Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Bitiren irade kim?

14 Ekim 2008 / 11:20
Genelkurmay'a gelen açık Aktütün istihbaratını, Hava Kuvvetleri'nden gizleyen, TSK'yı felç eden, TSK'yı halkın gözünde bitiren o "irade"nin deşifresi...
* Ve bu yapı, Ergenekon kapsamında içeri alınan mütekait asker Erol Mütercimler'in, emekli Tümgeneral Memduh Ünlütürk'ten naklettiği, “Benim de üyesi olduğum Ergenekon, Türkiye'de Genelkurmay'ın da, hükûmetlerin de, bürokrasinin de üstünde bir örgüttür.” sözünü doğruluyor.

TSK'nin Aktütün'le sarsıldığı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı'nın yurtdışı programlarını kesip yurda dönerek şehitlerimizin cenazesine iştirak ettiği günde Cumhurbaşkanı protesto ettirilerek âdeta olaylar dağdan şehre indirilmek istendi. Genelkurmay Başkanı böbrek taşı kırdırmaya gitmeyip o gün cumhurbaşkanı ile birlikte orada olsaydı, aynı grup belki onu da hedef alarak devletin sinirlerine sinirlerine basacaktı. Zaten aynı günlerde patlatılan “Golfçü Paşa” olayı bu isteği fazlasıyla gösterdi.

* Bir kuvvet komutanı olayın başlangıcının üzerinden otuz saat geçtiği hâlde haberdar edilemiyor. Sonra nokta hedef seçilmiş gibi o kuvvet komutanı eleştirilerin odağına yerleştiriliyor ve istifası istenmeye başlanıyor.
Sanki hata yapanların istifa ile hatasını ödeme geleneği var da o kuvvet komutanı istifa etmemek için direniyor.

*Ama bu arada otuz saat geçtiği hâlde neden bir kuvvet komutanının haberdar edilmediği aynı hassasiyetle sorgulanmıyor.

Belki de asıl problem burada. Dikkatler bir kişinin üzerine yoğunlaştırılarak altı ay evvel BBG evi gibi gördüğümüz yerlerden, bugün 30 saat geçtiği hâlde haber alamayışımızın nedenleri gözden kaçırılıyor.

*Hâlbuki daha altı ay evvel ne kadar mutluyduk. Teröristler kılını kıpırdatsa görüyor, uçaklarımızla birkaç dakika içinde defterlerini dürüyorduk. Bize bu mutluluğu yaşatan da adı “Golfçü Paşa”ya çıkartılarak kellesi istenen Aydoğan Babaoğlu'ydu.

Şimdi ise sanki birileri devrelerden birisini açık bırakıp iletişimi felç ederek bizi birbirimize düşürmüştü.

İçeriden ve dışarıdan sadece hükûmeti değil, devletin güvenlik güçlerini ve milleti hedef alarak her tarafı birden hırpalayan bu yapıya dikkat edelim. Sonra Ünlütürk'ün “Genelkurmay'ın da üstünde bir örgüt” dediği Ergenekon'a şu soruyu yöneltelim:

Eğer bu örgüt Genelkurmay'ın da üstündeyse peki o zaman kimin altındadır? Bağlılığı nereyedir?

Hamdi Yılmazer/Aksiyon

Aktütün'den Diyarbakır'a Ergenekon'un öteki yüzü

Görünen o ki mahkeme karşısına çıkartılanlar örgütün küçük bir parçasını oluşturuyor. Ergenekon daha geniş, daha girift ve daha çeşitli bir yapıyı ifade ediyor. Ve o yapı, paçasını adaletin elinden kurtarabilmek için oyun üstüne oyun kurmak istiyor.

Ergenekon kapsamında ifadelerine başvurmak üzere İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu ve Doğu Perinçek emniyete götürüldüğü zaman, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal yaptığı açıklamada “Her şey düşünülmüş!” demişti.

Ergenekon davasının Jandarma ihbar hattına gelen bir telefonla başladığını gizleyerek AK Parti'yi kapatma davasının rövanşı gibi gösterme gayretlerinden sadece biriydi Baykal'ın açıklaması; zaten onunla da sınırlı kalmadı. Davanın ciddiyeti ve dalga dalga ilerleyişini magazinleştirme gayretleri hiç bitmeden devam ettirildi.

Şimdi sulandırma çabalarını ve davası devam eden kişileri kapsayan “Ergenekon”u bir an unutmaya çalışalım ki “Bu adamlar mı bütün bunları yapacak!” türünden yaklaşımlara takılmaktan kurtulalım. Ergenekon'u “Veli Küçük'ün el öptürdüğü insanlar”la sınırlı görme yanılgısına düşmeyelim.

Çünkü…

Adı ne olursa olsun. İster yekpare olsun, isterse birleşik unsurlardan oluşsun. Yani ister bir tane, isterse onlarca “1 numara”sı bulunsun. Varlığı artık gizlenemeyen bir yapı var. Ve bu yapı, Ergenekon kapsamında içeri alınan mütekait asker Erol Mütercimler'in, emekli Tümgeneral Memduh Ünlütürk'ten naklettiği, “Benim de üyesi olduğum Ergenekon, Türkiye'de Genelkurmay'ın da, hükûmetlerin de, bürokrasinin de üstünde bir örgüttür.” sözünü doğruluyor.

Darbelerin sıcaklığı geçtikten sonra, komutanlar “Başka çare kalmadığını” söylerdi hep. Patronların teşvikinin de darbe konusunda çok müessir olduğunu açıklarlardı. Gazetecilere gelince onların yazdıkları zaten darbenin şart olduğuna delil oluşturuyordu.

28 Şubat'ın hazırlanışı ve sonrasında yaşananlara bakınca beceriksiz siyasetçilere karşı askerin mecburi müdahale serüveninin bittiği anlaşılıyor. Artık sadece siyasetçiler değil, devlet kurumları ve ordu da dâhil olmak üzere, milletin kendisini yenileme istidadı hedef alınıyordu, “her şeyin üstünde bulunan” örgüt tarafından.

28 Şubat'ın iki ünlü paşasını hatırlayalım. Çevik Bir'in yaptıkları ve Erol Özkasnak'ın “Süngüyü (…)na takar kıtaları dolaştırırım.” tavırlarının TSK'ye itibar açısından ne getirdiğini bir değerlendirelim. Üzerinden geçen on yılın sonunda geldiğimiz yeri düşünelim.

Sonra medyadaki akredite uygulamasını göz önüne alalım. Bazı gazeteler Genelkurmay'dan öyle belgeler ele geçirip yayınladılar ki daha sonra Ergenekon kapsamında sorgulanan o gazeteciyi Org. Hilmi Özkök herkesin içinde azarladı. Ardından aynı hadiseler tekrarlandı ama o gazetenin akredite problemi hiçbir zaman olmadı. Yine bazı gazeteler zamanın Genelkurmay Başkanı hakkında olmadık şeyler yazdılar. Erken emekliliğe çağırdılar ama onlar da akredite problemiyle karşı karşıya kalmadılar.

Ünlütürk'ün bahsettiği örgütü hatırlamak gerekir mi acaba?

Şimdi Dağlıca'dan klonlanmış Aktütün baskınının acılarını yaşıyoruz. İki hadise neredeyse aynı ve her iki hadiseden de en büyük zararı TSK gördü. Özellikle Aktütün'den sonra hiç olmadık şekilde bir sorgulama başladı.

İşte tam da bu sırada Diyarbakır'da polislerimizi taşıyan servis aracı çapraz ateşe alındı. Orada da şehitler vardı ve ortalık kan-revan olmuştu.

TSK'nin Aktütün'le sarsıldığı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı'nın yurtdışı programlarını kesip yurda dönerek şehitlerimizin cenazesine iştirak ettiği günde Cumhurbaşkanı protesto ettirilerek âdeta olaylar dağdan şehre indirilmek istendi. Genelkurmay Başkanı böbrek taşı kırdırmaya gitmeyip o gün cumhurbaşkanı ile birlikte orada olsaydı, aynı grup belki onu da hedef alarak devletin sinirlerine sinirlerine basacaktı. Zaten aynı günlerde patlatılan “Golfçü Paşa” olayı bu isteği fazlasıyla gösterdi.

Şimdi bir de olayların şu tarafından bakalım:

Diyarbakır'da polise yapılan menfur saldırının failleri yakalanamasaydı ne tür yorumlar yapılırdı? Asker, eleştiri oklarını üzerinden çevirebilmek için bu işi yaptırdı denir miydi?

Denirdi.

Şükür ki failler yakalandı. İşin arkasında PKK olduğu anlaşıldı. Aktütün'de askerimizi vuranlar Diyarbakır'da polisimizi vurmuş, daha evvel de İstanbul Güngören'de masum halkımızın ortasına bombayı bırakmıştı.

Yani, PKK örgütünü de kullananlar farklı cihetlerden gelip devletin kurumlarını âdeta kilitlemek, iş yapamaz hâle getirmek istiyor. Bir taraftan kanlı saldırılarla ciğerimiz parçalanıyor, diğer taraftan da tıpkı Dağlıca olayında olduğu gibi Aktütün olayından da saatler geçtiği hâlde yetkililerin haberi olmuyor. Bir kuvvet komutanı olayın başlangıcının üzerinden otuz saat geçtiği hâlde haberdar edilemiyor. Sonra nokta hedef seçilmiş gibi o kuvvet komutanı eleştirilerin odağına yerleştiriliyor ve istifası istenmeye başlanıyor.

Sanki hata yapanların istifa ile hatasını ödeme geleneği var da o kuvvet komutanı istifa etmemek için direniyor.

Ama bu arada otuz saat geçtiği hâlde neden bir kuvvet komutanının haberdar edilmediği aynı hassasiyetle sorgulanmıyor.

Belki de asıl problem burada. Dikkatler bir kişinin üzerine yoğunlaştırılarak altı ay evvel BBG evi gibi gördüğümüz yerlerden, bugün 30 saat geçtiği hâlde haber alamayışımızın nedenleri gözden kaçırılıyor.

Hâlbuki daha altı ay evvel ne kadar mutluyduk. Teröristler kılını kıpırdatsa görüyor, uçaklarımızla birkaç dakika içinde defterlerini dürüyorduk. Bize bu mutluluğu yaşatan da adı “Golfçü Paşa”ya çıkartılarak kellesi istenen Aydoğan Babaoğlu'ydu.

Şimdi ise sanki birileri devrelerden birisini açık bırakıp iletişimi felç ederek bizi birbirimize düşürmüştü.

İçeriden ve dışarıdan sadece hükûmeti değil, devletin güvenlik güçlerini ve milleti hedef alarak her tarafı birden hırpalayan bu yapıya dikkat edelim. Sonra Ünlütürk'ün “Genelkurmay'ın da üstünde bir örgüt” dediği Ergenekon'a şu soruyu yöneltelim:

Eğer bu örgüt Genelkurmay'ın da üstündeyse peki o zaman kimin altındadır? Bağlılığı nereyedir?

20 Ekim'de Ergenekon'un birinci duruşması yapılacak. Yani Ergenekon üyelerinden bazılarının yargılanması başlamış olacak. Kendisini devletin de üstünde gören örgütün ipi mahkeme üyeleri tarafından sarılmaya başlanacak. Bakalım, nereye kadar gidilecek? Ve devlete tepeden bakan örgüt mensupları TSK üzerinde daha hangi oyunları oynayarak askeri feverana sevk edip kendi milletiyle karşı karşıya getirme denemeleri yapacak?

Görünen o ki mahkeme karşısına çıkartılanlar örgütün küçük bir parçasını oluşturuyor. Ergenekon daha geniş, daha girift ve daha çeşitli bir yapıyı ifade ediyor. Ve o yapı, paçasını adaletin elinden kurtarabilmek için oyun üstüne oyun kurmak istiyor.

Önemli değil. Ergenekon'un oyunlarını çok yaşadı bu millet. Ama onu adaletin önüne oturtmayı ilk defa deniyor. Asıl önemli olan da burası…

Kaynak:
Bu haber toplam 916 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri