Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Dip darbe

28 Mayıs 2008 / 08:33
Mehmet Kamış'ın yorumu
Şerif Mardin'in sözleri Cumhuriyet elitistlerinin yenilmişlik duygusunu bir kere daha perçinledi. Mardin; ''Göbeğini kaşıyan öteki adam'' diye sözüm ona tepeden baktıkları halkın, bir türlü kabul edemedikleri galibiyetini ilan etti. 'Öğretmen mahalleye karşı kaybetti' dedi.

Öğretmenden kastı başka; hani şu kendisi adam olarak doğduğu için elinde sopayla herkesi hizaya getiren, herkesi adam eden Cumhuriyet elitistlerinden söz ediyor, yoksa ay sonunu getiremeyen bildiğimiz öğretmenleri demiyor.

Kaybetmeleri kaçınılmazdı, çünkü tabii değildi. Kaybetmeleri kaçınılmazdı, çünkü bu topraklarda temelleri yoktu. Kaybettiler, çünkü bu topraklardan beslenmemişti. Kaybettiler, çünkü yalan söylediler. 'Hedefimiz muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak' dediler, 'Batılılaşmak' dediler, 'cumhuriyet ve demokrasi' dediler, söylediklerinin hiçbirini yapmadılar. Cumhuriyet adı altında sabah akşam cumhur ile kavgalı bürokratik oligarşi inşa ettiler. Tam Batı'ya entegre olacak ve tam demokrasiye geçecekken 'bu bizim işimize gelmiyor, biz vazgeçtik' dediler.

Dünkü Zaman Gazetesi'nin manşete taşıdığı röportajda Refik Koraltan'ın gelini Süheyla Koraltan'ın söyledikleri, yenilginin şifrelerini veriyor bizlere. Süheyla Koraltan, konuşmasında 27 Mayıs'ın aslında bir servet ihtilali olduğunu söylüyor ve ihtilalden sonra ortaya çıkan gizli zenginlere, bal tutup da parmak yalayanlara dikkat çekiyor. Ancak kardeş kavgası, laiklik, rejim vs. gerekçelerle yapılan darbelerden sonra zengin olmak, sadece 27 Mayıs'a ait bir gerçek değildi. 12 Eylül ihtilalinden sonra da Türkiye dünyanın en zengin general(ler)ine sahip oldu. Hukuksuz ve denetimsiz her ülkede olacağı gibi 12 Eylül Türkiye'sinde de gücü elinde bulunduranlar pek çok büyük fabrikaya gizli ortak oldu. Hali vakti yerinde olanlara ait sayılamayacak kadar mülkün, güçlü kudretli ortakları haline geldiler. E hani, laikliği koruyacak ve ülkeyi muasır medeniyetler seviyesine çıkartacaktınız? Hani doğruluk, dürüstlük timsali laik aydın öğretmenleriniz hepimizi adam edecekti?

Ama Şerif Mardin'in bahsettiği mahallenin galibiyeti 28 Şubat darbesinden sonra iyice belirginleşti. Hatırlayacaksınız o süreçte Batı Çalışma Grubu diye bir grup kurulmuştu. Bunun amacı sözde şeriatı getirmek isteyen hükümete karşı gayri nizami bir mücadele yürütmek ve yönümüzün Batı'dan Doğu'ya çevrilmesine engel olmaktı. Hukuki bir zemini olmaksızın örgütlenen grup, irtica kampanyaları başlatmak için medyaya cebri tavsiyelerde bulunuyordu. Her gün yeni bir etkinlik düzenleniyor, gerçek olmayan andıç çalışmaları ile bazı isimler aforoz ediliyor, sokağa çıkamaz hale getiriliyordu. Örgüt, Batı Çalışma Grubu ismini koyma gerekçesini, 'Türkiye'nin yönü Batı'ya dönüktür mesajı' olarak açıklamıştı. Ülkenin yönünü Doğu'ya çeviren irticaya izin verilmeyecek ve rota tekrar Batı'ya döndürülecekti. 28 Şubat'ın, aslında Anadolu sermayesine yapıldığını sonradan anlayacaktık.

Aradan çok uzun süre geçmeden BÇG'ciler kamuoyunun karşısına AB karşıtı olarak çıktı. Şimdiki gerekçe 'tam bağımsızlık elden gidiyor'du. Bunlar Batı'nın jakobenizmini istiyor; demokrasi, insan hakları, özgürlük gibi kavramlarının bize uymayacağını düşünüyordu. Öyle ya Batı'da andıç diye bir çalışma olması mümkün değildi. Medyaya silah çekip irtica kampanyaları başlatmak mümkün değildi. Üstelik kararları siyasiler alıyordu. Cumhuriyet mi demokrasi mi gibi son derece ucube bir tartışma da yaşanmıyordu. Hele hele servet ihtilali diye bir şeyin olması mümkün değildi. Bu yolla dünyanın en zengin generalinin ortaya çıkması mümkün değildi. Batılı hiçbir aydın hukuksuzluğu, darbeyi, tehdidi savunamazdı. Sonuç olarak halk da ahmak değil. Yenilgi kaçınılmaz oldu.

Kaynak:
Bu haber toplam 940 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri