Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Demokrasi düşmanlığı

27 Mayıs 2008 / 10:23
Hüseyin Hatemi'nin yorumu

Cumhuriyetçi -Demokrat karşıtlığı ABD'den bize bulaşan ve bizim yapımız bağışıklık kazanmış olmadığı için de tahribata sebep olan bir virüsdür. Doğru teşhis koyarak bu virüsü bertaraf etmemiz gerekir. Oysa bunu yapacak yerde virüs bulaştırıcılarını kırmızı dipli mumla ülkemize çağırıyor, sözlerini de ağzı açık ayran budalası gibi dinleyip sonra da “gönderi” yapıyoruz. “Amerikanca”, hele bir çirkin Amerikalı ağzından dinlenince, kutsallık kazanıyor. “Ulusalcılar” ve “Kuvvacılar” Amerikan aleyhdarı görünüp, sonra bu “kutsal” sözleri AB'ne hücum ederlerken “huccet” ediniyorlar, “ihticac” ediyorlar.

Bahçeşehir Üniversitesi; bir neocon'u; Michael Rubin'i çağırmış ve konferans verdirmiş. Bu zât-ı mefsedet- simât da buyurmuş ki: DTP'ye açılan kapatma davasına sessiz kaldığı düşünülecek olursa, AKP'nin (kendi kapatılması davasına) karşı çıkması ikiyüzlülüktür! Demek ki bu zat parti kapatılmasına karşı mı çıkıyor? Hayır? Sadece fesadçılık yapıyor: AKP'nin kapatılması davasının dinamit fitilinin nereye kadar uzandığını ikrar etmiş oluyor.

Ayrıca buyurmuş ki: AKP çevreleri, Atatürk'ün kurduğu başarılı model yerine, Yargı sisteminde Mısır'ı kendilerine örnek alıyorlar! Fesûbhanallah! Yargı'da Atatürk'ün kurduğu başarılı modelden kasdedilen Anayasa Mahkemesi ise, Atatürk zamanında yoktu. Mısır'ı örnek alma da nereden çıktı? Ne demek isteniyor? “Yüksek mahkemelerin kararlarını bile eğer hükümete karşıysa hiçe sayıyorlar!” Yine dinamit fitilinin nereye kadar uzandığını gösteren bir söz değil mi? “Türkiye'deki siyasi özgürlüklerin Putin dönemindeki Rusya'yla gitgide daha paralel hale gelmesi beni endişelendiriyor”. Yine “anlayan beri gele!” denecek bir söz! Özgürlükçü isen, parti kapatmayı niçin desteklersin? Sonra, “Türkiye'de bazı çevreler, finansal sisteminde Suudi Arabistan'ı, basın özgürlüğünde Tunus'u örnek alıyormuş!” Basın özgürlüğünde Tunus'u örnek alanlar, “Lâikçi” çevreler değil mi? “Finansal sistemde Türkiye'yi model olarak görme yerine Suudî Arabistan'ı örnek alma” ne demek? Herhalde yine aynı şey söylenmek isteniyor: Türkiye'nin Ortadoğu'da tamamiyle İsrail'e bağımlı olması!

“Türkiye'de olup biten (parti kapatma davası süreci!) Hukuk'un üstünlüğü” imiş! Avrupa Parlamentosu AKP tarafını tutup çok hatâ yapıyormuş! Sonunda da büsbütün garip bir söz: ATV ve Sabah'ın satışı konusu, dokunulmazlıklar kalkıp Hukuk'un üstünlüğü tekrar söz konusu olduğunda, yakın zamanda (AKP kapatıldığında!) tekrar gündeme gelecektir.! (Milliyet, 24 Mayıs 2008). Bu “bilimsel konferansı” dinleyenlerin tepkileri hakkına bilgi verilmemiş! Herhalde onüçüncü yüzyılda Anadolu'ya gözdağı vermeye gelen bir Moğol yetkilisini dinler gibi, arada Ahfeş'in keçisi örneği baş sallayarak dinleyenler ve sonunda da öne geçme yarışına giriş “arz-ı tebrik ve ta'zimat” için sıra bekleyenler çok olmuştur. Adam bir basın kuruluşunun satışına dahi karışıp “Hukuk'un üstünlüğü” adına “Kaziye-i muhkeme” şeklinde ilâmlar veriyor, sonra da AB'yi taraf tutmakla itham ediyor. Eyvah ve vâveylâ! Bilinçli ihdas edilmiş terim, kavram, kafa karışıklığı, sersemleştirilme ve zilletin bu derekesine de bu İstanbul'da tanık olacak mı idik?

Yargıtay Başkanlar Kurulu da Hükümet'i AB'ne bağımlılıkla eleştirirken, ardından Hükümet'in parti kapatma süreci karşısında “boynum kıldan ince muhterem başsavcı Beyefendi Hazretleri!” demeyişinin de “AB müktesebâtına zarar verdiği”ni ilâve buyuruyor! Yoksa AB'ne aday olur olmaz, Rubin'in sözcüsü olduğu Odak'tan, ülkemiz için “geri dön! Mehter yürüyüşüyle uygun adım marş!” emri mi verildi? Ters yönde, iki adım attıktan sonra bir durak yapıp yanlanıyruz ve bu durak yapmayı AB'ne girmede azmimizin bir belirtisi sayarak avunuyoruz. Bu yönde ne asıl hedefimiz olması gereken “demokratik ve sosyal Hukuk Devleti”ne, “Sevgi'nin Adaleti Düzeni”ne erişmemize, ne de AB'ne girmemize imkân var! AB'ne gireceğimiz ümidinde olan var mı? Kendimizi aldatmayalım! Bu gidişle, AB tümüyle “İsrail mandası” altına girmedikçe biz de AB'ne giremeyiz! Hepimiz Ergenekoncuyuz! Tersem ne-resî be-Brüksel ey Osmanî / İn reh ki to mî-revî, be-Tel-Aviv-est! (Sa'dî'den uyarlama)

Ey Azizan, İslâm idrâkine varan bir kimsenin “ırkçı” ve dolayısıyla “antisemit” olmasına da imkân yoktur. Ne yazık ki insanların konuşarak anlaşmasını sağlayacak olan; Kelîmullah'dan Resûl-i Ekrem'e (S.A.), ortak Hikmet dili yerine, şer odağının “Babil Kulesi”; sürekli terim ve kavram karışıklığı ihdas etmektedir. “Hukuk'un üstünlüğü” derken, Rubin gibiler, Şerr'in dayatma ve baskısının üstünlüğünü kasdetmektedirler. Ümitsizliğe kapılmayalım, sadece: artık aksi yönde, mehter adımlarıyla, uyur-gezer yürüyüşünden ayılalım!

Kaynak:
Bu haber toplam 798 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri