Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

D Tipi Dehşet Plan

16 Haziran 2008 / 13:07
DEHŞETE DÜŞÜREN ANALİZ: "Gül indirilecek... Erdoğan asılacak..."
Yusuf Gezgin'in yazısının ilgili bölümü:

Türkiye’de rejimin adı “parlamenter demokrasi” olsa bile sistem millete rağmen işletilmektedir. Halk yönetime beş yılda bir katılmaktadır, fakat devletin içine konuşlandırılmış aristokratik, sorumsuz odaklar sürekli müdahale etmektedir.

Demokrasimiz(!)de millet iradesinin nüfuz edemediği, siyasal süreç üzerinde etkili kurumlar, noktalar vardır. "Göbeğini kaşıyanlar, bidon kafalılar bu stratejik kurumların sorumluluğunu taşıyacak rüşte ermediğinden, buralar asla milletin inisiyatifine bırakılamaz!” İşte bu bakış açısından dolayı sisteme millet iradesini dengeleyecek, gerektiğinde devreye girecek sigortalar yerleştirilmiştir. Çok partili döneme geçtikten sonra halkın, hem de üst üste demokrat partiyi seçmesi; “asılası bir adamın! peşinden gitmesi, 1960 ihtilalinden sonra sisteme katı dengeleyicilerin konulmasını gerektirmiştir! “Nankör millet! tek parti döneminin modernleştirme projelerine, devrimlere rağmen bir çiftçinin (Menderes) peşine takılıp gitmiştir. Bu nedenle vatandaşın, davulcuya-zurnacıya kaçmaması için; “Atatürk’ün hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir” sözüne rağmen kontrol altında tutulması zarureti doğmuştur.

Bu ihtiyaçtan(!) dolayı 1960 ihtilalinden sonra milli iradeyi dengelemek için Anayasa Mahkemesi ve Senato ihdas edilmiştir. 1980 ihtilalinden sonra Senato kaldırılmış fakat yerine daha güçlü müdahale araçları MGK ve DGM’ler ikame edilmiştir. Sivil ve askeri bürokrasi, yargı bürokrasisi Cumhuriyetin başından itibaren itina ile milletten ve milletin değerlerinden korunmuştu. Ama kentleşme, köylülerin şehirlere akın etmesi, çarıklıların okuması, ticaretle iştigali sonucu kurulu düzen tehdit edilir hale gelmişti. 1970’lerden sonra devletin köylü-çoban kesiminden korunması ve stratejik kurumların kara Türklerce işgalinin önlenmesi önemli bir mesele haline gelmişti! Tehdit büyüktü ve giderek yayılma istidadında idi! Her ne kadar TSK, MGK, Anayasa Mahkemesi, DANIŞTAY, YÖK gibi kurumlar devleti vatandaştan korumak için donanımlı ve kararlı iseler de; uyanan kara Türklerle mücadele edebilmek için bir moderatöre ihtiyaç vardı. Bu ihtiyaç gözetilerek 1982 Anayasası’nda Cumhurbaşkanlığı makamı güçlendirilmiş ve devleti millete karşı korumakla görevli kurum ve kuruluşların şefi haline getirilmiştir.

İhtilal Anayasasıyla (mevcut Anayasa) Cumhurbaşkanı sistemin kilidi olmuştur. Bundan dolayı, aristokratik elitler cumhurbaşkanının kişiliği, duruşu, görüşleri hatta eşinin ve kendisinin giyinişi üzerinde önemle durmakta, yanlış(!) bir seçim olmaması için titizlik göstermektedirler. Sivil ve kendi bezlerinden olmayan Özal’ın o makama geçmesi aristokratik azgınları fazlasıyla rahatsız etmişti. Bu nedenle Özal’ı indirmeye çalışmışlar, devlet başkanı için kullanılmayacak ifadelerle aşağılamışlardı. Özal bu kirli oyuna dayanamayarak erken yaşta hayata veda et(tiril)mişti.

Sezer sonrası, “D” tipi (“Dönme”, “Derin” aynı kapıya çıkıyor) kesimlerin tasvip etmediği birisinin cumhurbaşkanı olma ihtimali çok erken karın ağrısına neden oldu. Tehditlerle, kaos projeleriyle, provokasyonlarla ön almaya çalıştılar. Bütün zorlamalara rağmen hükümet yeniden geldi ve istemedikleri “Gül” cumhurbaşkanı seçildi. Fakat derin yapıların bunu hazmetmesi mümkün değildi. Nitekim seçimlerin üzerinden 6 ay geçmeden karanlık projelerini icraya başladılar. Öncelikli hedefleri işleyen düzeni sabote ederek hükümeti yıpratmak, partiyi kapatmak, başbakanı bir şekilde denklemin dışına itmekti. Ardından sistemin kilidi köşkü ele geçirmeyi, “Gül”ü indirmeyi hedefliyorlardı. Milyonlarca (muhalif!) insanın öldürüleceği köklü bir temizlik de sürecin hedefleri arasındaydı. 28 Şubat’ta ihmal ettikleri bu işi yapmalıydılar! Türkiye nüfusundan 10 milyon eksik olsa bir şey değişmezdi! Böylece gayrı milli derin yapı daha sağlam ve kalıcı bir zemine oturtulurdu!

Yaşadığımız tuhaf işler-ilişkiler-olaylar planlı bir sürecin sonucudur. Hükümetlerin sistemdeki dengeleyici unsurlarla kontrolü, işlevsiz kılınması mümkündür. Ama beraberinde cumhurbaşkanlığının kaptırılması sistemin “D” tipi (dönme) yapılanmanın kontrolünden çıkması demektir. Bu ise kabul edilemez! bir durumdur. Mücadele hükümeti düşürme kapatma vs. mücadelesi değildir. Mesele Yargıdan, üniversitelere, sivil ve askeri bürokrasiye kadar pek çok kilit noktanın “D” tipinin elinden kayması ve Kara Türklerin eline geçmesidir.

Bu sebeple kapatmadan sonraki hamle “GÜL”ü oradan indirmektir.

Hükümet ne yapsa bu azgın azınlığı hedefinden vazgeçiremez, bunlarla uzlaşamaz. Partinin kapatılması, hükümetin düşmesi, Meclisin dağılması, RTE’nin yasaklı olması bunları kesmeyecektir. İhtilalden ve GÜL’ün indirilmesinden başka bir şey bunları sakinleştirmeyecektir.

Ama gördüğüm kadarı ile hükümet ve Gül bunun farkında değiller… Hala uzlaşabileceklerine, partinin kapatılmayacağına inanıyorlar. Hala “D” tipi yapılanmadan merhamet ve adalet umuyorlar.

Buradan açık ve net söylüyorum. Bunlar köşkü geri almadan, mallarınızı müsadere edip, sizi kodese göndermeden (idam kalktı ama sizin için geri getirmeye heveslenenler var) mücadeleden vazgeçmezler.

O nedenle gelin hayal atından inin!.. Milleti arkanıza alın!... Sivil demokratik cephenin ve fikir namusunu koruyabilen aydınların (varsa!) desteğini kazanın!... Bir demokrasi ittifakı kurun, hukuk ve demokrasi içinde erkekçe mücadele edin!...

Milleti şiddet sarmalına çekmek ve ezmek isteyen bu eşkıya çetesine asla şiddetle, provokasyona müsait yollarla karşı koymaya çalışmayın.

Durmak, beklemek, eylemsizlik sadece zaman kaybettirmektedir. “D” tipi kesimler ağlarını, tuzaklarını kurmaya devam etmekte; sizi içinizden çatlatmaya, dostlarınızla vuruşturmaya, fitnelere gark etmeye, toplumun psikolojisini bozmaya çalışmaktadır.

Milletimiz size yapılanları görmekte ve mağdurun yanında yer almaktadır. Ama sizin mücadele cesareti göstereme-meniz; içinizdeki haramileri temizleyememeniz; beklentisiz aklıselim müşavirler edinmemeniz; size olan ümitleri kırmaktadır.

Siz bunları hala güçlü sanıyor ve tırsıyorsunuz. Bunlar artık içi boşalmış kütükler gibiler. İki asırdır kanımızı emen “D” tipini damarlarımızdan, sinirlerimizden tasfiye etmek için bundan daha uygun zaman olamaz. Vicdanları kanatan hukuksuzlukları, aymazlıkları, dalavereleri ortada iken gelin halka dayanın ve bu kripto yapıların onların yerli finolarının üzerine yürüyün.

Şerefinizi, namusunuzu, koltuklarınızı hatta canınızı heder etmeden bunlar size geçit vermezler…
Kaynak:
Bu haber toplam 842 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri