iktidara karşı darbe yapmak istemişler; yani iş sadece İbrahim Şahin ya da Gülaltay’la sınırlı değil.

YÖK eski Başkanı Sayın Kemal Gürüz’ü, İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Sayın Kemal Alemdaroğlu’nu ‘Ordu göreve’ pankartlarının altında çekilen resimlerinden çok net hatırlıyoruz; bu hocalar bu pankartlarla ilişkileri olmadığını söylüyorlar ama siyasi havasının darbecilik olduğu bir mitingde de ne işleri olduğu merak edilebilir doğrusu.

Hepimiz ve özellikle geleneksel laik çevrelerden gelen bizler çevremizde her gün darbe hazırlığı yapan değil ama bir darbeyle AK Parti devrilir ise bundan büyük mutluluk duyacak insanlarla çevriliyiz.

Bir siyasal parti karşıtlığı hukuk ve meşruiyet açısından bu kadar zıvanadan çıkarsa gerçekten Ergenekon’un dış çemberlerinde kimlerin olduğu meselesi daha da girift hale gelebilir.

Bu insanlar bazı şeyleri artık anlamak hatta kanımsamak zorundalar; bir siyasal parti karşıtlığı en sağlıklı olarak meşru ve legal etkin muhalefet yapılarak gerçekleştirilebilir.

27 Nisan muhtırası kepazeliği, 367 hokkabazlığı yaşandığı, görüldüğü gibi siyaset tarafından ağır yenilgilere uğratılmıştır; umarım yakın gelecekte de bu tür çirkin yöntemlere başvurmak isteyenler yakın geçmişi iyi değerlendirirler.

Askerden muhtıra ya da darbe beklemek, 367 hokkabazlıklarından medet ummak, toprağın altına silah gömmek yerine AK Parti’ye meşru zeminlerden muhalefet yapmak, AB ve Kıbrıs konularında AK Parti’den on adım önde olmak, krize karşı önlem geliştirmek çok daha dürüst ve etkin bir muhalefet olur diye düşünüyorum.

AK Parti devrilsin de nasıl devrilirse devrilsin demek, bu amaca yönelik cinayetleri (Danıştay), darbe girişimlerini olumlamak bir biçimde Ergenekon’un bir tarafında (mesela neresinde?) olmak demekti.

Kaynak:
Bu haber toplam 786 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri