Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Davanın sonu: Yazı mı tura mı?

22 Mayıs 2008 / 09:43
Zeki Bayraktar'ın yazısı

Mahkeme'nden çıkan karar ne olursa olsun, yazı da gelse, tura da gelse kazanan Ak Parti olacaktır. Bu yüzden muhaliflerinin mahkemeden temennisi AK Parti'nin daha az fayda sağlayacağı seçenek yani kapatılmaması olmalıdır.

AK Parti'ye açılan kapatma davasını büyük bir mutluluk ve heyecanla karşılayan AK Parti muhalifleri, AK Parti'ye yapılan bu atağın da ne kadar yanlış bir hamle olduğunu yeni yeni farketmeye başladılar. Keza daha önce defalarca olduğu gibi, ne yazık ki bu hukuki (!) dava da ne AK Parti'ye (veya uzantılarına), ne de lideri Tayyip Erdoğan'a beklendiği gibi bir zarar veremeyecekti.

Bu durumun muhalif çevrelere verdiği endişe ve kaygı, son günlerde AK Parti'ye muhalifliği bilinen bazı gazetelerde çıkan önemli köşe yazılarında ve aynı yayın anlayışındaki bazı televizyon ekranlarında çok açık biçimde görülmektedir. İlk günlerde, kapatma davasına büyük bir iştiyak ve heyecanla delil oluşturacak tarzda haber üreten bu çevreler, son günlerde konu ile ilgili tavırlarını belirlemede bir hayli zorluk yaşamaktadır. Bu nedenle de söylemlerini hangi eksene oturtacakları konusunda garip bir ikilem ve çaresizlik içine girmişlerdir.

AK Parti'ye açılan bu dava, AK Parti muha-lifleri için her açıdan yanlış bir hamle idi. Ne var ki bu ülke gerçeklerini tam anlayamamış olan bazı çevreler, sonucun her halükarda kendi aleyhlerinde olacağını bir kez daha hesaplayamadılar. Son 3-4 yıldır yaşadıkları tüm tecrübelerine rağmen yine hırslarına yenildiler. Ve birkaç hamle sonrasını göremedikleri halde iyice düşünmeden bir hamle daha yaptılar. Ancak hemen ardından muhtemel sonuçlar belirmeye başladı ve tablo anlaşıldı. Ne var ki hamle yapılmış, ok yaydan çıkmıştı. Artık dava açılmamış kabul edilemez ve öncesine dönülemezdi. Peki şimdi ne olacak?

İLK MESAJ: YOLA DEVAM

Kapatma davasının ilk günlerinde yaşanan belirsizlik ve özellikle AK Parti çevresinin davaya karşı bazı reaksiyoner çıkışları, muhalif çevrelerin bu sonucu görmesine engel olmuştu. Ancak AK Parti ve özellikle Başbakan Tayyip Erdoğan'ın daha sonraki tutumu bu gerçeği netleştirdi. Böylece herkesin sonucu tahmin etmesine yardımcı oldu. Keza AK Parti, söylemini mutedil bir noktaya çekerek prosedürel davranacağını ve konu ile ilgili bir Anayasa değişikliği de yapmayacağını açıkladı. Bunu uygulamaya da koydu. Savunmasını (iddianameye cevabını) ek süre talep etmeden Anayasa Mahkemesi'ne sundu. Tüm bunlar 'ben yoluma devam ediyorum' mesajı idi. Söylem ve tavırları ile de önüne çıkabilecek her türlü seçeneğe hazırlıklı olduğunu gösterdi. İşte tüm bu tutumlar ve özellikle Başbakan Tayyip Erdoğan'ın bu durumu içselleştiren doğal tavrı, rahatlığı, muhalif tarafın dahi bu gerçekleri fark ederek nihai sonucu görmesini sağladı. Aslında, zihinlere sadece son birkaç yıllık serüvenini hatırlatması yeterli olabilirdi. Zaten öyle de oldu.

Ne idi bunlar? Hatırlayalım. Çok eskilere de gitmeye gerek yok. Daha 5-6 yıl önce, 3 Kasım 2002 seçimlerinde Tayyip Erdoğan siyasi yasaklı değil mi idi? AK Parti, karizmatik liderinden yoksun olarak o seçimlere girmemiş mi idi? Peki sonuç ne olmuştu? Tayyip Erdoğan'ın resmi olarak siyasi yasaklı olması neyi değiştirdi? Üstelik o zaman AK Parti henüz yeni kurulmuştu. İlk kez seçimlere giriyordu. Karizmatik liderinin seçimlere girmesi tam da seçim arifesinde engellenmişti. Halk nezdinde AK Parti'ye seçimi kazansa bile iktidar imkanı verilmeyecek imajı yayılıyordu. Zira seçimleri kazansa bile hükümet kurdurulmayacaktı. Liderinin siyaset yasağı devam ettirilecek asla başbakan yapılmayacaktı. O zaman tüm bu olumsuz propaganda halk nezdinde etkili oluyordu. Çünkü bu ülkede böyle Bizans oyunları yabana atılamazdı. Ve dahası, AK Parti daha önce iktidar olmamış, lideri de hiç hükümet etmemişti. Bu söylemlerin etkili olmaması kaçınılmazdı.

Ancak tüm bunlara rağmen 3 Kasım 2002'de ve sonrasında yaşananları, ülkemizin nereden nereye geldiğini hepimiz biliyoruz. Ardından gelen 2004 yerel seçimleri, 2006-2007 yılı içindeki provokasyonları, darbe girişimlerini, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecini, 27 Nisan bildirisini, çeteleri, siyasi cinayetleri, terör olaylarını, Kuzey Irak baskılarını vs. Ve nihayet 22 Temmuz seçimlerini. AK Parti, tüm bu hukuki/siyasi komploları atlatan, üstelikte her birinden daha da güçlenerek çıkan bir parti. Sonucun her halükarda değişmeyeceği gerçeği, açılan davanın hukuki veya siyasi bir dava olması ile alakalı bir durum değildir. Konu, davanın hukuki dayanakları veya ilgili yasal metinler meselesi de değildir. Konu, Tayyip Erdoğan'ın millet nezdinde hâlâ devam eden güçlü ve yaygın desteği ve bu desteğin tam da bu tür davalar ile(veya benzeri hukuki-siyasi hamleler ile) azaltılamayacağı hatta tam tersine artacağı gerçeğidir.

DAVANIN OLASI SONUÇLARI

1.Ya AK Parti kapatılacak, lideri Tayyip Erdoğan siyasi yasaklı olacak,

2.Ya da AK Parti kapatılmayacak ve belki sadece hazine yardımından mahrum edilecek.

AK Parti için en kötüsü zannedilen ama bugün öyle olmadığı anlaşılan birinci seçenekte bile AK Parti, en kötü ihtimalle yukarıda özetlenen 2002 koşullarına geri dönüyor demektir. Ancak ne Türkiye 2002 koşullarındadır, ne de Tayyip Erdoğan. Zira o, 6 yıldır bu ülkede başbakanlık yapmış ve daha birkaç ay önce milletten yüzde 47 oy almış bir liderdir. Henüz aldığı bu oylarda her hangi bir erozyon yaşanmamıştır. O'nun siyasi yasaklı olması, bu durumu tıpkı 2002'de olduğu gibi değiştirmeyecektir. Hatta milletin reflekslerini artıracaktır. Elbette ki bu seçenekte, hem AK Parti çevresinde, hem de ülkede bazı çalkantıların yaşanması mümkündür. Ancak kısa vadeli (birkaç ay) bu çalkantı sonrası asıl sonuç yine AK Parti lehinde olacaktır. Tıpkı Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde yaşananlar ve 22 Temmuz seçimleri gibi.

Zaten kapatma davasının hemen ardından AK Parti ile siyasi arenada mücadele edemeyen ve bu nedenle davaya sevinçle tepki veren muhalif çevrelerin son günlerde düştükleri açmaz ve çelişkiler, bu seçeneğin belirgin hale gelmesi nedeni iledir. Daha doğrusu mukadder gözüken bu sonucu henüz yeni fark ediyor olmalarıdır.

İkinci seçenekte ise, yani AK Parti'nin kapatılmaması halinde, AK Parti'nin kozlarının daha da artacağı, kısa vadeli de olsa elinin güçleneceği ve hatta hukuki meşruiyet kazanacağı açıktır. Yani durduk yerde önündeki bazı tehlikeli mayınlar temizlenmiş olacaktır. Hem de bizzat AK Parti'nin önüne bu mayınları yerleştiren çevreler tarafından.

Yani, AK Parti'ye zarar vermek amacı ile bu hamleleri yapanlar, AK Parti'ye bu dava ve benzeri hamleler ile zarar verilemeyeceğini bilakis önemli faydalar sağlandığını anlamışlardır. Bu nedenle hangi seçenekte daha az fayda sağlarız hesabı yapmak durumunda kalmışlardır? İşin ilginç yani, bazı AK Parti'liler, henüz bu durumu tam fark edememiştir. Ancak özellikle Başbakan Tayyip Erdoğan bu durumu çok net biçimde algılamış, işselleştirmiş ve hatta O'nun bu tavrı karşı tarafa da gerçeği göstermiştir.

HER DURUMDA KAZANIYOR

Sonuçta Anayasa Mahkemesi'nden çıkan karar ne olursa olsun, yazıda gelse, turada gelse sürecin sonunda kazanan AK Parti veya onun siyasi uzantısı olacaktır. AK Parti muhaliflerinin Anayasa Mahkemesi'nden çıkmasını temenni edecekleri karar, AK Parti'nin daha az fayda sağlayacağı seçenek yani AK Parti'nin kapatılmaması olmalıdır. Zira kapatılması halinde kısa ve orta vadede daha çok fayda elde etmektedir. Zira kapatılması halinde, yapılacak ilk seçimlerde bu sonucu oylara dönüştürmeyi başaracak ve liderinin siyasi yasağını kaldırmak başta olmak üzere refleksif bir dizi yasal düzenlemeler için büyük bir koz elde etmiş olacaktır.

Bu nedenle muhalif çevrelerin istemesi gereken seçenek, daha az fayda sağlayacak olan kapatma cezasının verilmemesi olmalıdır. Zira bu durumda AK Parti kısa vadeli olarak önü açılacak ancak diğer seçeneğe göre daha az fayda elde etmiş olacaktır.

Ayrıca, Cumhuriyet Başsavcısı'nın İddianamesi'ndeki eksiklikleri ve hukuki dayanaklar konusundaki zaafları, AK Parti savunması'nın iyi kurgulanmış olması, iç ve dış ekonomik çevreler ve özellikle AB perspektifi de kararın bu yönde çıkmasını kolaylaştıracaktır. Ayrıca siyasi partilerin kapatılmasını zorlaştıran 2001 yılındaki Anayasa değişikliği ve hukuk muktesebatımız açısından bağlayıcı nitelikte olan ve parti kapatmayı ancak şiddet ve terör odağı olma halinde mümkün kılan Venedik Kriterleri, bu yöndeki kararın teknik ve hukuki gerekçeleri olarak lanse edilebilecek şekilsel ve hukuki dayanaklardır. Bu durum Anayasa Mahkemesi üyelerinin de işini kolaylaştıracak bir husustur. Tüm bu nedenle kararın bu yönde çıkması hukuki, siyasi ve konjokturel tabloya daha uygundur.

* Dr, Araştırmacı - Yazar

Kaynak:
Bu haber toplam 716 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri