Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Bahattin Yıldız'ın notları

04.08.2010 11:02
Afganistan'da şehit düşen Bahattin Yıldız'ın daha önce yazdığı Müslüman coğrafyalara ait notları ilk kez yayınlanıyor

Afganistan, Bosna, Keşmir gibi savaş coğrafyalarından aktardıklarıyla farklı yerde duran merhum Bahattin Yıldız'ın  daha önce hiçbiryerde yayınlanmamış notlarını   yayınlıyoruz....

SARAYOVA'DA BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ

'Akşam namazını Gazi Hüsrev Bey camiinde kıldım.

Akşamın bu vaktinde hava titretecek kadar soğuktu. Moriç Han’ın önünden geçtim. Şadırvan tarafına döndüm. Tramvay durağı karşımda.Köşede manav,yanında unlu mamüller, onun yanında da Eserin devraldığı çay evi. Üç basamağı birden çıktım.

Eser, Uluslararası Sarayova Üniversitesinde öğrenci. Temmuz ayında Srebrenisa katliamına karşı yürüyenler arasında tanıştık. Çalışarak okumaya çalışan gençlerden, Eser.

Çay ocağının kapısını açtım. Karşımda koca bir servis tezgahı. Sağlı sollu küçük oturaklar ve kısa bacaklı masalar.E ser, gayet ciddi biçimde servis yapıyor. O, beni görmedi .Bir süre servisini izledim. Fark edince altı aylık hasretle sarıldık.


-Sen işine bak, vaktim var oturayım, dedim.

Sırtımı duvara dayayıp oturdum. Kapının girişindeki masada oturan başörtülü bir kız ‘’Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi’nin Amak-ı Hayal’ ini okuyordu. Bu beni sevindirdi.
-Kızım bakarmısın diye seslendim .İçerideki gürültü yoğunluğundan duymamıştı. Tekrar seslendim. Baktı. ’’Buraya gelirmisin ?’’ diye yeniden seslendim. Gelip oturdu.

-Okuduğun kitabın yazarını tanıyormusun ? diye sordum. Soruma ‘’Hayır’ cevabını verdi.

-Osmanlı'nın son dönemindeki önemli yazarlardan biri. Bundan otuz beş sene önce bir gazetenin yayınları arasında çıktığında bu kitabı okumuştum. Şehbenderzadenin diğer kitaplarını ve birikimini anlattım. Said Halim Paşa'dan bahsettim.

-Kitabı okumam için Eser ağabey verdi.

Kübra Sinopluymuş. Ailesi İstanbul Ümraniye'de oturuyormuş. Başörtü probleminden dolayı okumak için Bosna’ya gelmiş. Şu an Psikoloji 2. sınıftaymış. Ablası da Samsun İlahiyat öğrencisiymiş.Kaynak ustası olan babası sekiz yıldır Behçet hastasıymış.

-'Ben şimdi bazı aile çocuklarına İngilizce dersi vererek harçlık kazanıyorum. Babam artık seyrek para gönderiyor'. Bunları söylerken gözleri buğulandı.

-Bu saatte çarşıda ne yapıyorsun ?

-Yurt yönüne giden Tramvay’ı kaçırdım. Dışarısı soğuk diğeri gelene kadar buraya girdim.

Milli Görüş'ün kızlar için açtığı yurtta kalıyormuş.İki öğün yemeğinde verildiği yurda aylık 100 Avro veriyormuş. Bu habere sevinmiştim. Erkek yurdu birkaç yıldır aktifti. Yazın yurt sorumlusu Adem (O da üniversite öğrencisi) 'kızlar içinde yurt açacağız' demişti. Açmışlar. Bu düşük ücretle öğrenciye sahip çıkma hizmetinden dolayı Allah, öncülük yapanlardan, yardım edenlerden razı olsun. Çünkü alınan ücret bir şey değil. Yine de yurt dışındaki başörtülü kızların çoğu Kübra gibi. Eser de aynı yurdun erkekler için açılanın da kalıyor.

Kübra gelecek araca yetişmek için kalktı.Ş ehbenderzade'nin muammalı ölümü kadar hüzne boğmuştu beni. Birden cebine harçlık koymak istedim ama yakışık almaz, 'Eser'e bırakırım, diyerek erteledim. Cüzdanımda az çok mutlaka böylesi anlar için bir miktar para vardı. Eser, ısmarladığım kahve fincanıyla geldi, yanıma oturdu.

-Kusurumu bağışla müşterileri anca bitirdim. Nasıl buldun mekanı ?

-Çok güzel. Başçarşı'nın dibinde Sebil'in karşısında bir yer.Tam bir uğrak yer.

-Buraya birde kitaplık kuracağım. Kıraathane yapacağım burayı.

-Bizim, otuz kırk senelik geçmişimizde, şehirlerde fiziki yapısı küçük işlevi büyük çayhanelerimiz vardı, Eser. Üniversiteli, liseli gençlerin ilim öğrenmeleri için ortam tahsis edilirdi. Çay ocağının yanında kesinlikle birde kitabevi olurdu.Bunların şehir sınırlarını aşan isim yapanları vardı.İnsanların lakapları gibi bu çay evlerininde kazandığı ünvanları vardı. Erzurum’da, Elazığ’da, Diyarbakır’da, Bursa’da, Sivas’ta, Ankara’da, Konya’da, Kayseri’de... Bu kıraathanelerin öncülük ettiği güzellikler vardı. Buna en iyi örnek Malatya' daki:’’Boğaziçi Üniversitesi’ diye namlanan çay ocağıydı.

Burada; okuyan, düşünen, idealist gençlere; üretken düşünme, bilinçlenme cilası atılırdı. Şu anda Fatih camiinin etrafında duvar dipleri, nev zuhur çayhaneler bu geleneği sürdürüyorlar. Tek ve en büyük farkları ; şimdiki ocakçıların paradan gayrı ideali yok. Oturanlar da mekandan ziyade servis ve çayın kalitesiyle mekana demir atmaktalar. Yine birikimli özet konuşmaların yapıldığı her türlü lafın belinin kırıldığı yerler oralar.. Senin bu ocağın Sarayova’ya renk katacak. Gurbetteki öğrencilerin buluştuğu, konuştuğu, herkesin birbirine düşünce aktarıldığı mekan olacağına inanıyorum. Yazarların,çizerlerin, öğretmenlerin ve Türkiye'den gelenlerin nefes alıp selam verdiği yer olacak inşallah. Kütüphane de kuracaksan ben hemen iki gün sora gelecek kitap ısmarlıyorum.

Telefonu çevirdim.

-Gazi Hüsrev Bey'de namaz kılanlar, Moriç Han gibi tarihi bir mekanda kahvelerini içecek, üst katta Tarih kokan, Aliya yadigarı Miladi Müslüman’a selam verip çaylarını burada içecekler inşallah.

Eser, buradan para kazanacaksın fakat Boğaziçi Üniversite'n hayırlı olsun.

O sırada açılan kapıdan soğuk havayla beraber uzun boylu, saçı uzamış, sakalı kısalmış, siyah paltolu, elinde bond çantasıyla gireni görünce heyecanlandım. Kalktım ‘Abdullah’ diye seslendim. Yere bakar gibi başı eğik baktı. ’Ben İzmir’denim tanıdın mı?’ ‘Evet.’dedi.Buyur ettim.Eser bir kahvede ona getirdi.Abdullah bir sigara yaktı.Eşi Ramia hanımı sordum:Ayrılmışlar.Kızı üniversite ikideymiş,iki ayda bir görüyormuş.Ardından bir sigara daha yaktı.Üstü başı temizdi fakat, Abdullah savaş zamanı İzmir’e sığınan o, hareketli, konuşkan arkadaş değildi. Psikolojik rahatsızlık geçirmiş. Kahvesi bitince ‘Ben bir çıkıp geleyim’dedi. O,giderken ardından hüzünle baktım.

‘ Bu, ağabeyin buraya sık geliyormu Eser ?’ dedim. ‘Her gün bu saatlerde gelir. Kahve içer, çoğu zaman para vermeden gider.’

Bosna savaşı yıllarında Sancaktan ailesiyle kaçıp İzmir’e gelmişti.Uzun süre kaldı. Kızı doğdu. O dönem gelen Boşnak öğrencilerle ilgileniyordu.Ağabeylik yapıyordu. Kırklareli’nden, Bursa’ya koşturup, savaş muhacirlerine yardım bulup ulaştırıyordu.Vefa gösterilmesi elzem bir dost,o. Benden ona her gün bir kahve ver. Altı aylık ücreti peşin ödeyeyim.’
Eser ‘Ben ondan arada verirse alıyordum.Söylediklerini bilmem iyi oldu, daha farklı bakacağım.Bakımlı meczup görüyordum.’ dedi ‘Hind alt kıtasında böylelerini evliyadan görür dua dilenirler. Abdullah’ın haline üzüldüm.Mekanının bereketi şimdiden ışık saçıyor, Eser.’dedim…


Bosnaya giden dostlara diyorum ki : Sarayova’yı, Başçarşı’yı gezip Sac börekçisinde böreklerinizi yedikten sonra Sebil’den karşıya geçin. Soldaki dördüncü mekana girip üniversite öğrencisi Eserin kıraathanesinde çayınızı içmenizi tavsiye ederim.

DUNYABULTENİ.NET

Bu haber toplam 1608 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri