Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

"Devletin kırmızı kitabını değiştiriyorlar"

22 Aralık 2008 / 21:03
'CHP çarşaf açılımını orduya rağmen yapmış olamaz. Muhtemelen devletin kırmızı kitabını değiştiriyorlar..' Neşe Düzel'in gündeme damgasını vuracak röportajı...
'CHP çarşaf açılımını orduya rağmen yapmış olamaz. Muhtemelen devletin kırmızı kitabını değiştiriyorlar..'

Taraf Gazetesi yazarı Neşe Düzel, gündeme damgasını vuracak bir röportaj yaptı. Siyaset Bilimci Prof. Fatmagül Berktay ile yapılan röportajda ilginç tespitler yer aldı. "CHP çarşaf açılımını orduya rağmen yapmış olamaz. Muhtemelen devletin kırmızı kitabını değiştiriyorlar” diyen Prof. Berktay CHP’nin çarşaf açılımını inandırıcı ve ilkeli bulmadığını söyledi: Hele bazı yorumcuların dediği gibi CHP bu adımı ordudan aldığı bir sinyal üzerine attıysa böylesi daha da kötü.

Siyaset dışını meşrulaştırır

Böyle atılmış bir adımın siyaseti demokratikleştirmeyeceğini söyleyen Fatmagül Berktay’a göre yapılan şey siyaset değil ve sadece siyaset dışı unsurların meşrulaştırılmasına hizmet eder.

Askerin açılımı da bu olabilir

Berktay “Orduda farklı görüş ve yönelimler var. Ordu da bu tür bir açılım yapmak istemiş olabilir. Eğer böyleyse kapalı kapılar ardında devletin kırmızı kitabı değişiyor muhtemelen” dedi.
İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi siyaset bilimci Prof. Fatmagül Berktay’la, Taraf Gazetesi'nden Neşe Düzel konuştu:

- NEŞE DÜZEL: CHP çok şaşırtıcı bir açılım yaptı ve çarşaflı kadınları partiye üye yazmaya başladı. Siz CHP’nin bu son çıkışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Prof. FATMAGÜL BERKTAY: İnandırıcı ve ilkeli bulmuyorum.

- CHP’nin ve Deniz Baykal’ın bu davranışı, inanç ve kıyafet özgürlüğüne bir saygı gösterisi mi yoksa yerel seçimler için bir yatırım mı?

- Eğer seçimler öncesinde olmasaydık bu çarşaf ‘açılımıyla’ karşılaşacak mıydık? Bence karşılaşmayacaktık. Eğer çarşaf ‘açılımı’, CHP’nin kıyafet ve inanç özgürlüğüne bir saygı gösterisi olsaydı, bu parti önce türban konusundaki yasakçı tutumundan vazgeçerdi. Türban yasağını savunmanın yanlış olduğunu açıklardı. CHP ancak, türban yasağından vazgeçtikten sonra böyle bir çarşaf açılımını yapabilirdi. Ama CHP daima kadın meselesine araçsal olarak baktı.

- CHP’nin kadın meselesine bakışı nedir?

- Bakın... 12 Eylül Anayasası siyasi partilerin toplumsal sınıflarla bağlarını kesti. CHP’nin zaten toplumsal sınıflarla bağı çok zayıftı, 12 Eylül’den sonra daha da koptu. CHP’nin kendine yeni bir toplumsal zemin yaratabilmesi için kadınlar çok önemliydi. Ama CHP bunu da kavramadı. Kadın konusu, CHP’de sadece siyasette bir kota meselesi olarak yer aldı. CHP, Türkiye’nin demokratikleşmesinde kadın meselesinin nasıl bir anlamı var üzerinde hiç durmadı. Çarşaf ‘açılımı’nı da, kadın meselesini düşünerek yapmadı.

- Türbanın üniversiteye girmesini bir ‘laiklik’ sorunu olarak gören CHP, türbanın partiye girmesini nasıl bir laiklik sorunu olarak görmüyor sizce?

- Zaten mesele de bu ya... CHP türban konusunda en yanlış tavrı alıyor. Üniversitede türbanla eğitim hakkını reddediyor. Sosyolojik, kültürel ve hatta dinsel bir konuyu yasakçılıkla çözmeye çalışıyor. Dolayısıyla da çözemiyor. Öte yandan partiye çarşaflı üye kabul ediyor. Yani çarşaf ‘açılımı!’ yapıyor. Eğer CHP türban yasağını savunmaktan vazgeçtiğini, üniversitede türban yasağının yanlış olduğunu söyleseydi...

- Ne olurdu?

- Son çarşaf çıkışı bir açılım olabilirdi. Çünkü bu tavrıyla Türkiye’de çok kutuplaşmış olan bir konuyu biraz yumuşatırdı ve örtünme konusunu toplumda tartıştırırdı. Ama CHP böyle yapmıyor. Kendi türban yasağını hiç eleştirmiyor. Türban yasağıyla yüzleşmeden ve hesaplaşmadan çarşaf ‘açılımı’ yapmak samimi ve inandırıcı değildir. Bu adım her zamanki gibi biçimseldir.

- CHP, laikliğin içini nasıl dolduruyor peki? Onun laiklik tanımı ne?

- CHP gerçek laikliği savunan bir parti değil. Demokrat olmadığı gibi gerçek bir laiklik de değil onunki. CHP, laikliğin özünü ve içeriğini düşünmeden yaklaşıyor laikliğe. Çünkü CHP ‘düşünmeyen’ bir siyaset yapıyor. Mesela CHP milletvekili Canan Arıtman’ın açıklamaları CHP’nin ‘düşünmeyen’ siyasetinin ve laiklik anlayışının tipik bir örneğidir.

- Nasıl bir örnek?

- Bu hanım, laikliğin en büyük savunucusu olarak zuhur ediyor. Ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün etnik kökeninden söz ediyor. Laiklik nedir? Laikliğin en önemli vaadi, insanların aidiyetlerinden, kökenlerinden, dinî mensubiyetlerinden, inançlarından bağımsız bir var oluş imkânına sahip olmalarıdır. Laik bir insanın ırkçılık yapması mümkün değildir. Ama bizde laiklik diye bağıranlar, düpedüz ırkçılık yapabiliyorlar, insanların büyükannelerinin kökenini sorabiliyorlar. Oysa laikliğin özü bunların sorulmadığı bir ortamdır.

- Cumhurbaşkanı’nın eşi türbanlı diye Köşk’e çıkmayan CHP bundan sonra ne yapacak sizce?

- CHP, üniversitelerde türban yasağından vazgeçmeden ve bu yasakçılıkla yüzleşmeden örtünme konusunda hep şekilci kalacak.

- CHP, türbanın üniversiteye girmesini de savunur mu daha sonra?

- Sanmıyorum. Çünkü CHP bu ‘düşünmeyen’ siyasetiyle ve şekilciliğiyle seçimlerden sonra da pekala bambaşka bir açılım da yapabilir. Hatta çarşaflı üyeyi bile reddedebilir. CHP çok rahat ‘dün dündür, bugün bugündür’ diyen bir politika yürütüyor. Tutarlılık kaygısı taşımıyor, geçmişteki hiçbir hatasıyla yüzleşmiyor. Hiçbir konuyu tartışmıyor, sorunsallaştırmıyor. Baykal şimdi çarşaf için ne diyor? “Örtünme, insanların kendi hayat tarzıdır” diyor. Yani “çarşaf, toplumdaki kültürün bir parçasıdır, biz buna saygı gösteririz, karışmayız” diyor.

- Söyledikleri yanlış mı?

- “Saygı gösteririm” derken, bu kültürü sorunsallaştırmamış oluyor ama... Yani örtünme kültürünü eleştirmiyor ve sorun haline getirmiyor. Oysa örtünme nedir? Örtünme, kadın bedeninin erkekler tarafından denetlenmesinin bir göstergesidir. Örtünme İslam’dan çok önce var olan bir kültürel olgudur. İslam bu kültürü eski Mezopotamya’dan devraldı. Eski Mezopotamya’da cariyelerin ve kölelerin örtünmeleri yasaktı. Örtünürlerse kulakları, burunları kesiliyordu.

- Niye?

- Çünkü örtünme, sahipli kadınla sahipsiz kadın arasındaki farkı belirliyordu. Sadece sahipli kadınlar örtünüyordu. Çünkü örtünme bir kadının erkeğin koruması altında olup olmadığını gösteren bir simgeydi. Bu da gösteriyor ki, örtünmenin kültürel anlamı, dinsel anlamından çok daha uzun bir geçmişe sahip. Tarihte örtünme, dinlerden önce kültürel olarak vardı. Çünkü tarih boyunca namus, ahlak kavramlarının içi daima kadın bedeninin denetlenmesiyle dolduruldu. Erkeğin ahlakı daima kadının bedeni üzerinden tanımlandı.

- Peki, bir kültüre karışılabilir mi?

- Tabii ki karışılır. Ama kültürle mücadeleyi yasaklarla, zorlamalarla yapmazsınız. Zaten bunun hiçbir faydası olmaz. Fakat egemen kültürle mücadele etmek gerekir. Çünkü kültür erkeklerin tanımladığı bir iktidar alanıdır. Özellikle kadınlar hakkındaki kültürü erkekler ve cemaatler belirler. Egemen kültür, binlerce yıl içinde dinle de harmanlanmış bir geleneksel ataerkil kültürdür. Örtünme bütün Akdeniz toplumlarında dinden ziyade erkek egemenliğiyle ilgilidir. Ama Baykal ne yapıyor? Bir yandan türbanda, bir sosyal demokrat hareketin en yapamayacağı bir yasakçılığı yapıyor. Diğer yandan da çarşafı dokunulmazlaştırıyor.

- Baykal çarşafı dokunulmaz hale nasıl getiriyor?

- Örtünmek bireysel hak ve özgürlük konusudur, yasaklanması yanlıştır ama... Kadının örtünmesi de sorunlu bir konudur. Örtünme, kadını özerk birey olma hakkından yoksun bırakabilir. Bu yüzden de yasaklayarak değil tartışarak bu konuyla mutlaka mücadele edilmelidir. Ama Baykal, “Bu bir hayat tarzı, bir kültür. Buna karışamayız” diyerek, kadının örtünmesi konusunu tartışılmaz bir konu haline getiriyor. Bir sosyal demokrat partinin ilkeleri vardır. Örtünmeyi sadece hayat tarzı olarak açıklayamaz. Eğer böyle açıklarsa, o sosyal demokrat parti sağlam bir kadın politikası üretemez.

- Niye?

- Size bir örnek vereyim. Hollanda’da bir mahkeme kız kardeşini namus meselesi yüzünden öldüren bir erkeğe bir sene gibi çok hafif bir ceza verdi. Çünkü mahkeme Türk gencinin cinayeti için, “onların kültürleri böyle. Biz karışamayız” dedi. Bütün dünyada böyledir. Kadınlara yönelik baskı, şiddet daima kültür ve din aracılığıyla mazur gösterilir. İşte bu yüzden egemen kültürün ahlak ve örtünme tanımlarıyla ideolojik olarak mücadele etmek zorundayız. Kadınlar örtünüp örtünmemeye kendileri karar vermeliler.

- CHP’nin türbanlıları üye olarak kabul etmesinden sonra siyaset sahnesinde ‘türbanı bir laiklik sorunu’ olarak gören kimse kalmadı. Bu durum, ‘laiklik konusunda çok hassas olduğunu’ söyleyen ordunun siyasi pozisyonunu nasıl etkileyecek?

- Ordu içinde farklı görüşler ve yönelimler var. Ordu da bu konuda bir açılım yapmak istiyor olabilir.

- Daha net sorayım. Sizce Baykal bu açılımı devlete ve orduya rağmen mi yaptı yoksa orduyla birlikte mi yapıyor bunu?

- Bence Baykal bu açılımı orduya rağmen yapmadı. Bazı yorumcuların dediği gibi CHP’nin çarşaf ‘açılımı’ ordunun da bir adımı olabilir. Ama demokratik siyaset açısından bu da çok yanlıştır. Kapalı kapılar ardında devletin kırmızı kitabı değişiyor muhtemelen.

- Ali Bulaç, bu çarşaf açılımından sonra Baykal’ın Türkiye’nin Gorbaçov’u olabileceğini söyledi. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?

- Katılmıyorum. Eğer CHP ordudan aldığı bir sinyal üzerine bu adımı attıysa, bu kötü bir şey. Çünkü gerçek açılımlar, egemen iktidar odaklarının uzlaşmasıyla olmaz. Bu, siyaset değildir. Bu, kapalı kapılar ardında yapılan saray politikasıdır. Ve bu yöntem, siyasetin demokratikleşmesine değil, sadece siyaset dışı unsurların meşrulaşmasına yol açar. Bütün bunlar açık ve demokratik politika değil.

- CHP’nin oyları bu yeni politikayla birlikte artar mı?

- Hiç sanmıyorum. Türkiye’de aklıselim sahibi bir seçmen var.

- Baykal, tek parti politikalarını da eleştiren konuşmalar yaptı. “Biz Atatürk’ün partisiyiz” diyen bir partinin tek parti yönetimini eleştirmesini nasıl değerlendirmek lazım?

- CHP iki yıl önce Cumhuriyet mitingleri sırasında, “İnsanlar tek parti döneminde sokakta rahat dolaşamıyordu” der miydi? Demezdi. Çünkü CHP hep konjonktüre uygun şeyler söylüyor. O dönemde laik-anti laik kutuplaşması vardı. CHP o konjonktürde Ergenekoncu-laikçi kesimin güçlü olduğunu düşünüyordu ve oradan nemalanmak için ona uygun bir söz söylüyordu. Şimdi ortam değişti, yerel seçimler yaklaşıyor. CHP seçmen tabanını genişletmeye çalışıyor ve bugünkü konjonktüre uygun şeyler söylüyor.

- CHP, tek parti yönetimini eleştirerek yakın tarihle hesaplaşmak üzere bir kapı açmıyor mu sizce?

- Bir kapı açabilmesi için Milli Şef dönemini ve CHP’nin kabahatlerini gündeme getirmesi gerekir. Tek Parti dönemi, ırkçı politikaların cirit attığı otoriter bir dönemdi.

- CHP, yaptığı son çıkışlarla demokrasiye açılmıyor mu?

- Hayır açılmıyor. CHP’nin yaptığı eleştiri gerçek ve bütüncül bir hesaplaşma değil. Eğer siz hâlâ CHP’nin tek parti dönemindeki kabahatleriyle yüzleşmiyorsanız, Varlık Vergisi’ni bir sorun olarak görmüyorsanız, hatta savunuyorsanız, ırkçılık yapan üyeleriniz hakkında disiplin soruşturması açmıyorsanız, Kürt sorunuyla ve Ermeni meselesiyle ilgili açılımlara set çekiyorsanız, açılım yapmak isteyenleri de vatana ihanetle suçluyorsanız, tek parti dönemini birkaç sözle eleştirmek gerçek bir eleştiri değildir. Bu çıkışlar içi doldurulmamış, tartışılmamış birer cümledir, o kadar.

- CHP, Kürt sorununda da türban sorunundaki gibi beklenmedik bir gelişme gösterebilir mi?

- Olabilir. Ama o da biçimsel olur. Bu, düşünen, etkin, demokratik bir siyaset değil. Çünkü bütün bu çıkışlar, ordunun tavrının değiştiğinin, Türkiye’deki başka karar alma mekanizmalarının ülkedeki konjonktürü değiştirdiklerinin bir göstergesi olabilir.

- CHP’nin Kemalist yandaşları çarşaf açılımından sonra başka partilere kayar mı?

- MHP’ye kayabilirler.

- Peki, türbanlı kadınlar CHP’ni yeni politikasını nasıl değerlendiriyor sizce?

- Araştırmadım. Ama şunu söyleyebilirim. Dini çok iyi bilen kadınlar tanıyorum. Bunlar, saç göstermemenin ya da başörtüsünün dinen farz olmadığının bilincindeler. Bu kadar kutuplaşmış bir ortam olmasa, belki bir kısmı başındaki örtüyü çıkaracak. Ama bu ortamda böyle bir davranış büyük gürültü koparır diye düşünüyorlar. CHP gerçek bir açılım yapmak istiyorsa, önce üniversitelerdeki türban yasağını kaldırarak kutuplaşmayı çözmeli. Bunu yapmadan çarşaf açılımı yapması inandırıcı olmaz. Ayrıca çarşafla türban arasında bir fark var.

- Ne fark var?

- Sosyolojik olarak bakıldığında, türbanlı örtünme biçimi çarşaftan çıkmanın bir aracı da oluyor. Çünkü türban, insanların modernleşmeyle baş edebilmek için buldukları yollardan biri. Çarşaftan türbana geçiş ileri bir adımdır. Ama türbandan çıkmak daha da ileri bir adımdır. Bu, kadının daha da bireyleşmesi demektir. Çünkü türban da sonuçta bir örtünmedir ve örtünme kadın açısından bir sorunsaldır. Kadınlar örtünmeyi sorgulamalıdır. Ama türbanın tartışılabilmesi için önce yasakların kalkması lazım. Zira yasakların olduğu bir ortamda yasakların kendisi çok daha büyük sorun oluyor ve türbanın aslında neyin göstergesi olduğu tartışılamıyor. Bu yüzden de CHP’nin ‘çarşaf’ açılımı çok sorunlu. Çarşaflı kadınları partiye üye yaparak kadınları özgürleştiremezsiniz.

- Kadın nasıl özgürleştirilebilir?

- CHP bir kadın politikası belirlemek zorunda. Ama CHP’nin kadını bireysel olarak güçlendirmek diye bir sorunu yok. O da aynen AKP gibi kadın üzerinden siyaset yapıyor. Oysa gerçek bir sosyal demokrat bir parti, kadınları eğitim, ekonomik olarak toplum içinde güçlendirmek ve birey olmalarına yardımcı olmak, siyasi karar mekanizmalarına dahil etmek zorundadır. CHP, kadına siyasette yüzde 20 kotayı bile şekilsel olarak koyuyor. Zira seçimlerde kadınları listelerin en altına yerleştiriyor.

- CHP’nin bu yeni politikasından sonra türban sorunu ne durumda şimdi?

- Olduğu yerde duruyor. Türbanlı kız öğrenciler üniversiteye giremiyor. İstanbul Üniversitesi’nde biz, çocukların anneleri türbanlı olabilir diye mezuniyet töreni yapamıyoruz. Mezuniyet törenlerini dışarıda, belediyenin veya valiliğin bir merkezinde yapıyoruz. Yani sadece türbanlı öğrenci değil, türbanlı anne de üniversite kapısından içeri giremiyor.

- Ama gene de devletin tabu olarak kabul ettiği bütün konular yavaş yavaş halkın tartışma gündemine giriyor. Bunu özgürlüklerin genişlemesi olarak görebilir miyiz?

- Görürüz tabii. CHP gibi eski geleneksel partiler duruma ayak uyduramıyorlar ama Türkiye’de bir şeyler değişiyor. Aslında CHP’nin insanı korkutan tarafı, değişememesi değil. CHP kendi içinden de umut verici yeni bir oluşum çıkaramıyor. Bu korkutucu bir şey.

- Türkiye’nin muhafazakâr kesimi, CHP’nin türbanlı üyeler kabul etmesini, AKP’ye bir alternatif çıktığını düşünecek kadar önemser mi?

- Sanmıyorum.

- Yaklaşan yerel seçimlerin en önemli konusu ne olacak sizce?

- Ekonomi olacak. CHP’nin çarşaf açılımıyla oy almasını hiç beklemiyorum. Alırsa çok şaşırırım.


Kaynak:
Bu haber toplam 682 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri