Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

S. Partisi DARBE DUVARINDA konuştu

28.02.2010 17:01
Ardı ardına ortaya çıkan darbe planları da göstermektedir ki, bu darbelerle hesaplaşılmadığı müddetçe darbe zihniyetinin sonu gelmeyecektir.

Bir darbenin daha yıl dönümündeyiz: 28 Şubat 1997 - 28 Şubat 2010

Aradan on üç yıl geçmesine rağmen hala hukuki olarak sorguya tutulmamış bir darbe.

Adeta, “istediğimiz gibi yaşamazsanız size bu ülkede rahat yok” denilip, milletin sosyolojisinin – yaşam tarzının değiştirilmeye çalışıldığı bir darbe.

Elbette 28 Şubat, ülkemizde yaşanan darbelerden sadece biridir.

Tam beş kez açık müdahale gördü bu ülke.

27 Mayıs’ta yapılan darbeyle Başbakan ve Bakanlar asıldı.

Yargılamadık!

12 Mart’ta muhtıra verildi, hükümet devrildi.

Yargılamadık!

12 Eylül’de parlamento kapatıldı, darbenin lideri “Ben artık devlet başkanıyım” dedi.

Yargılamadık!

28 Şubat’ta bakanlar ve milletvekilleri tehdit edildi. Psikolojik savaşın tüm imkânları seferber edildi. Sadece siyasete değil, toplumun yaşam tarzına müdahale edildi.

Yargılamadık!

27 Nisan’da Cumhurbaşkanlığı seçimleri için tehdit bildirisi yayınlandı.

Yargılamadık!

 

Bu açık müdahalelerin hepsinde mağdur edilen milletimiz oldu.

Herhangi bir gasp suçunun karşısında ağır cezaların yazdığı hukuk metinlerimiz bir tarafta dururken, diğer tarafta da bu metinlerin ana kaynağı olan anayasamızda koca ülkenin yönetimini gasp edenleri yargılanmaktan muaf tutan geçici 15. madde duruyor. Bu madde Türkiye için açık bir utanç konusudur!

Ardı ardına ortaya çıkan darbe planları da göstermektedir ki, bu darbelerle hesaplaşılmadığı müddetçe darbe zihniyetinin sonu gelmeyecektir.

Geçmişte açıkça yaşanan darbeler ortadayken, “darbe planları var mı yok mu” tartışması abesle iştigaldir. Bu beş darbeyle hesaplaşmadan sadece planlarla uğraşmanın, kısa dönemde faydası var gibi gözüküyorsa da darbeyle mücadelede yeterli bir yol olmadığını bir kez daha ifade ediyoruz.

27 Nisan e-muhtırasını veren dönemin Genelkurmay Başkanı bunun muhtıra olmadığını, sadece görevini ifa ettiğini söyleyebiliyor. Verdiği e-muhtıra ise hala TSK’nın sitesinde yayınlandığı şekliyle durabiliyor.

Sizlere oradan bir pasaj okumak istiyorum: Tarih 27 Nisan 2007

“Son günlerde, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Türk Silahlı Kuvvetleri, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır.”

Ne deniliyor?

Cumhurbaşkanlığı seçimi süreci endişe ile izleniyormuş. Bu tartışmalarda TSK tarafmış. Gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net biçimde ortaya koyacakmış!

Evet, bu bir muhtıra değil de nedir?

TSK’nın böyle bir görevi yoktur, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren de hiçbir meclis TSK’ya böyle bir görev vermemiştir.

Geçmiş darbelerle hesaplaşılmadığı içindir ki; bu vesayet hakkını kendinde görenler, e-muhtıranın hala web sitesinde durmasında sakınca görmemektedir.

Şu an tartışılan tüm darbe teşebbüslerinin ilham kaynağı 82 anayasasıdır. Darbe heveslileri de bu gücü mevcut anayasadan almakta ve girişimlerini buna dayandırmaktadırlar.

Mevcut 82 anayasası, kökten değiştirilmeye muhtaçtır. Bugünlerde yaşadığımız tartışmaların tümü, kimin kime hakim olacağı tartışmasıdır. Devletin kurumları arasında bilek güreşi olmaz. Devletin bütün kurum ve kuruluşları milletin denetimi ve emrinde olmalıdır. Bu yanıyla yeni bir kurallar bütününe herkesin ihtiyacı vardır.

Herkes bu anayasadan şikâyetçiyken yüzde 47 oy almış hükümetin adım atmamasını kabul edemeyiz. Hükümeti ciddi şekilde uyarıyoruz: Milletin toleransını daha fazla istismar etmeyin. “Ne yapalım yaptırmıyorlar” bir mazeret olamaz. Milletimizin beklentisini karşılamak zorundasınız.

Yapılması gereken, bir an önce siyasi ve hukuki reform sürecine başlamaktır. Bunun için;

* 12 Eylül darbecilerini koruyan Anayasanın geçici 15. maddesinin kaldırılması,

* Batı Çalışma Grubu’nun yasa dışı faaliyetlerinin TBMM’de bir komisyonda araştırılması,

* Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin Meclisin bilgisi ve onayına tabi olması ve "iç düşman" tanımının çıkarılması,

* TSK’nın siyasete müdahale etmekte yasal dayanak gördüğü İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesinin revize edilmesi,

*Demokratik, sivil, çağdaş bir anayasa için kurucu meclisin hukuki zeminini oluşturacak anayasal ve yasal değişikliğe gidilmesi acil olarak yapılması gerekenlerdir.

"28 Şubat 1000 yıl sürecek" gibi vesayetin daim olacağını söyleyebilen bir Silahlı Kuvvetler, ancak üçüncü dünya ülkelerinde olabilir, ama Türkiye’de olamaz.

Ülke savunması için dışarıya karşı güçlü, caydırıcı; ama iç siyasete müdahale etmeyecek güçlü bir orduya Türkiye’nin ihtiyacı vardır. Demokratik ve güçlü bir Türkiye için bu elzemdir.

Biz, Saadet Partisi olarak;

Milletten yetki almayan kimsenin, millet adına yekti kullanamadığı bir Türkiye için yukarıda saydığımız reformların bir an önce yapılmasını ve Türkiye’de darbeler defterinin ebediyen kapanmasını istiyoruz.

12 Eylül’de biz bu meydandaydık. Bugün de buradayız. Bundan sonra da diğer darbe yıldönümlerinde meydanlara çıkmaya devam edecek; ikaz etmeye, yol göstermeye, proje sunmaya ve milletimizin geniş bir uzlaşı oluşturması için çaba göstermeye devam edeceğiz.

Bu haber toplam 766 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri