Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Devlet-Asker-Ergenekon

20 Ocak 2009 / 10:41
"Ergenekon temizliği devlet kararıdır" diyen gazeteci Avni Özgürel, Ergenekon'un ilk yarayı Veli Küçük'ün emekli edildiği gün aldığını söyledi.

Veli Küçük emekli olduğu gün bitti bu iş. Emekli olmayı hiç beklemiyordu. Kimse ona ulaşamaz, o istediği ile görüşür, "Paşa seninle görüşmek istiyor" denildiğinde itiraz eden çıkmazdı. Sivile geçince böyle olmadı, etki gücü azaldı... Ergenekon'un yeni dalgalarında eski Başbakanlar Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller ile eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'ın ifadesinin alınması gerekiyor. Yılmaz, Çiller ve Ağar kendi dönemlerini bize izah etmeliler.

Gazeteci Avni Özgürel, Mehmet Gündem'e konuştu: Gazeteci Avni Özgürel; "Ergenekon'u 28 Şubatçılar keşfettiler. Hilmi Özkök süreci değiştirdi. Büyükanıt karargahta değişti, Başbuğ askere hakim, ordunun tarihi değişimini iyi yönetiyor. Canı yansa da Ergenekon soruşturmasına destek veriyor, anti demokratik unsurların ayrışmasını istiyor. Ergenekon operasyonu ordunun bilgisi ve mutabakatı dışında yapılamazdı" görüşünü dile getiriyor.

Devlet Ergenekon'un neresinde?

Son operasyonların 'devlet çekirdeği'nin bilgisi ve mutabakatı tahtında gerçekleştirildiğini düşünmeye yetecek işaretler var. Bakın söz konusu kişiler hakkındaki gerek teknik takip gerekse adli sürece 'devlet çekirdeğinden' tepki gelmemiştir.

'Ordu göreve' diyenler susacak mı ki...

Bu durum "Vatan elden gidiyor çetesi"nin tetikleyeceği kimi anarşik/provokatif olaylarla silahlı kuvvetleri tahrik hesabı yapan 'devlet çekirdeği'nden dışlanmış odağa ümit bağlayanların hesaplarının boşa çıkışıdır. Bu sürecin en önemli yanı, bundan böyle kimsenin siyasete askerin müdahalesi üzerine kolay kolay hesap yapmaya kalkmayacağıdır.

Topluma, kurumlara işlemiş bir darbe kültürü vardı, kayboluyor mu artık?

Bu kültür öyle işlemiş ki kolay kaybolmuyor. Damar depreşiyor, kaşınıyoruz, bunun sağcılık, solculuk, demokratlıkla ilgisi yok. Darbe isteyenler yine olacak, yeni yeni oluşum çabaları hep sürecek, Türkiye bütünüyle temizlenemez, bir takım hevesler kolay kolay kesilmez. Nabi bir şiirinde diyor ki; Say ile gelen servete gına mı derim. Yani çalışmakla gelen servete servet mi derim. Biz havadan gelen çok açık bir toplumuz, uyuşturucu gelmiş önemli değil.

Türkiye'nin böyle zenginleri var mı?

Çok. Türkiye'nin en büyük zenginlerinin bir kuşak ötesine bakın, bir tanesinin babası bakkal, öbürünü hamal. Yunanlı armatör diyor ki ilk kazandığım bir milyonu sormayın, ondan sonrakilerin hesabını veririm...

Bugün vatan elden gidiyor mu, vatan elde kalıyor mu?

Kalıyor. Türkiye güçlü ve modern bir ülke noktasına gelene kadar bu mücadele sürecek. Fakat bu mücadele zordur, Atatürk bile dayanamadı tasfiye etti, Başbakanlığa Celal Bayar'ı getirdi.

ATATÜRK'E ÖRTÜLÜ DARBE
Ne oldu Atatürk ile İsmet İnönü arasında?

Atatürk'e tuzak kuruldu, yapılan şey Atatürk'e karşı gizli bir darbe teşebbüsüdür. CHP tüzüğüne göre CHP üç kişi tarafından temsil edilirdi, ebedi lider Atatürk (Cumhurbaşkanı), Genel Başkan İsmet Paşa (Başbakan) ve Genel Sekreter Recep Peker. Atatürk diyor ki; Batılılar bana geldi, "Siz diktatörsünüz" dediler. Çok üzüldüm fakat düşünmeden edemedim. Baktım ki hakikaten de ben diktatörüm. Şu parti yapısını değiştirelim, Avrupa'da bu işler nasıl oluyor bakın... Gidip geliyorlar, "Nasıl bir parti olmalı" diye 27 sayfalık bir rapor yazıyorlar. Raporun son sayfasına sıkıştırılmış bir cümle var: "Cumhuriyet Konseyi kurulmalı, TBMM'den çıkan kanunları Cumhuriyet Konseyi onaylarsa kanunlar yürürlüğe girecek" diye bir cümle var. Türkiye'de meclis var ve üstünde üç kişilik bir cunta var.

Konseyde kimler olacak?

Kendileri, başta İsmet Paşa var. Atatürk devre dışı... Hasta, zaten içiyor, bu kadar uzun bir metni okumaz, imzalar Atatürk'e bile tuzak kurulabildi bu ülkede...

ANAYASA MAHKEMESİ CUMHURİYET KONSEYİDİR
Peki şimdi devletin temizlenmesi noktasında sivil siyasete destek veren bürokratik güçler ortaya çıktı mı?

Var, ama sivil bürokrasi hep askere bakarak siyasete destek verir. Bakın Cumhuriyet Konseyi fikri o zihniyete çok parlak gelmiş olmasına rağmen kurulamadı. Vazgeçmediler, gün geldi amaçlarına ulaştılar. 27 Mayıs darbesinden sonra kurulan Anayasa Mahkemesi esasında İsmet Paşa ve ekibinin düşündüğü Cumhuriyet Konseyi'dir. Türkiye'nin Anayasa Mahkemesi gibi bir kuruma ihtiyacı yok ama kuruldu.

Neden?

Mahkemenin internet sitesinde kendini nasıl anlattığına bakın göreceksiniz. "1961 Anayasası, 1924 Anayasası'nın 'Ulusal Egemenlik' ilkesinden değişik bir egemenlik anlayışını kabul etmiştir" diye başlıyor, "Anayasa Mahkemesi'nin, siyasal kurumların, özellikle parlamentonun yetkilerini kötüye kullanması durumunda bir denge oluşturacağı ve bunu engelleyeceği düşünülmüştür" ile bitiyor.

Yani esas olan benim diyorlar...

İşte size Cumhuriyet Konseyi. Türkiye'nin başındaki sıkıntılardan birisi budur.

Ergenekon'un siyasi sonuçları olur mu?

Demokrasi bulaşıcıdır, her kuruma yansır, demokrasi her yerde aranılır hale gelir...

Baykal süreci nasıl yaşıyor?

Rahmetli Ecevit 12 Eylül'ün tek faydasının CHP'nin kapatılması olduğunu söylemişti. CHP başındaki lideri kendine benzetir. Ecevit yine 12 önce, CHP'nin halktaki imajını değiştirmek istedi. İşe altı okla başladı, DSP'nin güvercin olan amblemini çizip Abdi İpekçi'ye yayınlatmıştı Milliyet gazetesinde. Deniz beyin işi kolay değil, üstünde durduğu zemin onu da yutar.

MİT SAVCIYA BİLGİ VERİYORDUR
Ergenekon MİT'e de sızdı mı?

MİT kurumsal kimliğini korumak istiyor, geçmişte bir sürü pislik MİT'e de bulaşmış. İnkar etsen bir türlü, etmesen bir türlü. Biliyorsunuz, MİT'te de çok büyük tasfiyeler oldu. MİT bugün bir takım açıklamalar yapıyor, bazı şeyleri zımnen kabul ediyor ama herhalde savcıya daha açık ve başka bilgiler veriyor.

Tuncay Güney'in 2001 yılında verdiği ifa-dede aslında Türkiye'yi ayağa kaldıracak şeyler var ama hiçbir şey yapılmamış, neden?

Zamanı gelmediyse dokunamazsın. O gün de öyle olmuş, belli ki insanlar duyduklarından ürkmüş. Unutmayın TBMM Veli Küçük'e, 'gelip bilgi verir misin' dedi. Teoman Koman, 'siz kim oluyorsunuz' diye yazı yazdı.

Ergenekon'un yeni dalgalarında ne bekliyorsunuz?

Mesut Yılmaz, Tansu Çiller, Mehmet Ağar... Hepsinin ifadesinin alınması lazım. Kendi dönemlerini izah etmeliler.

Ele geçen silahlara ne diyorsunuz?

İki boyutu var. Biri Güneydoğu'dan gelen askerimiz, polisimiz yanında ikramiye gibi silah, lav silahı, mermi getirir. Günün birinde birine lazım olur. Bir tanesinin parasıyla ev alırsın. Çatapat işler yapacaksak gömelim diyenler de var.

BASIN GÜCE BİAT EDER
Ergenekon'un medya, siyaset ve iş dünyasındaki uzantıları da merak ediliyor. Sıra bu ayaklara mı geldi?

Ne kadarını ortayı çıkarırlar bilemem. Bu tür yapılar, medya, siyaset, iş adamı, bürokrat, akademisyen gibi unsurlardan bağımsız düşünülemez. Yargının tepesindeki isimlerin mafyayla ilişkisine de tanık olduk. Ne kadar ortaya çıkarılabilir göreceğiz.

Yarbay Mustafa Dönmez'in ofisinde 51 nolu DVD'de bazı yargı mensuplarının uygunsuz görüntüleri bulunmuş.

Eğer yazılanlar doğruysa... Her yöntem var. Bu yapılanmayı kuranlar şantaj gerekiyorsa şantaj da yaparlar.

Ergenekon'un medyadaki uzantısını ne boyuttu tahmin ediyorsunuz?

Bizde medyanın bir huyu var. 22 Şubat ihtilali için Talat Aydemir Ankara'da radyoyu ele geçirdiğinde bir matbaada çıraktım. "Kahraman Albay" manşetinin atıldığı gazete bizim matbaada basıldı. Darbe başarısız olunca gazeteyi bir tek nüshası dışarı çıkmayacak şekilde imha ettiler. Çıkarken bizleri de iyice aradılar. Demek istiyorum ki bu yapılar Türk basınının zoru gördüğünde biat ettiğini bilir. Bu biatı sağlayacak bağlantı elemanları vardır. Geçmişteki bütün ihtilallerde böylesi kanallar işletildi.

Ergenekon ağırlığını merkeze medyaya kabullendirmiş gibi bir algı var...

Merkez medyanın bütün askeri darbelere destek verdiği, arka çıktığı ve zemin hazırladığı yönünde de bir algı var. Bu algının gerçeklik boyutu da var. Fakat bugün merkez medya tek sesli olmaktan çıktı. Bu süreç faydalıdır, medyayı da yerli yerine oturtacak bir gelişmedir.

Zincirbozan'ın senaryosunu siz yazdınız. Orada Kemal Türkler'i vuran silah ile Nihat Erim'i vuran silahın aynı olduğunu ima ettiniz...

Evet, bu öyle bir organizasyon ki aynı silah örgütler arasında dolaşırdı. Türkiye'de sol örgütlerin merkez komitesini polis müdürü Hüseyin Kocadağ tayin etti. İşte o dönemde de böyle oldu, Türkler ve Erim'i aynı silah vurdu. Örgüt ister sağcı, solcu, ülkücü, Maocu olsun, silah lazımsa örgüte silah veren bir yeraltı çarkı var. Kurulmuş bir komplo vardı sağdan soldan gençler buna alet oldular...

Bu komplonun adı Ergenekon mu?

Neden olmasın... 12 Eylül'den önce bu tür işlerin içinde yabancı istihbarat örgütleri de vardı. Biz nasıl gösteriliyorsa ona inanıyorduk, hiç sorgulamıyor, sağ-sol, laik-islamcı diye bakıyorduk. İlk defa kuşkularımız var. Ergenekon süreci gözümüzü açtı...

Ergenekon ne zaman yara aldı?

Veli Küçük emekli olduğu gün bitti bu iş. Emekli olmayı hiç beklemiyordu. Kimse ona ulaşamaz, o istediği ile görüşür, "Paşa seninle görüşmek istiyor" denildiğinde itiraz eden çıkmazdı. Sivile geçince etki gücü azaldı.

Başbakan ile Genelkurmay başkanı arasında bu süreçte nasıl bir ilişki var?

Olması gerektiği gibi. İkisi de kendi sınırlarına vakıf. Bu ilişki aşağıya yansır. Milletle ters düşmenin silahlı kuvvetlere zarar verdiğini herkes gibi onlar da gördü. Ordu içinde demokrasiye zarar veren zihniyet tasfiye sürecine girdi.



Yeni oluşum arayışları hiç bitmez


Terörün tırmanmasında Ergenekon'un etkisi var mı?

Bunun değil, 'esas Ergenekon'un vardır. Ergenekon askerin ve MİT'in içerisinde bir yapıdır ve Türkiye'de Ergenekon hiçbir şekilde tam olarak bitmez. Tasfiyelere rağmen yeni bir versiyonu oluşur.

O halde bu ülkede terörden geçinenler var ve hep olacaklar...

Bitirilemeyecek kadar büyük bir kazanç kaynağıdır terör. PKK üstünden dönen yılda bir milyar dolar. Bu işin cirosu çok büyük.

Bizim Ergenekon hem buradaki paradan hem de örtülü ödenekten mi geçiniyor?

Örtülü ödenek kısmı suçu siyasete de bulaştırmak içindir.

Öcalan size "Bu işi bitirirsem beni bitirirler" demiş...

Evet, Şam'da söyledi. PKK, Öcalan'ın veya bir genelkurmay başkanının, bir tek kişinin vereceği kararla bitecek bir iş değil. Bu işin silah tüccarları, siyasetçileri, askeri, güvenlik birimleri, dernekleri var. PKK için de bu böyle. Bir de uyuşturucu işi var.

PKK'yla mücadelenin finansmanında uyuşturucu parası kullanıldı mı?

Kullanıldı. Güneydoğu'dan Edirne'ye kadar cemselerin eskortunda uyuşturucu taşındı. Buna bulaşan insanlar bir süre sonra "Uyuşturucuyu paylaşmak, haraç almak varken ne diye PKK'nın içine girip JİTEM için istihbarat toplayayım da canımı tehlikeye atayım ki" dedi. Böyle çok insan var.

PKK ile Ergenekon arasında bir ilişki var mı?

Ergenekon'un ilişki kurmadığı yok. Bu yapı DHKPC ile, Hizbullah'la, PKK ile ve PKK'nın içindeki gruplarla da ilişki kurar. Barzani ile de kurar, Türkmen gruplarıyla da kurar. Bir eylem ister, onu kimin yapacağı önemli değil, eylemin yapılması önemlidir. PKK ile geçmişte çok iç içeydi. Bu ilişki sadece uyuşturucu işinde değil, eylem düzeyinde de var. "Siz de çok pısırıklaştınız. Bir iki çatapat yapın ki, bize ihtiyaç olsun" denebilir PKK'ya.

Kürt sorunu ile Ergenekon arasında da bir ilişki var mı?

Var. Problem odakları devam edecek ki sizin varlığınıza ihtiyaç olsun. Sorunlar sürüp gitsin ki sizin örtülü ödenekten para talep etmenizin gerekçesi ikna edici olsun. Ergenekon dediğiniz yapı bütünüyle devletin dışına çıkmış değil ki, içinde muvazzaflar da var, devletin bürokratları da var. PKK'nın bitmesini hiç istemezler. PKK'yı Öcalan bitirse de yeni bir PKK'yı kendileri kurarlar.



Ergenekon temizliği devlet kararıdır
Yaşatan devlet yaşasın...



Kabul edelim ki bu toplumda devlete rağmen pek bir şey olmuyor, olamıyor. Türkiye'de hayat hep devletin çevresinde ve onun yukarından belirlemesiyle şekillendi. Böyle olduğu için bazılarımız devletçi, bazılarımız devlet, bir kısmımız da devlet karşıtı olduk. Devlet çatık kaşlıydı, sertti, acımasızdı, korkutuyordu, adil değildi, ideolojikti, uzaktı, dokunulmazdı, kayırdığı ve cezalandırdığı kesimler vardı...



Uzun ve sancılı bir süreçten sonra eli sopalı buyurgan devlet algısı değişiyor, hizmet üreten, gözetip kollayan, sorumluluk duyan, hesap veren ve hesap soran bir yapıya doğru gidiyor. İnsani duyarlılığı olan bir yapı... İnsandan yana bir yapı...



Devlet değişirken insan da değişiyor, ilişkiler de değişiyor. Değişimin temelinde yatan faktör hukuksuzluğun bitme sürecine girmesidir. Süreç ilerledikçe insanın insanla, insanın devletle ilişkisinde yön ve mahiyet de değişecektir.



Ergenekon sürecinde devlet ve kurumların -zor da olsa- makul tavırları organize olmuş güzelliklerdir. Başlayan sürecin devamı; iyi, güzel ve faydalı olanı herkes için istemek ve süreçleri sabırla, temkinle, basiretle ve organize yürütmekle mümkün.



Herkes, kendisi için tehditlerin ortadan kalkmasına çalışırken, başka bir kimsede de yeni bir tehdit algısına mahal vermeyecek tarza ulaşmalı.



Sahici bir güven, çözülmez ilan edilen problemleri de suhuletle çözer. Devlet halkına güvenmeyi başarırsa yaşar ve yaşatır...





Ergenekon'da ortaya çıkan ilişki ve bilgiler devlet içinde yuvalanmış olan illegal yapıların varlığına dikkatleri çekti. Öteden beri devletin içinde bu işlerle ilgili çekirdek bir yapı var.



Ergenekon nedir, nerede başlar, nereye kadar uzanıyor?



1970'lere kadar Gladyo ya da resmi adıyla Seferberlik Tetkik Kurulu, devlet bünyesinde Sovyet tehdidine karşı oluşturulmuş S ilahlı Kuvvetler bünyesinde bir yapıydı. Derin devlet dediğimiz oluşum ise 12 Mart dönemecinin ürünüdür. Muhtemelen MİT Müsteşarı Fuat Doğu'nun emri ya da bilgisi dahilindedir...



Adı farklı olsa da devletin içinde bu tür oluşumlar hep var. Peki kimler yer almış?



Herkes. Asker, polis, yerli/yabancı istihbaratçı, diplomat! Bankacı, işadamı, siyasetçi, gazeteci vardır bu organizasyonda. Yetmez, Ülkü Ocakları'ndan da, Dev-Sol'dan da grupları kontrol eder. 12 Mart döneminden itibaren, gerek sağ gerekse sol gençlik grupları içinde kurulmuş bağlantıları hazırdır zaten.



Ne tür olaylarda parmak izleri var?



Listesi dahi kitap eder! Tarihe Kanlı 1 Mayıs diye geçen olaydan tutun, Ecevit'e yönelik suikast girişiminden çıkın. Derin çekirdek ihtilal istiyordu bunu da gerçekleştirdi.



'VATAN ELDEN GİDİYOR ÇETESİ' HİÇ YOK OLMADI



Çeteleşmenin evreleri var...



"Vatan elden gidiyor çetesi" hiç yok olmadı. Zamanla bu yapı "İş bitti dağılın" denilemeyecek bir noktaya geldi. Bazısı eski hayatlarına geri dönemeyecek kadar ileri çıkmışlardı, korunmaları zorunluydu.



Aklıma ilk gelen isim Abdullah Çatlı.



Çatlı bu işte kullanılan isimlerden biriydi. Ülkü Ocakları Ankara Şubesi İkinci Başkanı olmasına rağmen herkes ona reis diyordu. Çatlı tarihimize 7 İşçi Partili gencin öldürüldüğü hadise ile çıktı. Gözaltına alındı fakat birileri müdahale etti, bizim adam dediler, ilgili evrakları da alarak gittiler. Çatlı uzun süre gözükmedi. Dosyasında sadece 7 gencin öldürülmesiyle ilgi karakol tutanağı vardı, o da yok edildi. Sol ve sağdaki gençler aynı potada eritildiler.



12 Eylül öncesi yaşanan siyasi istikrarsızlık, terör ortamı bu oluşumları besledi değil mi?



Evet, bunlar Ermeni meselesi gibi, PKK gibi ortaya yeni çıkan dertlerle baş etmekte pekala kullanılabilirlerdi. Bu oluşumda Erkan Gürvit'in, Haydar Saltık Paşa'nın etkisi oldu. Denendi, ASALA'dan kurtaracaklardı Türkiye'yi ama başaramadılar; verilen paralar kumarhanelerde, barda, pavyonda tüketildi.



TERÖRLE MÜCADELEDE UYUŞTURUCU PARASI KULLANILDI



Devlet kolunu kaptırdı mı bunlara...



Doğru, devletle aralarında bu tür ilişki ağı kurulunca bir çatının altına girmiş oldular. Bazı akademisyenler, "Terörle mücadele büyük para ister, ABD bunu uyuşturucu parasıyla finanse ediyor. Biz de öyle yapalım. Para niye Behçet Cantürk'e gitsin, biz yapalım bizde kalsın" diye makale ve raporlar yazdılar. Bu yapı MİT'e dayatıldı.



Kabul gördü mü?



Hayır. O yüzden doğrudan müsteşara bağlı olmak kaydıyla bir kontrterör dairesi oluşturuldu.



Ne zaman?



1993-94. MİT ve JİTEM işe heveslendi, birbirlerinden adam yürütmeye başladılar. Bu elemanların çoğu birkaç devlet kurumuna birden çalıştı. Yetmedi MİT adına şirketler kuruldu, kimi gasp eylemlerine göz yumuldu...



Hiç soru soran yok mu devletten?



Çiller hükümeti dağılınca ortaya çıktı ki, iş dallanıp budaklanmış. Bir ucu Azerbaycan'da darbe, öbür ucu Suriye'de Öcalan'a karşı operasyon planlıyor. Kendisi de yapamayınca Amerikalıların Vietnam artığı paralı askerlerine ihale ediyorlar.



YEŞİL'İN GÖREV KAĞIDINDA BAŞBAKAN İMZASI VAR



Örtülü ödenek ve uyuşturucu ile finanse edilen yabancı paralı askerlere ihaleli işlerden siyasiler haberdar değil mi?



Hiç şüphesiz, hepsinin haberi var. Başbakanın önüne yazı geliyor, 'Öcalan'a operasyon yapacağız, para lazım. Görevlendirme yazısında imzanız olsun ki, siyasi rantı size dönsün'. Listede 7 kişi var. Başbakan hiçbirini tanımaz, atar imzayı.



Hangi Başbakan...



Mesut Yılmaz... Başbakan ne bilsin Mahmut Yıldırım'ın 'Yeşil' denilen adam olduğunu. İki ay sonra ortalıkta 'Yeşil' krizi patlayınca, Başbakan 'nedir bu araştırın' diyecek olur, ilgili bürokrat 'aman beyefendi, sakın ha, bu adamı siz görevlendirdiniz, görev emrinde imzanız var' der. Dolayısıyla herkes suça ortak. İçinde Çiller de var.



28 ŞUBAT SÜRECİNDE ERGENEKON YENİDEN KURULDU



Asker bu sürecin neresinde?



1995'taki seçim sürecinde RP lideri Erbakan bir tek televizyona çıkarılmadı. ANAP-DYP önünü almak için yarıştı ama Erbakan kazandı. O tarihte Genelkurmay'da Karadayı ve Çevik Bir örgütlenmesi var. TSK Erbakan'ın iktidarını şaşkınlıkla karşıladı. İktidarın bazı hatalarını basın köpürttü ve asker "Türkiye nereye gidiyor, müdahale etmemiz lazım" demeye başladı. Plan geliştirilirken, iktidar bu fırsatı Kudüs Gecesi programında verdi. Brifingler başladı ve MGK'da hükümet başkanına sekiz saat ne kadar muzır bir iktidar olduğu anlatıldı, bir dizi karar tebliği edildi...



Sonuçta koalisyon çöktü yerine Mesut Yılmaz hükümeti geldi...



Yılmaz ordu ve medya desteğinde '28 Şubat ruhu'nu yansıtan hükümeti kurdu. Ona verilen 12 Mart'ta Nihat Erim'in üstlendiği roldü. Askerde şöyle bir duygu uyandı; ihtilal de yapmadık ama istediğimiz sonucu aldık. İki tankı yürüttük, basına oynadık, üç beş brifing ve sert bir bildiri ile işi hallettik. Bu yöntem güzel, geliştirilebilir ve lazım olduğu her zaman kullanılabilir dediler.



Darbecilerin hafızasında 27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat hep canlı mıdır?



1908 darbesi bile var. Örneğin Talat Aydemir ihtilal girişiminde bulunurken, cuntanın yemin töreni 1908'de Abdülhamit'e karşı ihtilalin kararlaştırıldığı Mahmut Şevket Paşa'nın Üsküdar'daki evinde yapılıyor. Cuntacılıkta ve darbecilikte bir şuuraltı var.



KARADAYI PAŞA ETKİN



Bu yapı şimdi bizim Ergenekon dediğimiz yapı mı?



Evet, bu şimdi gördüğümüz Ergenekon'dur, geçmişte damarları da var.



Ergenekon Susurluk'tan bağımsız mı?



Tabii ki. Benzerlikler, içiçelikler var ama bu yapı on beş sene önceki yapı değil.



Güncel olan Ergenekon'u Karadayı ile mi başlatıyorsunuz?



Tabii, tabii, Karadayı...



Bir numara kim, Karadayı mı?



Hayır, bugün etkin olanlar başka. Çünkü yapıda yurtdışından da intisapları var.



Bugünkü yapıya nasıl gelindi?



28 Şubat'ta siyaseti kırıp bükerek istediği yapıyı tesis edebileceğini gören cuntanın AKP'nin iktidara gelmesini müteakip aynı yöntemle siyaseti kontrol altına alma düşüncesiyle harekete geçtiğini Özden Örnek'e ait olduğu hususunda şüphe bulunmayan darbe günlüklerinden biliyoruz. AK Parti iktidara geldi, ABD Irak için Türkiye'den destek istedi ama tezkere çıkmadı. ABD'nin kızgınlığı Erdoğan'a değil, doğrudan askeredir. Hatırlayın Türkiye'nin güvenliği ile birinci dereceden alakalı bu konuda MGK karar almadı, 'Meclis'e bırakıyoruz' dedi. ABD ve Batı bunu gördü, "asker bize ikili oynuyor, raydan çıkıyor" dedi.



Ne yaptılar?



TSK'yı etkileyen, NATO kasnağından dışarıya taşıran nedir diye sormaya başladılar. Kanaat getirdiler ki TSK'nın yapısında hiyerarşi ve kontrol dışı etkili unsurlar var. Bunlar serbest çalışmaya da çok alışmışlar. AK Parti ile başlayan sivilleşme ve demokratikleşme adımları da bazı askerleri endişelendirdi, Batılılara göre Türkiye demokrasi açısından hep gridir ve öyle kalacak deniyor, zaten onlar da itiraz etmezler, biz müdahale etmek durumundayız dediler.



ÖZKÖK'E RAĞMEN DARBE YAPAMADILAR



Ne zaman?



2003 ve sonrası. Biliyorsunuz bu tarihlere ait darbe günlükleri sonradan ortaya çıktı. Kıvrıkoğlu'nun ardından Hilmi Özkök geldi. Geleceğin tarihinde Özkök bir köşe taşı olarak yazılacak. Asker gördü ki 12 Mart'ta, 12 Eylül'de, 28 Şubat'ta sonuç alınmasının sebebi müdahalenin hiyerarşi içinde yapılmasıdır. Müdahale edemediler çünkü Özkök faktörü var. Yaygın şiddet eylemleri ve toplumu infiale sürükleyecek bir hava oluşmadan darbe yapılamaz, bunları yapacak adamlar lazımdı.



Yani Ergenekon...



Bu oluşum bir katar gibidir, bir vagonda öğretim üyeleri, aydın insanlar, akil adamlar, bir vagonda hapishane kaçkını, mafya, esnaf, bir vagonda gazeteciler, yazarlar, bir vagonda askerler, bürokratlar, işadamları yer alabilir. Birinin diğerini tanımaması gayet tabidir. Hatta aynı vagon içinde kompartımanlar vardır. Bu yapı böyle bir yapıdır, birileri eylem yapar, diğerlerinin de bundan haberdar olması gerekmez, aleyhine bile konuşabilir. Fakat hiçbir şekilde yan yana gelemeyecek insanlar aynı katara binebilirler.



DEVLETİN SAHİBİ BİZİZ DİYORLAR



Nedir Ergenekon'un ortak ideolojisi?



Bu devletin bir sahibi var o da biziz. Seçilmiş olabilirsin ama bu önemli değil. Dediklerimizi yaptığın sürece problem yok. Celal Bayar Başbakan olunca Atatürk'e çıkıyor, efendim ne yapayım diyor. Atatürk, büyükelçi, vali, emniyet müdürlerini ben tayin ederim. Orduya da elleme, Çakmak Paşa'nın işi. Gerisi senin işin diyor. Yani ekonomi. Hükümet kendini öyle konuşlandırdığında, devlet kararına müdahil olmadığı takdirde bir problem çıkmaz...



AK Parti iktidarı devlet kararına ne yaptı?



AB sürecinde bütün mekanizmalar değişiyor.



Peki bu devlet kararı değil miydi?



Devlet kararıydı. TSK'yı bir bütün olarak Ergenekon yapılanmasını içine sindirmiş ve bundan yana diye görmemek lazım. Türkiye değişecek, değişmek zorunda ve biz belli bir sınırda olmak zorundayız diyen bir Silahlı Kuvvetler iradesi var.



Bu irade Özkök döneminde öne çıktı, sonra ne oldu?



Karargah tavrı ağır bastı. Büyükanıt Paşa ve kendisinden şahinlik bekleyenler de gördü ki devlet yeni bir yola girmiştir. Hatırlayın üçlü koalisyon döneminde Bahçeli "AB bir devlet kararıdır" diye beyanat verdi. Bu noktada AK Parti'ye karşı çıkılmasının önüne geçen bunun bir devlet kararı olmasıdır.



Büyükanıt, Şemdinli'de hata yaptığını biliyor mu?



Erken çıkışının hata olduğunu biliyor.



Başbuğ'a gelince ne oldu?



Başbuğ bu sürecin devamı. Meşruiyetçi bir kişiliği var, geleneksel bürokratik ilişkilere bağlı, fazla konuşmuyor. Başbakan'dan bir talebi varsa, randevu alır söyler.



Karargahtaki bu tavra rağmen 27 Nisan niye oldu?



Genelkurmay başkanlarının hepsi aynı donanım düzeyinde olmaz. Büyükanıt çok donanımlı görünüyor ama...



Bugün Başbuğ hiyerarşik yapıya tamamen hakim mi?



Tamamen hakim. TSK'nın nabzını iyi tutuyor, nerede, neyi ve kimden isteyeceğini biliyor. Basın üzerinden siyaseti hırpalamanın orduya zarar verdiğinin idrakinde. Bizim bürokrasi Tanzimat'la kuruldu, kendisini devletin sahibi görüyor ama bazı şeyler kolay olmuyor, bugün gelinen noktayı yetersiz görsek de önemli bir aşama geçirmiştir.



TSK bu yapının değişmesinde tam mutabakat içinde mi?



Elbette...







Asker hukuka engel olmayacak





Asker Ergenekon'a nasıl bakıyor?



İki bakış var, birisi geçmişte komutanım dediği insanların düşüncelerini onaylamasa, girişimlerini desteklemeseler bile bir burukluk yaşıyorlar. Ergenekon sürecinde ordunun canı yanıyor ama sineye çekecekler. İkinci bakış hukukidir.



İnsani bakış böyle, ya hukuki?



Bu soruşturmanın engellenmesi yönünde alınmış kararları yok. Aksine soruşturmanın ilerleyen safhalarında Özden Örnek paşanın günlükleri gündeme gelecek. TSK kendi içinde bir arınma istiyor. Zaman içinde Silahlı Kuvvetler bu soruşturmanın önünü daha da açacaktır.



Muvazzaflarda temizlik bir noktaya kadar gelir ve fazla ilerlemez deniyor.



Silahlı Kuvvetler'de 'rencide etmem' tavrı hakimdir. Dışarıdan fark edilmese de ciddi bir tasfiye sürecinde oldukları açık. Bazı isimler için de Ağustos'u beklerler. Terfisi beklenen bir kısım insanlar emekli edileceklerdir. Ordu, demokratik sürecin korunması konusunda kararlıdır.







Ordu 'tarihi değişim' dedi





Eğer böyleyse ordu tarihi bir değişime karar vermiş durumda...



Türk ordusunun tarihi önemde bir değişim içinde olduğu doğrudur. Darbeler orduyu çok yıprattı. 'Cumhuriyeti Korumak ve Kollamak' ile 'Demokrasi' makasının arasına sıkıştı. Son gelişmeler Silahlı Kuvvetler'in cumhuriyetle elde edilmiş kazanımların demokrasiden vazgeçilmeksizin korunması yolundaki kararlılığının işaretidir.



Askere rağmen Ergenekon çözülebilir miydi?



Hayır, askere rağmen Ergenekon türü örgütlenmelerin oluşumu nasıl mümkün değilse, şimdi çözülen ve soruşturulan Ergenekon'da da askere rağmen bir ilerleme kat edilemezdi. Bugün orgeneraller tutuklanabiliyorsa bunda askerin itirazı yok demektir. Ordunun bilgisi ve mutabakatı dışında böyle bir süreç işleyemezdi.



Devletin bu hukuk dışı ve kirli yapılardan temizlenmesi de bir devlet kararı mı?



Şüphesiz...



Ne zamandan beri?



1999'dan itibaren bu işin rayına oturtulması kararı alındı. Elbette sancılı bir süreç...


Kaynak:
Bu haber toplam 984 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri