Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Batıya göre mutluluğun formülü: 'Ye, Dua Et, Sev'

18.10.2010 13:09
8 Ekim'de gösterime giren 'Ye, Dua Et, Sev' adlı filmde mutluluğun yolunu aramakta. Son dönemlerde tüm insanların arayıp da bulamadığı mutluluk için bu üç tavsiye gerçekten yeterli mi?

8 Ekim'de gösterime giren 'Ye, Dua Et, Sev' adlı filmde başroldeki kadın Liz (Julia Roberts), mutluluğun yolunu aramaktadır. Bunun için eşinden, evinden ayrılarak Roma, Hindistan, Bali üçgeninde bir yolculuğa çıkar. Sonunda, 'Ye, dua et, sev' kavramlarıyla huzursuzluğundan kurtulduğunu zanneder.

Peki, son dönemlerde tüm insanların arayıp da bulamadığı mutluluk için bu üç tavsiye gerçekten yeterli mi?

ABD'li yazar Elizabeth Gilbert, bugünlerde "Ye, Dua Et, Sev" adlı ikinci kitabından sinemaya aktarılan filmle gündemde. Dergiler, gazeteler başrolünde Julia Roberts'ın oynadığı filmden bahsediyor. Hillary Clinton, Meg Ryan ve daha pek çok kadını kendisine hayran bırakan yazarın hikâyesi kadar, kitabın konusu da ilgi çekiyor. Kitabında kendinden yola çıkarak modern zaman kadınının gel-gitlerini anlatan Gilbert, hayata dair bir takım sorular soruyor; kendince cevaplar arıyor.

İlk kitabından kazandığı parayla büyük bir ev satın alıp sevdiği adamla evlenen Gilbert, bir gün, "İstediğim hayat bu mu?" düşüncesiyle uyanır. Bu soru, onun hayatını baştan aşağı değiştirir. Kararı kesindir: Bir yıl önce Bali'de karşılaştığı kâhinin söyledikleri üzerine dünyayı dolaşacak, böylece kendini sorgulamaya ve hayatı algılamaya fırsat bulacaktır. Gilbert, kitabından geriye kalan parasını bunun için harcar.

Filmdeki adıyla Liz, aradığı sevgiyi bulmak ve mutluluğa ulaşmak için yola çıkar. Roma'da pizzanın, spagettinin kalorisini hesaplamadan yiyip eğlenir. Alacağı kiloları düşünmez çünkü ânın tadını çıkarmayı öğrenmiştir burada. İç huzuru ise Hindistan'da dua ederek arar. Liz'in son durağı kâhinin memleketi Bali'dir. Aradığı aşkı burada bulur. Böylece 'bunalım çağı'nın üstesinden gelir!

Aslında Liz'in aradığı, "Nasıl yaşamalıyım?" sorusunun cevabı değil, sorunlarından uzaklaşıp kendini nasıl mutlu hissedeceğidir. Bu yüzden bir yandan da kocasını yarı yolda bırakmanın vicdan azabından kurtulmaya çalışır. Kendini antidepresan yerine 'Ye, dua et, sev' felsefesiyle rahatlatır.

Gilbert'in kitabı ve filmi şimdi, modern zaman kadınının bunalımına çare olarak sunuluyor. "Ye, Dua Et, Sev" sloganı Amerika başta olmak üzere, dünya kadınlarını etkisi altına almış durumda.

Oysa Batı toplumunun, mutluluğun formülü olarak sunduğu bu üç tavsiye, aslında mutlu olmak için yeterli değil. Sadece geçiçi bir haz veriyor o kadar! Ye; insan nereye kadar, ne kadar yiyebilir? Dua et; bu güzel bir tavsiye. Ancak dua, gelip geçici değil, ebedî bir mutluluğun kapılarını açtığı zaman hedefine ulaşır. Sevmek ise filmin mantığına göre mutluluk için yapılması gereken bir eylem. Bütün bunları sadece kendi mutluluğu için yapmak bencilce değil mi?

Görüşlerine başvurduğumuz uzmanlar, bu üç formülü çok daha farklı yorumluyor. Psikiyatrist Mustafa Ulusoy, filmde, 'ye, dua et, sev' tavsiyelerinin mutlu olmak için alınan bir hap gibi olduğunu ve bütün bunların anlık haz verdiğini, problemleri çözmek için daimi tavsiyeler olmadığını söylüyor. Ender Saraç "İnsan mutlu olmak için yemeli fakat fazla yemek yemenin mutluluğu götürdüğünü de bilmeli." diyor. Cemil Tokpınar ise, duanın ancak Yaratan ile konuşmak için yapıldığında mutluluğa denk geleceğini ifade ediyor. İlla bir formül isteyenlere ise 'Sağlıklı beslen, yani az ye, dua et ve insanı sev ama karşılıksız sev.' deyip susuyoruz... s.senturk@zaman.com.tr

'Ye, dua et, sev' antidepresan niteliğinde

Mustafa Ulusoy (Psikiyatrist): Sinema salonundan çıktığımda, 'Ye, Sev, Dua Et'in tipik bir "Dünyadan nasıl daha çok haz alabilirim?" filmi olduğunu düşündüm. Filmde işlenen aşk da, dua da böyle. Mutlu olmak için ağza alınan birer hap sanki. Peki neden? Dünya hayatı sadece bir yolculuk, hayat sadece bir imtihan yeri olarak görülmediğinde yaşamak acı verir. Tam da bu noktada "hap"lara ihtiyaç belirir: Dünyaya insanı bağlayacak ve haz almasını yeniden sağlayacak haplara. Aşk mı? Başladığı gibi bitiyor. Esrar gibi. Madde kullananlar bilirler. Kötü olan maddenin etkisi geçtikten sonraki kısımdır. Yemek yemek?.. Şişmanlatıyor. Kul olmanın biçimlerinden biri olan dua?.. Kul olmanın özünden saparak "iyi hissetme"nin aracına, bize hizmet eden bir ritüele dönüşmemeli, bu filmde olduğu gibi. Yoksa hakikatte onları kandırır. Bu antidepresan almaktan farksızdır. Kendini saklar ve sadece bir iki haz verip memleketlerine geri yollar. Hep şunu düşünürüm: ölünce bize sorulacak soru nedir? Aşkı buldun mu bulmadın mı, evlendin mi bekâr mısın?... Sanırım bu sorular değil karşımıza çıkacak. Bildiğimiz soru ise şu: Rabb'in kim? Kimi İlah edindin? Öldükten sonraki bu önemli soruya göre, şekillendirilen bir hayat dışında üretilen tüm çözüm seçenekleri insanın kalbini tatmin etmez. Evet; yemek yemekten, sevmekten, dua etmekten mutluluk duyacağız fakat bunlar kendi başına yeterli değil.

Ender Saraç (Sağlıklı Yaşam Uzmanı): Yemek yemek insanı kesinlikle mutlu eder. Fakat her zaman söylediğimiz gibi, ne kadar çok yerseniz kilo alma riski de artar ve sağlık problemleri beraberinde gelir. Haliyle kısa sürede ulaştığınız mutluluk, uzun bir mutsuzluk dönemine sokabilir hayatınızı. Bu yüzden, yemek yemeyi mutluluğa ulaşmanın salt yolu olarak görmemeli. Gerçek mutluluğa ise ancak yaşamak ve şükretmek için yiyerek ulaşmalıyız.

Cemil Tokpınar (İlahiyatçı-yazar):
Dua Rab'le konuşmak için kullanıldığında mutluğun yollarından biridir. Fakat filmde yönlendirildiği gibi insanların mutlu olmak için yaptıkları bir aktivite olduğunda etkisi uzun sürmez. Eğer daimi bir mutluluk aranıyorsa tabii ki bu dua ile sağlanır fakat geçici bir rahatlamak için 'dua et' tavsiyesi tutarlı değildir.

ZAMAN

Bu haber toplam 2416 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri