Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Baykal'dan torunlara Cami'ye Teşvik

01 Ekim 2008 / 10:07
Bayram namazını dedesinin uzun süre imamlık yaptığı camide kılan Deniz Baykal beraberinde getirdiği iki torununu camiye alıştırdığını söyledi
Ali Öztunç'un röportajı

Sayın Başbakan geçtiğimiz günlerde bu bayram için “Şeker Bayramı değil, Ramazan Bayramı” dedi. Siz ne düşünüyorsunuz?
Bayramlar bir geleneği yansıttıkları sürece değer taşırlar. Bayramlarımız çok tarihi, köklü geleneklerimizden güçlenerek varlıklarını sürdürüyorlar. Ramazan Bayramı mı, Şeker Bayramı mı tartışması bence çok anlamsız bir tartışma. Çünkü bu bayramın elbette Ramazan ve oruç ile çok derin bir bağlantısı var. Ama geleneksel olarak bu bayramın farklı ve şeker yeme ile ilgili bir dayanağı da var. Hz. Peygamber'in bayram sabahı evinden çıkıp camiye giderken ağzında mutlaka bir hurma olduğu bilinir. Şeker Bayramı da kökünü geleneğini buradan alır. Bayrama tatlı ile başlamanın hem dini, hem de geleneksel bir dayanağı vardır. Yıllardan beri Türkiye'de Ramazan Bayramı'nda baklava yapılır, kadayıf yapılır, sarı burmalar yapılır. Bu eşe dosta ikram edilir. Yanlış olan birbirini tamamlayan bu iki geleneği birbirine karşı çıkarmaktır. Yıllarca bu bayrama şeker bayramı da denildi, Ramazan bayramı da denildi ama Ramazan bayramı diyenlerin hiçbiri Şeker Bayramı sözünden rahatsızlık duymadılar. Şeker Bayramı diyenlerin hiçbirisi de bu bayrama Ramazan Bayramı denmesinden rahatsızlık duymadı. Bizim gibi bazıları da hem Şeker hem Ramazan Bayramı dedi. Bu yıllardır devam eden bir olaydır. Ta Osmanlı zamanında da bu böyleydi. Sıkıntı, bunlardan birini diğerinin karşısına geçirmek. Hayır bu Şeker Bayramı değildir bu dört dörtlük Ramazan Bayramı'dır dediğiniz zaman bir ayrımcılığı, bir dışlayıcılığı, bir bölücülüğü harekete geçirmiş olursunuz. Sakıncalı ve yanlış olan budur.

Peki nerden çıktı bu yaklaşım?
Bu bir genel zihniyetin yansıması. Türkiye'de bunca yıl bir kişinin aklına bile bu iki kavramı birbirine karşıtmış gibi kullanmak gelmemiş. Şimdi bunu yapıyorlar. Başbakan kültürel yozlaşma diyor. Duyan da zannedecek ki Şeker Bayramı lafı daha dün çıkartıldı. Kültürel yozlaşmanın ifadesini başka yerlerde aramak lazım. Ortada bir yozlaşma var. Hep görüntü ile isimlendirme ile yaftalama ile etiketleme ile meşguller. İşin özü ile meşgul değiller. İslam'ın gerçek özünü, değerlerini, İslami yaşam biçimini, ilkelerini bir kenara bırakıyorlar ve kabukla, görüntüyle, şekille meşgul olmayı yeterli saymaya başlıyorlar. Asıl yozlaşma budur. Geçenlerde bir İslamcı yazar (İhsan Eliaçık) haklı olarak şikayet ediyordu. “Sanki” diyor “İslamiyet türbanla namaza indirgenmiş gibi bir anlayış egemen.” Nerde İslam'ın güzelliği, değerleri, ahlakı, ilkeleri, yaşam tarzı? Bütün bunları unutacaksın. Kendini servetin hırsına kaptıracaksın, teslim olacaksın, ondan sonra kılık kıyafetle teselli bulacaksın ve vicdanını rahatlatacaksın yok böyle bir şey diyor. Maalesef işin özü kayboluyor. Para hırsının peşinden koşup her türlü ahlaki ilkeyi, kuralı inkar etmek haram yemek, yetim hakkı yemek, kul hakkı yemek, bunlar sanki meşru imiş gibi bir anlayış ortaya çıkıyor. Dürüstlük, tevazu, alçak gönüllülük, bir anlamda bir yanlışlıkmış gibi takdim ediliyor. Geldiğimiz noktada ben inanıyorum ki herkesin kendini bir sorgulaması lazım.

Anneme 'Yine fasulye mi yaptın' derdim
Yaş ilerledikçe beslenmeye dikkat etmek gerekir. Aslında düşünüyorum bizim Anadolu'daki beslenme gelenekleri esas itibarıyla çok sağlam esaslara dayanıyormuş. Örneğin bizde mutfağın temel maddelerinden birisi bakliyattır. Çok önemli yer tutar. Yapılan araştırmalar bakliyatın çok değerli bir besin olduğunu ortaya koyuyor. Kuru fasulye, nohut, mercimek gibi ürünlere dayanan bir mutfak sağlıklı bir mutfaktır. Hatırlıyorum çocukluğumuzda yine mi fasulye diye şikayet ederdik annemize. Şimdi bunun doğru bir beslenme olduğunu görüyoruz. Tabii o zaman ekonomik nedenlerle fasulyeyi çok yiyorduk. Şimdi gerçi bakliyat eskisi gibi değil, bayağı pahalı. Bakliyat, bulgur çok önemli. Bulgur fevkalade önemli. Her sofranın vazgeçilmez bir unsuru. Japonların pirinci bizimde bulgurumuz. Tarhana aynı şekilde. Olağanüstü önemli.

'Ramazan'da kilo verdim'
Özel bir diyet uygulamıyorum ancak Ramazan'da dikkat ederek kilo verdim. Kilo olarak söyleyemem ama kemerden diş attığımı söyleyebilirim. Giyemediğim kıyafetleri artık giyiyorum. Bir rahatlama gözle görülür biçimde var. Çok memnunum. Yaş ilerledikçe beslenme düzenini değiştirmek lazım. Ramazan bir fırsat oldu benim için. Daha az sofraya oturunca insan daha az yiyor. Beslenme alışkınlarımızı da gözden geçirmemiz lazım. Sahurda yemek yerine su içmeyi tercih ettim. Ben ekmeği çok yemiyorum. Ama çok önemli bir ürün. Ekmek konusunda Türkiye'de müthiş bir standart uygulama var. Ekmek konusunu çeşitlendirmeyi sağlamalıyız. Trabzon, Vakfıkebir, Akçabat ekmekleri olağanüstü güzeldir. Ekmeği çeşitlendirmeyi yaygınlaştırmalıyız. Sadece Ankara ve İstanbul'un lüks alışveriş merkezlerinde ekmek çeşitleri bulunuyor. Bunu yaygın hale getirmeliyiz.

Dedesinin imamlık yaptığı camide bayram namazı kıldı
Bayram namazını kızı Aslı Baykal'ın çocukları Mehmet ve Ali Can Erkılıç ile dedesinin imamlık yaptığı Tekeli Mehmet Paşa Camii'nde kılan Baykal, “Dedem uzun süreler orada, o camide hem yaşamış hem imamlık yapmış. Bu nedenle de bu cami ile bir duygusal bağlantımız var” dedi. Baykal, bayram namazını kıldıktan sonra evine dönmeden önce simit fırınına uğradı. Evinde, eşi Olcay Baykal, kızı Aslı Baykal Ataman, damadı Halil Ataman ve torunlaııyla yapılacak kahvaltı için 6 simit aldı. Baykal daha sonra Antalya'ya özgü serpme böreğin yapıldığı Avcuoğlu Börek Salonu'na gitti. Kıymalı, peynirli ve ıspanaklı börek siparişi verdi.

'Torunlarımı camiye alıştırıyorum'
ArtIk bizim için bu bir aile geleneği oldu bir engel çıkmadığı sürece torunlarımla birlikte Antalya'da olmaya özen gösteriyorum. Bayramı birlikte geçiriyoruz. Dede olarak torunlarımı camiye getirerek görevimi yapıyorum. Artık onlar da alıştılar. Onlar da memnuniyetle katılıyorlar.
Kaynak:
Bu haber toplam 868 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri