Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Siyaseti ne zaman bırakacak?

21.04.2010 14:30
CHP lideri Deniz Baykal, kendisine en çok sorulan " siyaseti ne zaman bırakacaksınız" sorusuna cevap verdi.

Vatan'dan Mine Şenocaklı'nın röportajı:

Çoğu meslektaşımın, hatta yakın çevresinin bile sormaya cesaret edemeyeceğini düşündüğüm soruyu soruyorum Deniz Baykal’a; “Pek çok kişi ’Halk Baykal’ı sevmiyor, Baykal Genel Başkan olduğu sürece CHP iktidar olamaz’ diyor. Hiç siyaseti bırakmayı düşündünüz mü?” Soru hiç sinirlendirmiyor onu, önce “Bu görevi ne kadar yapacağım Allah’ın takdiridir” diyor. Hemen ardından partisinin takdirine vurgu yapıyor; “Partim ’Sen bu işi yapacaksın’ dediği sürece ben buradayım.”

Bazı çevreler, “Bu halk Baykal’ı sevmiyor, Baykal Genel Başkan olduğu sürece CHP iktidar olamaz” inancındalar ya da bilinçli olarak bunu topluma empoze ediyorlar. Nitekim Başbakan geçenlerde bir kızgınlık anında, “Seni kendi partililerin de olmak üzere kimse sevmiyor ama ben seviyorum. Çünkü sen CHP Genel Başkanı olduğun sürece ben hep iktidarda olacağım” gibi bir ifade kullandı. Siz bu iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Halkla Deniz Baykal arasında gerçekten bir sevgisizlik ya da bir iletişim kopukluğu mu var?

Bu bir ay sonra belli olacak. Ben bütün siyasi yaşamım boyunca her yere seçimle geldim. Bulunduğum yerden defalarca kendi irademle ayrıldım. Sonra talep üzerine tekrar geldim. Yani bu konularda en rahat konumda olan benim. Biz bir siyasi tartışma içinden geçiyoruz. Benim bulunduğum partide tartışma ortamı fevkalade güçlüdür. Bu tartışmalar yaşanır ama ortada yaşanır. Türkiye’nin en bilinçli, en iyi eğitilmiş, en ne yaptığını bilen insanlarının yer aldığı bir partidir CHP.

Peki Erdoğan’ın zaman zaman yaşınızı dile getirmesine ne diyorsunuz? Sizce siyaseti bırakma yaşı kaç?

Siyasette herkes bunları işine geldiği gibi dile getiriyor. Ben siyaseti bir görev anlayışı içinde yapıyorum. Yani bir kişisel tatmin duygusu, bir makam tutma arayışı olarak bakmıyorum bu işe. Bir görev yaptığıma inanıyorum. Büyük, derin bir sorumluluk duygusu içinde de bu görevi götürüyorum. Bana partim, “Sen bu işi yapacaksın” dedi. O işi yapma heyecanını, coşkusunu, enerjisini içimde bulduğum sürece bu işi yaparım, tabii ki bana “Devam et” dediği sürece örgütüm... Böyle “Ben bırakacağım, sen de bırak” gibi laflar kariyerist siyasetçilerin laflarıdır. Biz kariyerist siyasetçi değiliz. Yani bir yere gelmek için siyaset yapıyor değiliz. Türkiye bir yere ulaşsın diye siyaset yapıyoruz. Türkiye yanlışa sürüklenmesin diye siyaset yapıyoruz. Türkiye’yi birileri yanlış yerlere sürüklemeye gayret ettiği sürece ona karşı direnmek hepimizin görevidir. Biz Türkiye’yi bir yere taşımak için siyaset yapıyoruz. Bu imkanı bulduğumuz sürece doğru olduğuna inandığımız o hedefe doğru Türkiye’yi taşımak için elimizden geleni yaparız. Yani siyaset öyle kişisel bir iş değil bizim partimizde. Bizim genel bir sorumluluk duygusu ve iyi bir Türkiye tasavvurumuz var. Türkiye’ye yönelik tehditler, yanlışlar görüyoruz. O tehditler ve yanlışlar karşısında görevimizi yapıyoruz. Bu görevimizi ne kadar yaparız bunun takdiri Allah’ındır.

Yani takdir Başbakan Erdoğan’ın değildir?

(Gülüyor, yanıt vermiyor.)

Başbakan yaşınızı gündeme getirdiğinde ne hissediyorsunuz peki?

Oradan ona laf dokundurmamı bekliyorsanız bu benim üslubum değil. Kendisine güvenen, gerçekten demokrat bir siyaset adamı hiçbir zaman rakibinin sağlığını, yaşını, ailevi ilişkilerini gündeme getirme ihtiyacı hissetmez. Bunları konuşmaz. Eğer ben böyle yaparsam, kendime olan saygımı kaybederim. Bir insanın boyu, yaşı, yakışıklılığı, güzelliği, hastalığı, sakatlığı, bunlar siyasetin gündemine getirilerse çok yanlış olur. Benim siyaset anlayışımda bu yok. İnsan saygımda bu yok, benim dini inancımda da bu yok. Ben bugüne kadar bundan pişman değilim. Bu duyarlılığımın da, CHP’nin oy kaybetmesi gibi bir bedeli olduğu kanaatinde değilim. Bir üzüntü de göstermiyorum. Bu bir ahlaki tavırdır. Yani herkes kendine yakıştığına inandığı üslupla siyaset yapar, o siyasetin sonucu şudur budur onlara bakılmaz. Ben kendime yakıştırmayacağım bir siyaseti yapmam.

Önümüzdeki CHP Kurultayı’nda partinizin vitrinini tepeden tırnağa yenileyeceğiniz konuşuluyor. Yine bu kapsamda örneğin Murat Karayalçın’ın CHP Genel Başkan Yardımcısı olacağı ve tıpkı onun gibi geçmişte size muhalif olan pek çok kişiyi yeniden partiye davet ederek bazılarını da Parti Meclisi’ne alacağınız söyleniyor. “Baykal CHP’de özlenen örgüt içi barışı bu Kurultay’da sağlayacak ve genel seçimde seçmenin karşısına çok farklı ve güçlü bir CHP çıkaracak” deniyor. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

CHP her Kurultay’da önemli yenilenmeler yaşamıştır. Her seçimde siyasetimize yeni insanlar, yeni isimler kazandırmıştır. Bu Kurultay da hiç kuşkusuz böyle olacak. Ama bu hiçbir şekilde partiyi bugünlere getirmiş, partinin yükünü taşımış, partinin başarısına katkı yapmış insanların tasfiye edileceği anlamını taşımıyor. Siyaset hem yenilenmeyi, değişmeyi, hem de sürekliliği bir arada barındırmalıdır. CHP’de de hem süreklilik olacak, hem de yenilenme. Yoksa o yenilenme çöker gider. Biz o dengeyi doğru kuruyoruz.

Peki bu Kurultay diğerlerinden çok farklı olacak deniyor, doğru mu?

Evet. Niye farklı olacak? Çünkü Türkiye’nin umudu CHP oldu, biz de bu sorumluluğun farkındayız. O bekleyişe de cevap vereceğiz. Yani CHP toplumun görmeyi istediği bir siyasi parti olarak ortaya çıkacak bu Kurultay’da...

Yeni isimler kimler olacak?

İsim konusunda henüz bir değerlendirme yapma aşamasında değilim. Daha arkadaşlarımla istişare etmedim, örgütümüzü dinlemedim...

CHP Milletvekili Muharrem İnce, “CHP’nin en büyük problemi sevgisizlik” demişti. Bu konuda bir şeyler yapmayı düşünüyor musunuz?

O konuda çok şey değişti zaten. CHP’de artık emeği takdir etmek, başarıyı övmek bir kural haline gelmeye başladı. Eskiden böyle değildi. Arkadaşlarım hep bundan şikayet ederlerdi. Ama artık bunlar geride kaldı. Doğrudur, partililerin birbiriyle kavgalar, tartışmalar içine girdiği o dönemleri çok yaşadık. Öyle bir kültür hâlâ belli bir ölçüde sürüyor olabilir ama artık ön plana çıkan, bizim doğruyu, iyiyi, başarıyı takdir etmemizdir, sevmemizdir. Yani artık hiçbir komplekse gerek olmadan parti içindeki insanlar iyi iş yapanı, “Bak ne güzel yapmış” diye tebrik edebiliyor, destekleyebiliyor.

Eskiden öyle olmaz mıydı?

Eskiden böyle bir bölünmüş, zıtlaşmış yapı içinde bu pek mümkün değildi. Sadece siyasi partilerde değil, her yerde bu böyledir. Bir kısım birilerinin peşinde, bir kısım başkalarının peşindeyse, birilerinin yaptığı güzeli öbürü eleştirir, yanlışa ise ‘O bizimkilerin yanlışı’ diye sahip çıkar... Biz 2000 yılından itibaren partimizi ülkedeki genel kültürün dışına çekme konusunda bir kararlılık içine girdik. Bunun için çok çaba sarfettik ve partiyi ırk, mezhep ve inanç temelinde kimsenin yapılandıramayacağını ortaya koyduk. “Kavgalı eve kız vermezler, kavgalı partiye oy vermezler” dedik. Bu, ta 2000 yılında söylediğim bir sözdür benim. “Bu kavga bitecek artık” dedim. 2000’de o doğrultuda yetki aldım ve çalışma yaptım arkadaşlarla. Tabii bitirmek kolay olmadı, yine iç tartışma belli bir ölçüde yaşandı ama onların hepsi geride kaldı. CHP bugün hiçbir şekilde kavgalı bir parti değildir.

CHP son günlerde ön seçim geleneğini unuttu diye eleştiriler var. Unuttu mu?

Hayır. Bu ülkede en çok ön seçimi yine biz yapıyoruz ama ön seçimin ideal bir aday belirleme yöntemi olmadığı konusunda çok ciddi bir kanı var artık.

Yani bu parti içi demokrasi olmamasından değil?

Değil tabii. Bu konuda benim çok özel düşüncelerim var. Onu da daha sonra anlatırız size.

Bugüne kadar hükümete verdiği destekle bilinen TOBB’un çıkışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bugün Türkiye’de prim borcunu, vergi taksidini ödeyememiş yüz binlerce iş yeri var. Ama hükümet bu olumsuz gidişi görmezden geliyor, yok sayıyor... Türkiye’de çok şey değişiyor. Artık kimse olana bitene o eski ezberle bakmasın. TOBB Türkiye’de iş dünyasının en temel kurumlarından biridir. Ticaret odalarımızın, sanayi odalarımızın üst örgütüdür. Bugün TOBB’un nabzını tutan pekala bilir ki bu gidişten en büyük şikayeti reel sektörün içinde çalışan bu insanlar yaşamaktadır.

Türkiye’deki siyasi değişimin en somut örneği TOBB’un çıkışı mı sizce?

Onlara güvenmesinler, işte onu söylüyorum. Sürpriz dediğim sonuçları buralarda göreceksiniz. O TOBB’da atan nabız, ticaret odalarında atan nabız, çarşıda, pazarda atan nabız, organize sanayi merkezlerinde atan nabız bambaşka. Türkiye çok büyük bir değişimin eşiğindedir. Bunu çok açıkça görüyoruz. Yukarıdaki o siyasi üst yapı, onun kavgaları, gerginlikleri giderek onları halktan, toplumun gerçek dinamiklerinden koparmıştır.

Yani AK Parti’yi ekonomi mi bitirecek diyorsunuz?

Evet. AKP’yi ekonomi bitiriyor zaten.

Kamuoyu araştırmalarının sonuçlarına göre CHP yüzde 25’in üzerinde oy alacak gibi görünüyor. CHP olarak yakın tarihte siz her hangi bir anket yaptırdınız mı? Bu anketlerin değerlendirilmesine ve kişisel izlenimlerinize göre CHP önümüzdeki genel seçimlerde yüzde kaç oy alacak ya da şöyle sorayım CHP önümüzdeki genel seçimlerde iktidar olmaya yetecek oranda oy alabilecek mi?

Anket yaptırmıyoruz ama bütün anketleri izliyoruz. Kamuoyu araştırmalarının ortaya koyduğu trend çok açık. CHP yükseliyor, AKP inişte. Yakın gelecekte Türkiye’nin siyasi tablosu değişecek. Ama asıl önemlisi bu referandum konusunda halkın alacağı karar çok önemli olacak. O konuda çok büyük pişmanlıkların içine gireceğini düşünüyorum AKP’nin. Yani şimdi yaptığı yanlışlıkların çok ağır sonuçlarını görecek. Halkın iradesi bu konuda çok iyi bir ders verecek AKP’ye.

Ergenekon davalarıyla ilgili tutumunuzda ve genel duruşunuzda bir değişiklik var mı peki? Bu dava sürecinde yaşanan gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Duruşumda hiçbir değişiklik yok. Tam tersine tüm dünyada o davalarda çok temel hukuk ihlalleri yapıldığı, uluslararası hukuk ve yargılama ilkelerinin tamamen yok sayıldığı, yanlışlar yapıldığı çok açık bir şekilde kabul görmeye başladı. En son Brüksel ziyaretimde Sosyalist Parti Grup Toplantısı’nda ben de bunları dile getirdim. Uluslararası raporlar çıkmaya başladı. Hepsinde bu yanlışlar ifade ediliyor. Maalesef bugün yaşananlar çok acı olaylar.

Başbakan savcıysa, ben de Ergenokon’un avukatıyım” demiştiniz. Fikirlerinizde hiçbir değişiklik yok o zaman?

Yok tabii... Tam tersine netlik kazandı. Artık herkesin bu davalarla ilgili umudu kayboldu, hatta bu davalara bel bağlayan insanların bile... Hâlâ tahrik edenler olabiliyor ama sağduyu sahibi herkes Türkiye’de Ergenekon davasının hukuki olmaktan çok siyasi bir yargılama olduğunu net bir şekilde görüyor.

Peki ama Genelkurmay Başkanı Başbuğ, “Bugüne kadar karşılaştığımız en ciddi olay Balyoz Davası” demişti...

O konulara girdiğimiz zaman söylenecek çok şey var.

Ya Başbuğ’un sözleri?

Hayır. Ben hiç öyle bir şey söylemiyorum.

Bu haber toplam 1226 defa okunmuştur

Etiket(ler): , , , ,

DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri