Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Baykal gel mi diyor, gelme mi belli değil!

30.09.2009 13:19
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, demokratik açılım süreciyle ilgili TBMM'de yapılacak oturum konusununun muhalefet tarafından polemik konusu yapılmasını eleştirdi.
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, demokratik açılım süreciyle ilgili TBMM'de yapılacak oturum konusunda, ''Böyle bir şeyin çirkin bir istismara yol açacak şekilde ülke gündemine oturmasından fevkalade rahatsısız. Ben, açık oturum yapma ihtimalini daha yüksek görüyorum'' dedi.

Arınç, NTV'de katıldığı programda ''demokratik açılım'' sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Süreç konusunda 2 aydır çalışma yapıldığını anlatan Arınç, görüşmeler ve ara değerlendirmeler yapıldığını ifade etti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın çalışmada gelinen noktanın TBMM'de açıklanacağını ve bunun kapalı oturumla yapılması gerektiğini ifade ettiğini anımsatan Arınç, kendisinin de bunu çok uygun bulduğunu söyledi. Arınç, daha önce de TBMM'de kapalı oturumlar yapıldığına dikkati çekerek, kapalı oturumların niteliği gereği gizli ve kapalı kalması gereken konuların konuşulabileceğini belirtti.

Açık oturumda da çok şey söylenebileceğini, ancak gizli kalması gereken konuların konuşulamayacağını vurgulayan Arınç, sözlerine şöyle devam etti:

''Özellikle terör konusunda geçirdiğimiz süreci anlatmamız gerekirse, demokratik açılım dediğimize göre kültürel haklar, yurdumuzda bin yıldan bu yana yaşanan birliktelik, bunu bozmaya yönelik hareketler, bunun iç ve dış bağlantıları... Eğer bazı özel isimler zikredilecekse, bazı ülkelerden bahsedilecekse, bunların da açık oturumda konuşulması ülkeler arasındaki ilişkileri zedeleyebilecek, istihbarat açısından da engel doğuracaksa kapalı oturumda konuşulması gerekir. CHP ve MHP'nin, sanki kapalı oturumda milletten bir şeyler gizlenecekmiş veya üstü kapalı konuşulacakmış şeklinde, hatta bunların dışarıda bizzat kendileri tarafından açıklanacağının ve suç işleneceğinin ifade edilmesi karşısında böyle bir istismara yol açmamak düşüncesiyle Sayın Başbakan, açık oturum yapılabileceğini söyledi. Ancak o gün geldiğinde bunun nasıl gerçekleşeceğini görürüz. Özelliklere dikkat etmek şartıyla açık ya da kapalı oturum yapabiliriz. Yasama yılı 6 Ekim'de başlayacak. İlk işimiz süresi 17 Ekim'de dolacak tezkerenin görüşülmesi yapılacak. 13 Ekim ve müteakip salı günlerinden birinde önceden de parti gruplarına haber verilerek, böyle bir görüşme yapılacak. Mutlaka Ekim ayı içinde yapılacak ama 13'ünde mi olur, 20'sinde mi olur onu gelişmeler gösterecek.''

Arınç, 20 milletvekilinin önerge vermesi ve bunun kabul edilmesi halinde kapalı oturuma geçilebileceğini hatırlatarak, ''Böyle bir şeyin çirkin bir istismara yol açacak şekilde ülke gündemine oturmasından fevkalade rahatsızız. Ben açık oturum yapma ihtimalinin daha yüksek görüyorum'' diye konuştu.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Arınç, bir soru üzerine, Başbakan Erdoğan'ın CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'a yazacağı mektupta demokratik açılımla neyi amaçladıklarına ilişkin özet bilgi vereceği ve randevu isteyeceğine dair bilgisi olduğunu ifade etti.

-''BAYKAL GEL Mİ DİYOR, GELME Mİ BELLİ DEĞİL''-

Bülent Arınç, muhalefetin demokratik açılım sürecinin içeriğinin belli olmamasına ilişkin eleştirileri konusunda da, CHP Genel Başkanı Baykal ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin ''en ağır ve haksız ifadelerle hükümeti ve konuyu eleştirdiğini, DTP Genel Başkanı Ahmet Türk'ün de belli konularda üzüntüsünü dile getirdiğini'' ifade etti.

Baykal'ın ''Türkiye Irak'a benzer'' ifadelerini kabul etmediklerini anlatan Arınç, ''Bunlar çok uç ifadeler. Türkiye'nin sosyal yapısı, geçmişten bu yana kültürel beraberliği, tek millet halinde tutan o tutkalın, birlikteliğin bugüne kadar nasıl geldiğini kendisinin de bilmesi lazım'' dedi.

Arınç, genel düşüncelerini paylaşarak ve muhalefetten katkı isteyerek yola çıktıklarını anlatarak, konuşmasına şöyle devam etti:

''Kum torbasını yumruklar gibi hiç aklımızdan geçmeyen konularla da bizi itham etmeye kalktılar. Türkçeden başka dilin resmi dil haline gelmesi gibi, üniter devlet yapısına zarar verecek noktaları gibi. Biz bunları söylememiştik, düşünmemiştik, düşündüğümüzü de ifade etmemiştik. Ama siz bunu gölge boksu yapar gibi karşımıza geçip de bizi bunlarla itham ettiniz. Gel gitler içinde muhalefetin tutumunu samimi bulmadığımızı ifade etmek istiyorum. Sayın Bahçeli, yazılı olarak zaten gelmeyin dedi. Sayın Baykal'ın gelin mi dediği, gelmeyin mi dediği çok net anlaşılmıyor ama bu işten çok iyi zevk aldığı ortada. Her gün bu konuyu ortaya getirmek suretiyle biraz da istihza eder tavırda bu konuyu konuşmaya çalışıyor.''

Bülent Arınç, TBMM'deki oturumda demokratik açılım sürecinde koordinasyonla görevlendirilen İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın gelinen noktayı açıklayacağını belirtti.

-''SİVİL ANAYASA DÜŞÜNCESİNDEN SAPMADIK''-

Arınç, Anayasa değişikliği konusundaki soru üzerine şunları söyledi:

''Sivil demokrat bir Anayasa'ya ihtiyaç olduğu düşüncemizden bir milim bile sapmış değiliz. 1982 Anayasasıyla Türkiye'nin yönetilmesi, Anayasa'nın hala bir darbe anayasası ürünü olmanın bize yüklediği büyük bir acı ve sancı olduğunu söylemeliyim. Bunun için değişiklik çalışmaları yaptık. Seçimden sonra değiştirilmesi mümkün olmayan maddeler dışında tamamen değiştirilmesine yönelik çalışma yaptık. En azından nitelikli çoğunluğa ihtiyaç var. O da 367 oydur. AK Parti'nin 330-340 seviyesindeki milletvekilinin üzerine başka partiler destek vermediği sürece en basit bir Anayasa değişikliğini geçirmek mümkün değil. Eğer bizim 380-390 milletvekilimiz olsaydı, bunu bir başkasına ihtiyaç duymadan kendi irademiz ve inisiyatifimizle yapma gücümüz vardı. Ama şu andaki milletvekili sayımız ve Anayasa değişikliklerinin tabii nosyonu, mutabakatla çıkmasıdır çünkü Anayasalar büyük belgelerdir. Milletin toplamını, ortalamasını düşüncesini ifade eden temel belgelerdir. Bu temel belgelerin en azından siyasi mutabakatla parlamento içinde, bir de toplumsal mutabakatla kabul ediliyor olması lazım. Bizim Anayasa değişikliklerini gündeme getiremeyişimizin tek sebebi nitelikli çoğunluğa ulaşamama korkusudur. Eğer diğer partiler öncülük yaparsa ya da AK Parti'ye destek olacaklarını söylerlerse bütün teklifler elimizin altında hazır.''

''PARLAMENTODAKİ BİR MİLLETVEKİLİNİN YARGILANMASI KONUSU BENİ BİR MİLLETVEKİLİ OLARAK RAHATSIZ EDİYOR''

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, parlamentodaki bir milletvekilinin yargılanması konusu kendisini bir milletvekili olarak rahatsız ettiğini belirterek, ''Bu, dokunulmazlıkların layüsel olmasıyla ilgili bir konu değil. Suçlanıyor bir milletvekili ve Yargıtay 9. Ceza Dairesi de karar verip, 'bunu yargılayın' diyor. Bana göre yargılanmaması lazım'' dedi.

Arınç, ''DTP'li Sabahat Tuncel'in de mahkemeye zorla getirilmesi konusunda karar çıkmış. Dün de diğer milletvekilleri için benzer bir karar var. Daha önce bu konuda yaşanan nahoş anılar da var. Meclis'ten alınma gibi. Bu konudaki yorumunuz nedir'' sorusu üzerine, ''konuya ilişkin kafa karışıklığı bulunduğunu'' söyledi.

Herkesin neyin ne olduğunu bilmediğini ifade eden Arınç, ''Bir avukatlık yapan bir insan olarak ihzar müzekkeresinin ne anlama geldiğini ben biliyorum. Zorla getirilmek için eskiden ihzar müzekkeresi çıkarıldı. Ondan sonra emniyete verildi. Belirlenen gün ve saatte polis o şahsı alır, mahkemede hazır bulundururdu'' diye konuştu.

Anayasa'nın 83. maddesinin milletvekili yasama dokunulmazlığını öngördüğünü anımsatan Arınç, burada milletvekilleri hakkında bir suç işledikleri takdirde ne yapılacağının da yazılı olduğunu anlattı.

Dokunulmazlığın bir istisnası olduğunu ifade eden Arınç, şöyle konuştu:

''Soruşturmasına seçimden önce başlanmış olması şartıyla ağır cezalı cürümler veya Anayasa'nın 14. maddesinde yazılı olan hususa aykırı fiiller işleyen milletvekilleri dokunulmazlıktan istifade edemiyor. Bunu da bir yağı kararına bağladılar. Yargıtay 9. ceza dairesi geçtiğimiz yıl verdiği bir kararda, ''3713 sayılı terörle mücadele kanuna aykırı suç işlediği iddia edilen kişiler anayasa'nın 14. maddesini çiğnemişlerdir. Dolayısıyla dokunulmazlıktan istifade etmez' dedi. Bunun üzerine Emine Ayna, Selahattin Demirtaş şimdi de Sebahat Tuncel, onun da bir kaç arkadaşının da seçilmeden önce işledikleri iddia edilen bir suçla ilgili soruşturmalar devam ediyor ve mahkeme safahatına geldi. Mahkeme onların sorgularını yapmak, savunmalarını almak istiyor. Daha önce sanıyorum 3-4 ay önce böyle bir tartışma yaşandı. Sayın Toptan, geçici bir çözüm bulmak suretiyle tebligatları almadı, iade etti ve onlar bu ihzardan kurtulmuş oldular.

Şimdi ise daha evvel kendilerine tebligat yapıldığı ve mahkemede hazır bulunmadıkları için bildiğim kadarıyla 29 Aralık'taki duruşmada kendilerinin ihzar yoluyla getirilmeleri konusunda mahkeme karar verdi. Şimdi mahkemenin yaptığı işlemlere bakarsanız, usulü olarak yaptığı her şey doğru. Anayasa'nın 83. maddesinden kaynaklanan bir yanlışlık var ama o yanlışlık bugünkü Anayasa'nın içerisinden geçiyor. Yani, 83. maddenin içerisinden o istisnayı çıkarabilirseniz 14. maddede sayılan fiiler konusunu... Bir cümle olarak çıkarırsanız bu milletvekillerimiz de dokunulmazlıktan istifade ederler. TBMM, dönem sonuna bırakmadıkça veya dokunulmazlıkları kaldırmadıkça dönem sonuna kadar kendileri hakkındaki yargılama süreci durur. Bence yapılacak en doğru iş çünkü Yargıtay'ın kararına göre mahkemeler hareket ediyorlar. Bu tartışma konusu olmuş, Yargıtay da 'terörle mücadele suçuyla suçlandığından kişiler hakkında dokunulmazlık zırhı işlemez' diyor. O zaman bu anayasa değişikliğini süratle yapmamızda fayda var. Ağır cezayı gerektiren suç üstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanmış olması kaydıyla Anayasa'nın 14. maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Çok açık bir hüküm var. Peki Anayasa'nın 14. maddesinde sayılanlar, ceza kanunun yani başka özel kanunun hangi maddesinde işlenen suçlardır dediğimiz de bu suçlar yok. Ama Yargıtay buna açıklık getirmiş, Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/2 maddesinde sayılan fiiller, 'terör örgütünü övmek', 'onun eylemlerine katılmak' bu 14. maddeye giren fiillerdir. Ülkenin bölünmez bütünlüğünü ilgilendiriyor. Dolayısıyla, bu suçu seçimden önce işlediği iddia edilen kişiler hakkında yargılama yapabilirsiniz.''

-''PALYATİF TEDBİRLER''-

''Bizim bulduğumuz palyatif tedbirlerdir'' diyen Arınç, Eski TBMM Başkanı Köksal Toptan'ın tebligatları iade ederek 2-3 ay kazandığını ancak şimdi tebligat yapılanların mahkemeye gitmeme yönünde düşünceleri bulunduğunu anımsattı.

TBMM'nin tek hakiminin Meclis Başkanı olduğunu vurgulayan Arınç, şöyle devam etti:

''Başkan dışarıdan gelen hiçbir memuru parlamentoya sokmaz ve bunların zorla götürülmesine izin vermez ama geçmiş yasaldır değildir. Geçmişte olan hadise başka. DTP'li milletvekilleriyle ilgili 1994'te yaşanan olayı söylüyorsanız, Meclis milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırmıştı. Bunların dokunulmazlıkları kaldırılmadı, böyle bir işlem yapılmadı. Mahkeme doğrudan karar verdi ve süreci işletmeye devam ediyor. Aslında karma komisyonunun toplanarak fezlekeleri gelen milletvekilleri hakkında dokunulmazlıklarını kaldırsaydı DTP'liler gibi olacaktı ama dokunulmazlıkla ilgili bir işlem yapmadı Meclis bugüne kadar. Genel olarak da yapmıyor. Yani komisyonda bunlar bekliyor. Komisyondan çıkıyor Komisyondan çıkıyor, Genel Kurul'da bekliyor. Aslında Meclis Başkanı iken söylediğim bir tek söz var: 'dokunulmazlık yeniden tarif edilmeli ve bu süreç mutlaka hızlandırılmalı. Çünkü genel kurulda bir dönem boyunca 4 ya da 5 yıl bekleyen dokunulmazlık dosyası olmaz, olmamalı. Geçtiğimiz yıllarda 1999 ve 2001'de iki defa 83. maddeyle ilgili anayasa değişikliği geldi. Ancak, milletvekillerinin ifade edemeseler dahi bu konuyla ilgili endişeleri olduğu için gizli oylamada istenilen sayıya ulaşamadık. Biz o zaman getirdiğimiz bu teklifte, '3 ay içerisinde dokunulmazlık konusunu genel kurul karara bağlar' demiştik.

DTP'li arkadaşlarım için söyleyebileceğimiz tek şey: Mahkemenin bu yargı sürecini devam ettirmesi konusunda ne kadar kızsak, ne kadar bağırsak, çağırsak buna bir çare bulmamız mümkün değil. Mahkeme gereğini yapıyor. Anayasa'nın 83. maddesini değiştirmemiz lazım. Bu parlamentonun görevidir. Biz konuda inisiyatif belki alabiliriz ama bunun için tüm partilerin mutlaka inisiyatif kullanması lazım. Bu bir çağrıdır. Parlamentodaki bir milletvekilinin yargılanması konusu beni bir milletvekili olarak rahatsız ediyor. Bu, dokunulmazlıkların layüsel olmasıyla ilgili bir konu değil. Suçlanıyor bir milletvekili ve Yargıtay 9. Ceza Dairesi de karar verip, 'bunu yargılayın' diyor. Bana göre yargılanmaması lazım ama yargılanmaması için de palyatif tedbirler alacağımıza 83. maddenin içerisindeki istisnayı çıkarmamız lazım. Zordur, kolaydır ama en doğrusu budur. Bunun dışında belki Meclis, karma komisyon toplanarak bu konuda bir karar alabilir. Belki de en doğrusu 3 değerli milletvekili arkadaşımızın göğüslerini gere gere mahkemede ifade vermeleridir.''

-''MESELEYE ÇÖZÜM BULMAK AÇISINDAN...''-

DTP'li milletvekillerinin durumu protesto edebileceklerini anlatan Arınç, ''Ben de onlarla birlikte protesto edebilirim, onlara katılabilirim ama Türkiye'de yeni bir gerginliğe, bir tartışmaya yol açmamak, TBMM'yi tartışmalı bir kurum haline getirmemek için milletvekili arkadaşlarımız her şeye rağmen giderek ifadelerini vereceklerdir sonra zaten serbest bırakılacaklardır, yargı süreci devam edip gidecektir. Böyle bir jest yaparlarsa çok daha iyisini yapmış olurlar ama 'gidelim, kavga edelim, gitmemekte direnelim' diyebilirler. Bence çok doğru olmayacaktır'' diye konuştu.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Arınç, ''meseleye çözüm bulmak açısından milletvekillerinin belirlenen tarihte gidebilmesinin mümkün olduğunu'' söyledi. Aynı durumun Cumhurbaşkanı Abdullah Gül için de var olduğunu anlatan Arınç, şunları kaydetti:

''Kendisi hakkında 'takipsizlik kararı' verilmişti, Sincan Ağır Ceza Mahkemesi kaldırmıştı. Sonra Adalet Bakanlığı buna karşı 'kanun yararına' bozma yoluna gitti. Onun vereceği karar önemli ama Sayın Cumhurbaşkanımız daha olayın ilk gününde, 'gerekirse gider mahkemede ifade veririm' demişti. Sayın Cumhurbaşkanının gösterdiği bu açık yürekliliği ben bu arkadaşlarımızdan da bekliyorum ki demokratik açılıma konabilecek en büyük engellerden birisi de bu dünkü olaydır ve bu devam edecektir. Dolayısıyla, her şeye rağmen Sayın Ahmet Türk'ün şikayetlerinde söz konusu ettiği şeyler, o kurtlar veya başkaları önümüze bütün engelleri koymaya kalkarsa onlardan bir tanesi de buysa biz kendi açımızından bu meseleyi çözmek için çok daha sükunetle hareket etmek etmeliyiz.''

Bu haber toplam 986 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri