Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Laçiner: 'BDP Kürtlerin CHP'sidir'

18.10.2010 12:53
CHP için solun işgalci partisi diyen Birikim Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ömer Laçiner; AK Parti'nin de merkez sağda yeni bir orta sınıfın temsilcisi olduğunu söyledi

Murat Aksoy'un röportajı

CHP için solun işgalci partisi diyen Birikim Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ömer Laçiner; AK Parti'nin de merkez sağda yeni bir orta sınıfın temsilcisi olduğunu söyledi. Laçiner, BDP için de şu tanımlamayı yaptı: "Türkiye'de CHP, AK Parti karşısında sosyo-ekonomik ve kültürel açıdan nerede duruyor ise, BDP de bölgede o pozisyonda"

Referandum süreci tüm Türkiye için derinde süren bazı tartışmaların su yüzüne çıkmasına vesile oldu. Özellikle "sosyal demokrat/sol/sosyalist" çevrelerde süren tartışmalar, artık pozisyonların netleştiği bir noktaya gelindi. Referandumda "yetmez ama evet", "hayır" ve "boykot" şeklinde ayrılan sosyal demokrat/sol/sosyalist çevreler, referandum sonuçlarını yeniden okuyor.
Son günlerde CHP'de iyice belirginleşen tartışmalar bunun en somut örneği. Bunun daha serti sosyalist solda yaşanıyor. Birikim Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ömer Laçiner'in önce Ağustos-Eylül sayısında sonra da Ekim ayında dergide yazdığı iki yazı ile bu cenahtaki ayrışmanın çizgilerini belirginleştirdi.

İlk yazısında; "Aynı sosyalist sıfatı altında, toplumsal gündemin hemen her önemli sorununda birbirinden bunca farklı/zıt tavırlar alabilenlerin fiilen işlevini yitirmiş bir aradalık görüntüsü sonra erdirilmelidir" diyen Laçiner, "Yeni bir dönemin eşiğinde" başlıklı ikinci yazısını da; "Bu yolun sonuna geldiğimizi kabul etmek zorundayız. Bu, yalnızca bir zorunluluk değil ayrıca ahlaki bir yükümlülük, görevdir artık." diyerek bitirdi.

Bu hafta Söyleşi-Yorum'da Ömer Laçiner ile bu yeni dönemin eşiğinde değişimi, solu, AK Parti ve CHP'yi konuştuk.

Birikim'deki son iki yazınızla sol/sosyalist çevrelerde önemli bir tartışma başladı. Nedir bu tartışmanın özü?

Benzer bir metni bundan 5-6 sene önce yazsaydım tartışalım derdim. Şimdiki metnin özelliği, birilerinin zaten hep kaçındığı o tartışma talebinin geri çekilmesi, bitirilmesidir. Tartışacak pek bir şey kalmadı, gereği de kalmadı. Ortada birbirinin varyantı olabilecek, birbiriyle uzlaştırılabilecek iki perspektif yok artık. Temelden farklı iki yaklaşım sözkonusu. Bunlar şimdiye kadar aynı adı, sosyalist adını kullanıyordu. Artık ikisi arasındaki farklılığın netleştirilmesi, karışıklığın giderilmesi zorunlu. Biz bugüne kadar ortak geçmişimizin hatırına "sosyalizmi birlikte tanımlayalım" diyorduk. Bu tanımın tartışılarak oluşturulmasını istemiştik. Bu çağrımıza karşılık bulamadığımız gibi, böyle bir tartışmanın gereği bile reddedildi. Şimdi biz yeni bir yola çıktık. Bu yeniden tanımlamayı yapacak ve onların "sosyalizm"i ile farklılığımızı netleştireceğiz.

REFERANDUM MİLAT OLDU

Referandum süreci mi bu ayrışmayı netleştirdi?


Zorunlu hale getirdi. AK Parti ile mesafelerini bilhassa belirterek "yetmez ama evet" diyenleri hâlâ AK Parti yardakçılığı ile suçlayıp "hayır" cephesinde açıkça ırkçı, milliyetçi bir dil kullanan MHP ve CHP ile saf tutmaktan gocunmayan "işçi" veya "sosyalist"/"komünist" etiketli, İP'den TKP ve ÖDP'ye kadar bütün bir "sosyalist gelenek"in artıkları ile her şeyden önce ahlaki ve moral açıdan bağımız tamamen koptu bu süreçte

Sanki bu farklılaşmanın tarihi daha eski. Geçmişte, RP'ye bakış, 28 Şubat, başörtüsü gibi birçok konuda da bu kesimler arasında bir farklılaşma yok muydu?

Tabi ki vardı. Bu açıdan referandumdaki "evet", "hayır"ın tarihsel bir arkaplanı var. Örneğin, bugün evet diyen bizler, 1990'larda RP'nin daha sonra da AK Parti'nin asli niteliğinin "dincilik" olmadığını, bunların herhangi bir muhafazakâr/sağ partiden pek farklı olmadıklarını belirtiyor; Atatürkçü otoritarizme, askeri darbeye bel bağlayanların "laiklik elden gidiyor" çığırtkanlıklarına karşı çıkıyorduk. 28 Şubat'a da, başörtü yasağına da bu çerçevede açıkça karşı çıkmıştık. "Hayır" diyenler ise -AB de dahil- bu konularda ya CHP-Ordu ekseninde tavır aldılar veya onlara yakın durdular.

Aynı şekilde son Ergenekon tartışmasında bu farklılaşma açıktır. "Hayır" diyenler, Ergenekon soruşturması, darbe ortamı hazırlamaya matuf girişimler, açığa çıkan darbe planları karşısında "laik-cumhuriyetçi"lerle yanyana idiler. Evet diyenler ise tam tersine AK Parti'yi daha kökten bir tavra zorlama çabasındaydılar.

BİRİKİM'E BİLE KIZDILAR

Yeni dönemde sizin sosyalizm tanımızın ana ekseni ne?


Sosyalizm bir akım, hareket ve mücadele olarak eşitlik-eşdeğerlilik arayışının gürleşmesi, boyutlanması ve giderek insani-toplumsal varoluşumuzun ekseni kılınmasından başka bir şey değildir. Tarihin tüm gelişmelerinin, çelişki ve çatışmalarının içinden bu arayışın izini sürerek okunması; halin ve geleceğin bu arayışa verdiği, verebileceği imkanlar ışığında analizi ve tasarlanması, pratiğin bu doğrultuda geliştirilmesi demektir.

Sizin geçmişten bu yana İslami kesimden isimlerle ilişkileriniz var. Bazı isimlerle ortak toplantılar vs. yaptınız. Peki nasıl bir değişim var Türkiye'de?


Geleneksel sosyalistlerin, 'sol'dan uzaklaştığımıza dair gösterdikleri en büyük kanıtlardan birisi bu. Onlar İslami gelenekten gelen aydınlarla konuşmamıza, onlara Birikim'de yazılar yazdırmamıza kızıyorlar. Bu bakış onların dar kafalılığını ve çapsızlıklarını gösterir. Marks'ın bir sözü vardır; "İnsani olan hiç bir şey bize yabancı değildir". Aynen öyle. Bu toplumun İslam'la, Müslümanlıkla çok uzun ve derin bir tarihi var. Benim bu tarihle ciddi sorunlarım olabilir. Ama bu bir gerçekliktir. Biz İslami kesimden gelen arkadaşlarla konuştuğumuz zaman hiçbir şeyi gizlemiyoruz. Onlar da burada yazdıkları vakit kimliklerini gizlemediler. Serbestçe yazdılar. Konuştuk, dürüstçe tartıştık. Biz bundan gurur duyduk. Bizim insanları düşman görme lüksümüz yok. Çünkü ortak bir insanlık tarihini paylaşıyoruz. Evet, tartışabiliriz, birbirimiz ikna etmeye çalışabiliriz. Ortak bir sonuca varamasak hatta fikri ayrılığımızın çok daha derin olduğunu görsek de, en azından bizim açımızdan onları düşmanlaştırmak sözkonusu olamaz. Sosyalizm perspektifi, ahlakı bunu gerektirir.

AK PARTİ DEĞİŞİMİ OKUDU

Türkiye ve AK Parti'deki değişimi nasıl okuyorsunuz?


Dünya son 30 yılda geçmişle kıyas edilemeyecek kadar büyük bir dönüşüm süreci yaşadı. AK Parti bulunduğu yerden bu değişimi iyi okuyanlardan biridir bana göre. Örneğin Başbakan 1970'lerde bu büyük değişime adapte olamayacak "İslami" vurgulu bir geleneğin partisinin gençlik kollarındaydı. O zaman neyi savunduğu ile şimdi neyi savunduğunu yan yana koyduğunuz zaman dünya kadar farklar var arada. Biz hiçbir zaman bu insanlar takiye yapıyor falan demedik ve diyemeyiz. Değiştiler ve bu değişim içselleşmiş bana göre. Sadece Başbakan'da değil Müslüman kesimin büyük çoğunluğu için bu değişim şu veya bu oranda sözkonusu ve ciddi. AK Parti'yi kuran kadro fikri bir evrim geçirdi 1990'lardan bugüne. Biz Birikim'de onların iktidar olabileceklarını daha 2002 seçimi yaklaşırken yazdık. Bunun şaşırtıcı olmayacağını açıkladık. Özetle AK Parti'nin 80'li, 90'lı yılarda şekillenen, hızla yükselen "yeni" bir sosyoekonomik tabana dayandığını belirttik. Bu yeni sosyoekonomik taban, partinin hem demokratik reform ihtiyacını hem de bu talebinin sınırlarını gösteriyordu. Bu açıdan AK Parti'den çok fazla bir şey beklemiyorduk. Ama gene de AK Parti beklediğimizden daha fazlasını yaptı açıkçası. Kısacası AK Parti Türkiye'de geleneksel merkez sağın yerine oturuyor. Ama taşıyıcıları geçmişten farklı. AK Parti'yi de farklı kılan bu.

DEVLETTEN ÖZERK SERMAYE

Röportajın devamı için tıklayınız>>>

Yenisafak.com.tr

Bu haber toplam 1068 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri