Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Artık gerçekleri görsünler

15 Ağustos 2008 / 16:17
Ergenekon davası ve sonrasında ortalığa saçılan deliller öteden beri ifade ettiğimiz bilgileri doğruladı.
İnsanımız, yıllardır yaşanan bütün gerilimlerin, kavgaların, kutuplaşmaların “Gayrı Milli”, “Gayrı Müslim”, “Derin” odakların işi olduğunu anlamaya başladı. Dün ifade edildiğinde “komplo”, “kurgu” denilen şeylerin “gerçeğin ta kendisi” olduğu anlaşıldı. Ergenekon'un avukatlığına heveslenenler hariç, bu gün Türkiye, “derin”, “kanserli” dokuların ülkemizi nasıl işgal ettiğini gördü. Eğer süreç kazaya uğratılmazsa, gördüklerimiz göreceklerimizin yanında devede kulak kalacak.



Milli menfaatleri savunduğunu, anti Amerikancı olduğunu zanneden, duygularıyla hareket eden, ama aklını pek az kullanan millici-milliyetçi kardeşlerimiz (eğer bizzat tezgâhın içinde değillerse) artık ayıkmış olmalılar. Ulusalcı söylemlerin peşinden koşturulurken milletin aleyhine kullanıldıklarını; milli sloganlar atarken gayrı milli odakların malzemesi olduklarını öğrenmiş olmalılar.



Ergenekon davasıyla birlikte insanımız: batılılarca kurulan ve bir asrımızı heba eden; bizi bizimle vuruşturan; kültürümüzden, değerlerimizden koparan; her diriliş hamlemizi bastıran ve bizi hep yarı-canlı bırakan “derin yapıları”, “karanlık örgütleri” ve onların dışarıdaki uzantılarını çözmüştür.



İddianamenin açıklanmasından sonra kamuoyu döndürülen tezgâhlara uyandı. Serdar Turgut gibi adamlar bile yıllardır kek-lendiğini kabul etti. Doğan Gurubu bile bazı hakikatleri görmeye başladı…



Ama Kürtlerin bir kısmı ve Kürtçüler; “derin yapının” devlette yuvalandığını; ulusalcıları kullandığını, Hizbullah'ı yönlendirdiğini; fakat PKK'nın ve siyasi uzantılarının bu karmaşık ilişkilerden “masun” olduğunu düşünmektedir. Aidiyet güdüsüyle pek çok Kürt kökenli vatandaşımız örgütün (silahlı ve/veya siyasi) Kürtlerin haklarını koruduğuna inanmaya devam etmektedir. Örgütü tasvip etmeyenler bile, “PKK'nın derin yapının bir parçası olduğuna”, “Ergenekon'u kullanan ellerce yönlendirildiğine” inanmak istememektedir.



Kürtler, Güneydoğu'da Mehmetçiği şehit eden elle; batıda bir Kürt mahallesini kundaklayan elin aynı olduğunu ve kardeşin kardeşle vuruşturulmak istendiğini artık anlamalı…



Doğuda PKK'yı kuran ve silahlandıran elle; batıda Ergenekon adlı silahlı örgütü kullananların aynı harici odaklar olduğunu bilmeli…



Kürtler, Güneydoğu'da Kürtlere zulmedenlerle, köyleri yakanlarla; batıda Kürtler aleyhine toz kaldıranların aynı olduğunu anlamalı. “Ya sev, ya terk et” sloganıyla “Biji Apo” sloganının aynı odaklarca üretildiğini görmeli.



Kürtçeyi yasaklayan, Kürtleri tahkir ederek isyana teşvik edenlerle; Kur'an kurslarını tehdit görenlerin; Kutlu doğumu muhtıralara sokanların; Fatih'ten, Yavuz'dan rahatsız olanların; Türkleri geçmişinden, mefahirinden koparıp son 80 yıla hapsetmeye çalışanların aynı eller olduğunu görmeliler.



Kürtler, Apo'yu besleyen, büyüten ve “Kürtlerin lideri” diye pazarlayanlarla; Yeşil'leri, Çatlı'ları, Osman Gürbüz'leri “ülke için kurşun sıkan kahramanlar” diye kutsayanların aynı kesimler olduğunu kavramalı.

Bingöl'de silahsız 33 askeri öldürenlerin, Başbağlar'da 33 köylüyü katledenlerin, Madımak'ta Alevileri yakanların, Taksimde kalabalığa kurşun sıkanların, Maraş'ta, Çorum'da Alevi-Sünni çatışmaları çıkaranların aynı güçler olduğunu görmeliler.



Kürtler, örgütün BBG evi gibi gözetlenebildiği; uydudan ve insansız hava araçlarından her şeyin görülebildiği; Jetlerin 10 dakikada en uzak noktaya ulaşabildiği; karanlıkta bile hedefleri imha edebildiği bir dönemde, PKK'nın nasıl saatler süren karakol baskınları (Dağlıca vb.) yapabildiğini; neden hala ayakta kalabildiğini sorgulamalılar. Bunun PKK'nın cesaretinden kaynaklanmadığını anlamalılar.



Avrupalıların ve özellikle ABD'nin kendilerine gösterdiği yakın ilgiyi, PKK'nın batıda neden bu kadar kolay örgütlenip, paralar, militanlar toplayabildiğini sorgulamalılar.



Kürtler, Ermeni terörü bıçak gibi kesildikten hemen sonra, neden PKK terör örgütünün ortaya çıktığını; ASALA'nın bir anda neden kaybolduğunu; neden pek çok Ermeni'nin örgüt içinde yer aldığını sorgulamalılar.



APO'nun daha SBF'de iken MİT'le irtibatlı olduğunu; kayınpederinin (Kesire hanımın babası) bir MİT'ci olduğunu hatırlamalı; PKK-Derin Devlet ilişkilerini irdelemeli. Perinçek'le, Yalçın Küçük'le APO'nun ne gibi ilişkilerinin olabileceğini araştırmalı.



Kürtler, ecnebi icadı “derin örgütler” karşısında Türkün, Kürt'ten, Çerkez'in Laz'dan, malzeme olarak kullanılmanın ötesinde bir farklılığının olmadığını anlamalı.



Doğu ve Güneydoğu'daki insanlarımız son 25 yılda çok acılar çekmiş ve adeta “akrebin kıskacında” yoğrulmuşlardır. Derin işleri, ilişkileri batıdaki insanlarımıza göre daha iyi görme kabiliyetine sahiptirler. Ama muhtemelen, devletle yaşadıkları problemler; aidiyet saikı ve ötekileştirilme psikolojisi, PKK'nın ve onun siyasi uzantılarının da aynı karanlık odakların malzemesi olduğunu görmelerine engel oluyor.



Kürtler, ezilmişliğin, horlanmışlığın etkisiyle PKK'yı “Derin Sistem”in dışında görmekten vazgeçip, Ergenekon'un öbür yüzü olduğunu fark etmeliler. Marksist, materyalist, terörist, ucu dışarıda bir örgütün peçesini kaldırmalılar. PKK veya başka derin örgütler eliyle yapılan terör olaylarını tereddütsüz ve kararlı kınamalılar.



Türkiye şiddeti ve nefreti besleyen bu hain sarmalı bütün vatandaşların katkısıyla kırmalı.



Türküyle, Kürdüyle, ülkemiz ve coğrafyamız üzerinde oynanan “Büyük Oyun”un farkına varma zamanı gelmiştir. Bizi birbirimize kırdıran, içimize konuşlandırılmış “Derin” yapılarla kontrol eden; ama iflah etmeyen mekanizmaların deşifresinin ve tasfiyesinin vaktidir.



Bunu başarabilirsek, bütün unsurlarıyla ülkemizin ve coğrafyamızın ufku açıktır….
Kaynak:
Bu haber toplam 762 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri