Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Askeri darbeyi kim yapar?

03 Temmuz 2008 / 07:20
12 Mart Muhtırası’nın ‘güçlü havacı paşası’ merhum Muhsin Batur ‘, kendisine "darbeyi kim yapar?" diye sorulduğunda ilginç bir yanıt vermişti. İşte o ilginç cevap:
Ardan Zentürk'ün köşe yazısı

Bu soruyu, takvimlerin 1994 yılını gösterdiği günlerde, STAR’daki Kırmızı Koltuk programıma konuk olan 12 Mart Muhtırası’nın ‘güçlü havacı paşası’ merhum Muhsin Batur ‘a sorduğumda, bir saniye bile düşünmeden yanıtlamıştı: ‘Astlarını kontrol edemeyeceğini anladığı günün sabahında genelkurmay başkanı...’

27 Mayıs 1960 darbesi, Türkiye’nin sivil kanadında, Menderes-Polatkan-Zorlu üçlüsünün idam edilmesiyle derin bir yara bırakmıştı...

Ama Demokrat Partili yılların son Genelkurmay Başkanı, Rüştü Erdelhun’un, ‘astı’ subaylar tarafından elleri kelepçeli olarak Yassıada’ya götürülmesi, bir ‘partili’ gibi idama mahküm edilmesi ve bu arada yaşadıkları...Orduda emir-komuta zincirinin bozulması halinde neler olabileceğinin canlı örnekleriydi...

TSK, 27 Mayıs deneyiminden sonra, ‘genç subaylar’ olarak tanımlanan hareketlerin ülke ve ordu hiyerarşisi açısından taşıdığı yüksek riskleri iyi tanımladı ve devamındaki tüm gelişmeler, ‘cuntacı heveslerin’ kırılmasına, ‘bir şey yapılacaksa emir-komuta zinciri bozulmadan yapılsın’ stratejisine dayandı...

Zaten, Muhsin Batur’un da Hava Kuvvetleri Komutanı olarak içinde yer aldığı 12 Mart askeri müdahalesi, sivil-asker birlikte oluşturulmuş ve Türk siyaset tarihine Madanoğlu Cuntası olarak geçen hareketin darbesini önlemek, ordu içindeki hiyerarşinin bir kez daha bozulması riskini ortadan kaldırmak amacıyla gerçekleştirilmişti. Türk solunun fikri liderlerinden Doğan Avcıoğlu’nun Devrim gazetesinde 1967-71 yılları arasında kurulan bu cuntanın sivil kanat üyelerinden birinin İlhan Selçuk olması, bugünkü gelişmelere bakıldığında bir şaka gibi!..

Geçelim... Ben işin sivil kanadında değilim... Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ‘cuntacı’ yaklaşımlara nasıl baktığının izini sürmek istiyorum...

Muhsin Batur’un soruma yanıtındaki gerçeklik önemlidir...

Çünkü yaşanılanlar sadece 27 Mayıs 1960 ile 12 Mart 1971 tarihlerine bağlı kalınarak çözümlenemez. Arada bir de arkasında topladığı Harp Okulu öğrencileriyle iki kez ayaklanan ‘Albay Talat Aydemir vakası’ vardır ki, bugüne kadar uzanan ‘hassasiyetlerin’ ana noktalarından birini oluşturmaktadır...

Bu nedenle...

1. TSK, yakın tarihin içinden süzülen acı deneyimlerin ışığı altında tüm ‘cuntacı’ eğilimlere karşı olmak zorundadır.

2. Bu tür bir işe kalkışan varsa, buna esas olarak ordu hiyerarşisinin müdahale etmesi son derece doğaldır.

Çünkü...

Türk Silahlı Kuvvetleri öncelikle, bu ülkenin gerçekleştirmiş olduğu ‘en kaliteli’ kurumsallaşmayı sergilemektedir. Bu tür kurumlarda geçmişte yaşanılan deneyimler önemlidir ve yapılan hataların tekrarlanmaması esastır.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu konudaki tecrübeleri ‘Balkan Harbi trajedisi’ne kadar uzanan derinliktedir. ‘Cuntalaşma’nın orduyu siyasi kamplara bölmek, bunun sonucunun da ‘felaket’ olduğunu yine, en iyi, bu ülkenin subayları bilmektedirler.

Türkiye son yıllarda, ‘hükümete neden yeteri kadar sert müdahalede bulunmadı’ diye genelkurmay başkanlarının en sert şekilde eliştirildiği köşe yazılarına sahne oldu... Basın toplantısı düzenleyen genelkurmay başkanlarını sorduğu sorular ile hemen günlük sivil siyasetin içine sürüklemeye çalışan tuhaf bir medya kimyası ile yaşıyoruz...

...Veya yaşanılan her gelişmenin perde arkasında ‘genelkurmay karargahını’ aramak gibi fikr-i sabitler var...

Bu ülke için çok fazla... Artık frene basmanın zamanıdır...

Ordu-sivil ilişkisi...

Bu ilişki, Türkiye açısından hiç bir dönemde bu kadar ‘hayati önemde’ olmamıştı. Dünyanın ‘sıcak’ gelişmelere sahne olduğu bir dönem. Amerikan-İsrail ittifakının İran’a müdahalesinin ayak sesleri duyuluyor...Petrolün bu işin devamında 200 Dolar düzeyine kadar tırmanacağı görülüyor... Küresel ekonomi zaten bitik durumda... Türk ekonomisinin de hali görülüyor...Bir bilimsel kural: Bir ülke için dış tehditin yükseldiği dönemlerde ordular, ‘sivil otoritenin’ kararı olmadan hareket etmezler... Meclis sağlıklı olarak çalışacak, hükümet işbaşında olacak... Yani... Kriz dönemlerinde öncelikli önemde olan ‘istikrarlı sivil yönetim...’ Bu nedenle... ‘Komplo teorileri’nin labirentlerinde dolaşmaktansa, ‘bilimin ışığında’ düşünmekte yarar var... Herkes işine baksın... Memleketin yatırıma ve ekonomik canlanmaya ihtiyacı var...

(Star)



Soğuk Savaş’ın iki kutuplu dünyasına yeni veda ettiğimiz günlerde, bugünün dünyasından bir hayli farklı koşulların kendisine öğrettikleri ile konuşuyordu... Söylediklerinin perde arkasında ise Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yakın geçmişinde yaşamış olduğu ‘Erdelhun Paşa travması’ yatıyordu...

Kaynak:
Bu haber toplam 1230 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri