Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Cumhuriyet'in 86'ncı yılı coşkusu

29.10.2009 09:56
Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın 21. yüzyılı ‘Türk asrı’ ilan etmesine çokları alaycı gülümsemelerle karşılık vermişti. Çünkü 80’lerin sonu ve 90’ların başındaki Türkiye’nin yoklukları nazara veriliyordu.
Oysa Özal, mevcuttan ziyade geleceğin dengelerinden bahsediyordu. Fakat zaman, önce gülümseyenleri, sonra da Özal’ı haklı çıkardı. 2000’li yıllara kadar terörden ekonomik krizlere, siyasetteki bunalımdan dünya dengelerini doğru okuyamamaya kadar birçok sebeple Türkiye sadece mevcudu korumaya çalıştı.

Ancak bilhassa son 5 yılda, uluslararası sistemin de etkisiyle birçok alanda değişim sürecine girildi. Kimine göre iç dinamiklerin harekete geçirilmesi, kimileri açısından da küresel güçlerin biçtiği rolün ‘başarılı’ oynanmasıydı bu. Sebebi neye bağlarsanız bağlayın ortaya çıkan tablo geleceğe dönük olumlu bakışı toplumda hızla yaydı. Üstüne insanlar daha çok tartışmaya, fikir üretmeye ve Cumhuriyet’in 100. yılında belirecek konuma dair konuşmaya başladı. Soru açık ve net: 2023’te Türkiye uluslararası sistemde, bölgesinde ve kendi içinde nasıl bir statüye ulaşacak? Lakin cevabı bu kadar basit ve tekdüze değil…

Mesaisine 3 yıl önce başlanan ve son 2,5 yıldır da uygulamaya konan “Türkiye’nin Stratejik Vizyonu: 2023” başlıklı proje, 14 yıl sonrasına tutulan projektörlerden biri. Cumhurbaşkanlığı himayesinde sürdürülen çalışmalar, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nce (TASAM) yürütülüyor. İllerdeki kamu kurumlarına ve sivil toplum kuruluşlarına proje anlatılıyor, katkıları isteniyor. Ayrıca değişen dengeler hesaba katılarak 2023’e kadar 5 yılda bir revize söz konusu. Ana amaç gelecek endişesinin kurumsallaştırılması. Yine buna bağlı her kurum ve kuruluşun kendi 2023 projesini hazırlaması. TASAM Başkanı Süleyman Şensoy’un dillendirdiği bu hedef başarıya ulaşırsa şimdilerde emareleri gözüken bölgesel güç ve küresel aktör kimliği 2023 Türkiye’si için hayalden gerçeğe dönüşecek. Aksi hâlde yükselen mikro milliyetçiliğin olumsuz havasından Türkiye de payına düşeni alacak. Durumu muhafaza seçeneğiyse söz konusu değil; çünkü özellikle 11 Eylül 2001 sonrası yeni bir sürece giren dünyada taşlar hâlâ tam manasıyla yerine oturmadı. Hâsılı önümüzdeki 14 yıl için tek yapılması gereken tüm kurum, kuruluş ve ferdin bulunduğu mevkiyi önemli addedip buna göre çalışması.

Böylece Türkiye’nin güçlü devlet unvanını tasdikleyecek, 7 parametrelik başarı yakalanacak. Bunlar bütçe açığının olmaması; dış ticaretin dengelenmesi, mümkünse artı vermesi; borçlanma oranının makul düzeye (mesela yüzde 25’in altına) çekilmesi; barışçıl amaçlar ölçeğinde nükleer teknolojiye ulaşılması; savunma sanayiinde kendine yetebilir hatta ihracat yapabilir hâle gelinmesi; yüksek teknolojik ürün seviyesine erişilmesi ve gayrisafi millî hâsılanın gelişmiş ülkeler düzeyine yaklaşıp halka adilce dağıtılması. Zaten bu noktaya ulaşıldığında bölgesel liderlik ve küresel aktörlük için bağırmaya gerek kalmayacak. Peki, bu konuma ulaşılabilmesi için hangi sahalarda ne gibi stratejiler üretilmeli?

TASAM’ın 2023 strateji programı, 6 ana başlıkta toplanıyor: Uluslararası ilişkiler, uluslararası güvenlik, iç siyaset, ekonomi, eğitim-bilim-teknoloji ve kültür. Küresel sistemdeki değişimler dikkate alınarak önce 2023’teki uluslararası dengelere odaklanılıyor. Temel tespit; 14 yıl sonra dünyanın çok kutuplu hâl alacağı. ABD ve AB’nin haricinde Çin, Hindistan, Rusya ve Brezilya da büyük güç. Bu, AB uyum sürecini hızlandıracak. Şensoy’a göre, Türk dış politikası söz konusu realiteyi gecikmeden görmeli: “Sovyet sonrası zannedildi ki ABD tek devlet ve bu devam edecek. 11 Eylül’le acı gerçek ortaya çıktı. Oysa Çin, Hindistan ve Brezilya tek kutuplu sistemin ilelebet sürmeyeceğini anlayıp piyasalarını buna göre ayarladı.” Kısacası Türkiye, tekliğe bel bağlayarak 1990 ila 2000 arası boş dönemi değerlendiremedi. Mesela Orta Asya’da tutarlı siyaset üretilmediğinden Putin ile gücünü toplayan Rusya bölgeye dönünce geri plana düşüldü.

Gelecek öngörülerinden biri de bölgesel entegrasyonların kurulacağı ve buna bağlı rekabetin artacağı yönünde. Ana aktörlerle tek başına mücadele edemeyeceğine inanan küçük devletler söz konusu birlikleri oluşturacak. Yine neoliberal ekonomik politika yerine devletin sisteme daha fazla müdahale ettiği ve düzenleyici rol üstlendiği anlayış yayılacak. Geleceğe dair diğer hususlara gelince, Türkiye’nin AB macerasında roller değişecek. Artık AB, Türkiye’nin üyeliği için ısrar edecek. ‘Ulus devlet’ sanılanın aksine gücünü yitirmeyecek. Dünyada etnik çatışmalar artacak. Yeni küçük ulus devletler kurulacak. Çevresel problemler ağırlaşacak ve siyasî ihtilafların kaynağını oluşturacak. Su yetersizliği de Türkiye’yi ilgilendiren sıkıntılardan. 2025-2030 arası ancak Ortadoğu nüfusunun üçte ikisine yetecek. Küresel ısınma şimdikinden daha kritik noktaya ulaşacak. Gıda tedarikinde sıkıntı artacak. Petrol ve doğal gaz gibi fosil enerji kaynakları azalacağından enerji problemi artacak. Türkiye’nin de modern teknikleri kullanarak millî nükleer enerji programını geliştirmesi ve uygulaması gerekiyor. İktidarların merkezî gücü azalacak. İki kutuplu devirdeki gibi sıkı ve sabit ittifaklar görülmeyecek. Rusya, Çin, ABD, AB, Brezilya ve Hindistan uluslararası denklemde etki alanlarını genişletecek. Rusya, Kafkasya ve Karadeniz’deki nüfuzunu Ortadoğu’ya taşımaya çalışacak. Çin, Afrika’ya verdiği önemi artıracak. Türkiye; Ortadoğu, Kafkasya, Karadeniz, Asya, Afrika ve Latin Amerika’da etkisini artırmak için tabloyu dikkate almalı. Neticede çok hareketli, istikrarsız ve belirsizliklerle dolu bir bölgede yer alıyoruz. 2023’e kadar değişmesi de zor. Atılacak adımlar, Türkiye’yi atmosferi şekillendiren ülke noktasına da taşıyabilir, sürecin dışına iterek mikro milliyetçiliğin olumsuz çekim alanına da sürükleyebilir.

SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİ GERİDE KALDI

Batı için NATO, doğu için Varşova Paktı, soğuk savaşın iki önemli güvenlik birliğiydi. Türkiye de NATO’yu tercih edenlerdendi. 90 sonrası global güvenlik, komünizm ve kapitalizm tehditlerinin ötesine taşındı. Artık terörizm, bölgesel çatışmalar, organize suçlar, kitle imha silahları ön planda. Yine Şangay İş Birliği Örgütü gibi yeni bölgesel oluşumlar da güç topluyor. Türkiye’nin güvenlik anlayışı da buna bağlı şekillenecek. İç ve dış tehditler söz konusu. Bölücü ve yıkıcı faaliyetler, ekonomik yapıdaki bozulma, iç ve dış borçların çevrilememesi, üretimde duraklama ve azalma, yolsuzluk ve yoksulluk iç; etnik ve dinî kökenli grupları tahrik, kültürel sürtüşmeyi körüklemek için üretilen yanlış bilgiler, kitle imha silahı üreten çevre ülkeler, doğalgaz ithalatında tek ülkeye bağlanma, Irak’ın yeniden yapılanması ve bundan kaynaklanacak aksaklıklarsa dış tehditleri oluşturuyor. Hâsılı Türkiye, önümüzdeki dönemde, bekle-gör politikasından ziyade akışlara yön verebilme kabiliyetini artıracak çalışmalar yapmalı. Küresel aktörlük rolünü pekiştirebilmek için bölgesel ve küresel krizlere müdahale etmeli. Arabulucu ve uzlaştırıcı yönü yer yer askerî barış güçleriyle desteklenmeli. Yeni dönemin güvenlik anlayışında dikkat edilecek hususlar arasında toplumsal bütünleşme ve terör probleminin uluslararası düzeye taşınması, Avrupa’nın yeni güvenlik ve politik yapılanmasından dışlanma ve Orta Asya’daki bölgesel etkinin reddedilmesi de var.

2023 Türkiye’sinin siyasî tablosuna gelince... Akla ilk gelen ‘laiklik’ tartışmalarının devam edip etmeyeceği tabii. Genel tablodaysa merkez çevre çatışması, siyasetin şeffaflaşması, tek merkezli yapının düzelmesi, fert özgürlüğünün devlet aygıtına karşı savunulması, demokrasi dışı müdahalelerin akıbeti ve meşruiyet krizi de var. Peki, çözüm? TASAM’ın teklifleri şöyle: Siyasal katılımın artırılması. Kültürel ve toplumsal farklılıkların korunup geliştirilmesi. Hukuk devleti için yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının sağlanması. Siyasî parti sisteminin yeniden yapılandırılması. Siyasî Partiler Kanunu’nun yasaklardan arındırılması. Parti üyelerine eşit haklar sağlanması. Özgürlükler önündeki engellerin kaldırılması. Seçim sisteminde adaletin tesisi. Toplumsal hoşgörü ve uzlaşmanın yaygınlaştırılması. Bunlar gerçekleşti mi sıkıntılar kendiliğinden gündemden düşecek.

Siyasetin aksaklıkları denilince akla gelen önemli bir konu da anayasa. Artık toplumun ekseriyeti kabul ediyor ki 1982 Anayasası değişmeli. Bugüne cevap veremeyen bir metinle 2023’ün güçlü Türkiye’sini hazırlamak ne kadar mümkün! Tabii önce otoriter felsefenin izleri silinmeli. Devletin niteliklerinin sıralandığı 2. maddedeki ‘insan haklarına saygılı’ ibaresi, 1961 Anayasası’ndaki gibi ‘insan haklarına dayanan’ ifadesiyle değiştirilmeli. Siyasî partilerin kapatılması güçleştirilmeli ve kapatma kriterleri objektif temellere dayandırılmalı. Partilerin malî denetimi Anayasa Mahkemesi yerine Sayıştay’a bırakılmalı. Bilgi edinme hakkı anayasal güvenceye alınmalı. Yasama dokunulmazlığı sınırlandırılmalı. Cumhurbaşkanının yetkileri parlamenter rejim ilkeleri esas alınarak tekrar düzenlenmeli ve tek başına yaptığı işlemler yargı denetimine açılmalı. Yüksek Askerî Şûra (YAŞ) ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) kararlarına karşı yargı yolu açılmalı. Devlet Denetleme Kurulu kaldırılmalı, yerine Kamu Denetçiliği müessesesi kurulmalı. HSYK yargı bağımsızlığı ve demokratik esaslar ekseninde elden geçirilmeli. Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısı artırılarak yapısı ve seçim kriterleri revize edilmeli. Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimine objektif kıstaslar getirilmeli ve üyelik belli zamanla sınırlandırılmalı. Sayıştay, yüksek mahkeme kabul edilmeli ve kamu kaynağı kullanan hiçbir kurum ve kuruluş, denetim dışında tutulmamalı.

2023 Türkiye’sinin ekonomisi için de önemli hedefler var. Dış kaynak bulunabildiği ölçüde hızlı büyüme kaydedilebilir. Kısa vadeli ve hareketli yabancı sermayeye alternatif bulunmalı. Özel sermayenin küresel ekonomideki payı artacağından Türk ekonomisi liberalleştirilmeli ve global düzene entegre edilmeli. İstikrarlı sanayi politikalarıyla montaj ülkesinden üreten ve ihraç eden konuma ulaşılmalı. İşsizliği azaltmak için kalifiye eleman yetiştirilmeli, özellikle meslek okullarına önem verilmeli. Kaçak yabancı işçiler sıkı takibe alınmalı. Turizm ve bankacılık gibi geniş istihdama dayanan sektörlerin gelişimi devam ettirilmeli. İşlenmiş tarım ürünleri yüksek katma değerli ve stratejik hâle geleceğinden uygun politikalar üretilmeli. Özelleştirme süreçleri bilhassa yabancılarla ilgili noktalarda basit varlık satışı gibi görülmemeli. Kısa vadeli getirilerin yanında uzun dönemde ortaya çıkabilecek problemler hesap edilmeli.

Geleceğe dair büyük projeleri dillendirmek sonuçta kulağa hoş geliyor. Fakat son 200 yıldır çözülemeyen ve Cumhuriyet döneminde de devam eden insan kaynağı problemi 2023’e kadar çözülmeli. Bugüne kadar yüzde 80 finansman yüzde 20 insan kaynağı modeline dayanan kalkınma siyaseti, oranların aksi yönünde revize edilmeli. Yeni dünya düzenini okuyabilecek nesillerin yetişmesi için eğitim, bilim ve teknolojide kararlı adımlar atılmalı. İlk ve ortaöğretime yüklenen ara süreç algısı aşılmalı. Zorunlu eğitim parçalı hâlde 12 yıla çıkarılmalı. Yükseköğretim maddî özerkliğe ve akademik özgürlüğe kavuşmalı. Sınav sistemleri analitik düşünce yeteneğine göre düzenlenmeli. Yurt dışı beyin göçünün önüne geçilmeli.

Kültüre dönük de eksiksiz envanter çalışması başlatılmalı. Kamu, mahallî idareler ve özel sektör arası eş güdüm sağlanmalı. Ekonomik faaliyetlerin kültürel boyutu dikkate alınmalı. Turizm kıyı bölgelere yığılmaktan kurtarılmalı. Altyapı yetersizlikleri halledilmeli. Turizm gelişim bölgeleri, koridorları, eko turizm bölgeleri, kültür turizmi şehirleri hazırlanmalı.


12

Otoyollar tüm ülkeyi kapsayacak. 4773 kilometrelik 12 yeni otoyol yapılacak. Türkiye, yatay ve dikey eksende otobanla geçilebilecek.

1,9

Gayrisafi millî hâsıla 1,9 trilyon, kişi başına düşen gelirse 22 bin dolara ulaşacak.

10

2023’e kadar senelik büyüme hızı yüzde 6,7’ye erişecek. Böylece dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girilecek.

9

Nüfus 84 milyona ulaşacak. Hâlihazırda bunun yüzde 31’ini oluşturan 0-14 yaş grubu 23’e, 15-64 yaş arasıysa yüzde 64’ten 69’a düşecek. 65 üzeriyse yüzde 5’ten 9’a çıkacak.

8

Kırsal kesim nüfusuysa yüzde 40’tan 10’a düşecek. Bugünün 26 milyonluk kırsal kesimi 8 milyona gerileyecek. Şehir nüfusu da yüzde 60’tan 90’a ulaşacak.

3

Hızlı trenin devreye girmesiyle Ankara-İstanbul 3, Ankara-İzmir 3,5 saate inecek.

(AKsiyon)

Bu haber toplam 1128 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri