Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Koşuyolu saldırısında korkunç itiraf

19.05.2009 00:08
Diyarbakır'da 2006 yılında 11 kişinin ölümüyle son bulan bombalı saldırının arkasında asker çıktı. Yapılan itiraf tüyler ürperten cinsten.
Diyarbakır'da 2006 yılında 11 kişinin ölümüne neden olan Koşuyolu'ndaki bombalı saldırının faili olan Hikmet Topal, Emniyet Müdürlüğü'nde verdiği ifadesinde, bombalama emrini Bursa Gemlik'te askerlik görevini yaparken tanıştığı Üsteğmen Ahmet Şentürk'ün verdiğini söyledi.

Fırat News'in haberine göre, Üsteğmen Şentürk aracılığı ile Diyarbakır'a izne geldiğini ve burada Sedat Astsubay adlı askerle tanıştırıldığını belirten Hikmet Topal, bu Astsubay'dan almış olduğu bomba ile Koşuyolu'ndaki patlamayı gerçekleştirdiğini belirtti.

Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nde Cumhuriyet Savcısı İsmail Aksoy ve Baro'dan tayin edilen avukat Mehmet İhsan Aytekin huzurunda 24 Mart tarihinde ifade veren Hikmet Topal, bombalama eyleminin bilinmeyen ayrıntılarını açıkladı.

İfadesinde aslen Batmanlı olduğunu ve İskenderun'da doğup büyüdüğünü ve lise yıllarında İskenderun'da Ülkü Ocakları toplantısına katıldığını anlatan Topal, Dicle Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi'ni 1999 yılında kazandıktan sonra ailece Diyarbakır'a yerleştiklerini söyledi.

"YÜZBAŞI ÜMİT TARAKÇI İLE SIK SIK GÖRÜŞÜYORDUM"

Diyarbakır'da patlamanın olduğu Koşuyolu Parkı karşısında bulunan Kaynartepe Mahallesi 31. Sokak Güngör Apartmanı Kat:3, No:7 adresinde daire satın alarak buraya taşındıklarını kaydeden Hikmet Topal, Üniversite yıllarında asker ve polis ile olan diyalogunu şöyle anlattı:

"Ben üniversitede okuduğum yıllarda üniversite içerisindeki karakolda bulunan polis arkadaşlarla ve 7. Kolordu'da görev yapan ve meslektaşım olan Yüzbaşı Ümit Tarakçı ile sık sık görüşüyordum.

Yüzbaşı Tarakçı, benim için burs ayarladı ve bir yıllık burs paramı verdi.

Benim bu görüşmelerimi şu an DTP olup önceki adını bilmediğim partinin gençlik kolları tasvip etmiyordu. Bu gençlik kollarından Mehmet isimli birisi gelerek, 'Senin hakkında infaz kararı alındı, son olarak seninle görüşeceğiz, seninde ifadeni alacağız' dedi. Bende sebebini sordum, o da, okul içerisinde polislere-askerlere bilgi taşıdığımı, istihbarat yaptığımı, bunun üzerine böyle bir karar alındığını söyledi. Ben de Yüzbaşının veteriner hekim olduğunu, meslektaşım olduğunu söyledim. O da bunu bilmediğini söyledi ve polisler ile aramdaki ilişkimi sordu, bende onlara sadece bilgisayar konularında yardımcı olduğumu, çaylarını içtiğimi söyledim. Ondan sonra da bu kişiyi görmedim, bana bir şey söylenmedi, o şekilde kaldı.

"KISA SÜREDE ŞENTÜRK İLE SAMİMİOLDUM"

Burhan Güneş ile uzaktan akraba sayılırız. Burhan ile askere gitmeden öncesine kadar PKK aleyhine konuştuğum için görüşmedik. Askere gitmeden bir iki ay önce Burhan ile kısa bir görüştüm, hatta bir kere Burhan'dan şu an bombayı hazırladığımız Kooperatifler Mahallesi, Tren Yolu Sokak, Bağıran Apartmanı Daire:4'teki adresteki evin anahtarını alarak bir kız arkadaşımı götürmüştüm.

2006 yılı Ağustos ayında askere gittim veteriner hekim olduğum için acemiliğimi Bursa Gemlik Askeri Veteriner Okulu'nda yaptım. O dönemde veterinerler sadece bu okulda acemi eğitimi alıyorlardı. Burada piyade komando alan ve benim komutanlığımı yapan Ahmet Şentürk isimli Üsteğmen ile tanıştım. Kendisi ile kısa sürede samimi oldum.

Kendisi bana Tunceli'de görev yaptığını ve burada yaşadığı olayları devamlı anlatıyordu. Hatta bir olayda 5 askerinin şehit olduğunu, bu olayda kendisinin de yaralanarak gazi olduğunu söylüyordu.

(Üsteğmen Ahmet Şentürk, Dersim'de Teğmen rütbesiyle görev yaparken, 12 Ekim 2005 tarihinde 4.Komando Tugay Komutanlığı ile Jandarma Komutanlığı'nın birlikte yürütülen bir operasyonda merkeze bağlı Çıralı Köyü yakınlarında çatışma çıkar ve bu çatışmada yaralanır. Çatışmada piyade erler Oğuz Balıkçı, Melih Tuncer, Şener Karadere, Erhan Öz ve Halit Toprak yaşamını yitirirken, Teğmen Ahmet Şentürk ile birlikte Uzman Çavuş Hüseyin Durmuş, Onbaşı Hilmi Kılıç ve Er Orhan Çekiç de yaralanır)

"HER İSTİHBARATÇI TÜRK İNTİKAM TUGAYI"

Terörle mücadelede yasaların yetersiz olması nedeniyle, ellerinin ve kollarının bağlı olduğunu, önceki dönemlerde yasaların daha iyi olduğunu ve daha iyi mücadele ettiklerini, şu anda bunları yaparsak savaş suçlusu muamelesi göreceğini söylüyordu. Bu şekilde aramızda on gün kadar konuştuk. Her ikimizde aynı tarz düşündüğümüz için aramızda ciddi bir güven ortamı oluştu.

En son ben kendisine vatandaş olarak, bizim yapabileceğimiz bir şey var mı diye sordum. Kendisi ile uzun görüşmelerimiz devam etti. Onbeş gün sonra bana, 'Batı illerindeki patlamalara karşı Doğu'da aynı şekilde cevap vermek gerektiğini, her askerin istihbaratçı olduğunu, her istihbaratçının da Türk İntikam Tugayı olduğunu, aynı hedefe doğru yapılan eylemlerin TİT eylemleri olduğunu, herkesin bireysel olarak yapabildiği şeylerin aynı amaç doğrultusunda yapılabileceğini söyledi.

Bu sözler karşısında ben Diyarbakır'ı bildiğim için hepsinin terörist yapıda olduğunu, Diyarbakır'da yapılabilecek bir eylemin ses getirebileceğini söyledim. Bundaki amaç, batıdaki eylemlere karşı Doğu'da da aynı şekilde cevap verilir ise insanları korkutup yıldırıp, sindirmekti."

BOMBAYI SEDAT ASTSUBAY GETİRDİ, BİRLİKTE HAZIRLADIK

Hikmet Topal, Üsteğmen Ahmet Şentürk ile bombalama eylemi yapmak için hem fikir olduklarını belirterek, eylem yerini neden Diyarbakır olarak seçtiklerini ve burada bomba düzeneğini nasıl hazırladığını ifadesinde şöyle anlattı: "Üsteğmen Ahmet Şentürk, bana Diyarbakır'da kalabalık yer olarak neresi olduğunu sorduğunda bende "Ofis semti" dedim.

Bunun üzerine bu eylemin Ofis bölgesinde gerçekleştirilmesine karar verdik. Askerliğimin acemilik kısmının bitmesine yakın Üsteğmen Şentürk, bana Diyarbakır'da görüşeceğim "Sedat Astsubay" isimli kişi ile ne zaman ve nerede buluşacağımı sordu. Bu kişi ya istihbarat ya da Özel Kuvvetler'de görev yapıyordu.

Askerliğimi yaparken izinli olarak Diyarbakır'a geldim. Sedat Astsubay'a buluşma yeri olarak Askerlik Şubesi'nin ilk ara sokağının başlangıç kaldırımı üzerine şu an tam olarak saat ve tarihini hatırlayamadığım bir buluşma için randevu verdim. Ben uçak ile sanırım ya 1 Eylül ya da 2 Eylül tarihinde İstanbul ilinden Diyarbakır'a geldim. 15 günlük iznimi kullanacaktım. Sanırım 10 Eylül 2006 tarihinde Sedat Astsubay'a buluşma günü vermiştim. Belirtilen bu tarihte buluşma yerine gittim.

Beyaz Toros marka olup, tahminime göre 21 plaka olan bir araçla bir kişi geldi. Ben bu kişiye 'Sedat Astsubay' diye seslendim. O da bana 'Hikmet' dedi. Bende 'evet' dedim. Selamlaştık.

Bu kişi 32-33 yaşlarında, 1.65-1.70 boylarında, normal kilolu, gözleri güneşe karşı çok hassas olup, gözlerini konuştuğu sırada kırpıp kısan, gözleri hafif çekik, saçları seyrek, beyaz tenli açık siyah saçlı, bıyıksız birisi idi.

Bana direksiyona geçmemi söyledi. Kendisi de sağ ön koltuğa bindi. 'Arabayı müsait bir yere götürelim' dedi. Bende arabayı Ongözlü Köprü yakınına götürdüm. Burada Sedat Astubay bagajı açtı. Üzerinde sivil elbise vardı. Bagajı açtığında 4 çuval patlayıcı vardı. Bu çuvalların tamamı dolu değildi. Sanırım çeyreği doluydu.

Her birinde on-onbeş kilo olmak üzere toplamda sanırım 50 kilo patlayıcı madde vardı. Bun bunun patlayıcı olduğunu, patlayıcı kullandığım için biliyorum. Birini açıp bakınca patlayıcı olduğunu gördüm.

Bu patlayıcılar çuval içerisinde açık şekilde duruyordu. Hafif macunumsu ve tozlu yapısı vardı. Ekmek rengindeydi.

Sedat Astbubay, orada patlayıcının nasıl hazırlanacağını, fünyenin nasıl yerleştirileceğini anlattı.

Hatta piknik tüpünün yarısına kadar olan kısmını patlayıcı ile kendisi doldurdu. Fünyeleri taktı, fünyenin açık kablolarına mekanizmayı nasıl bağlayacağımı söyledi. Tüpün ağzı orijinal şekildeydi. Ve açıktı.

İçi boştu. Geri kalan kısmını benim doldurup iyice basınç uygulayarak bastırmamı istedi.

Burada iken Sedat Astubay araç içerisinde bana büyük bir silah gösterdi. Bu silahın ağzında da uzun sayılabilecek susturucu vardı. On Gözlü Köprü'nün olduğu yerde bu silah ile bir deneme atışı yaptı. Ben bu sırada herhangi bir atış yapmadım.

Bu şekilde söyledikten sonra, Sedat Astsubay'ı Anıt Park'ın olduğu yere götürdüm ve orada bıraktım. Aynı araçla tekrar On Gözlü Köprü'ye döndüm. Sedat Astsubay bomba düzemeğinin kurulmasında yanımda olmak istemiyordu. Ben On Gözlü Köprü'nün yanına geldiğimde patlayıcıları tüpün içine doldurdum. Bu sırada diğer patlayıcılar da araçtaydı. Patlayıcıları tüpe yerleştirmeme rağmen, sıkıştırma işlemini yapamadım. Bunun için Sedat Astsubay ile görüşmek için tekrar Anıt Park'a gittim. Tüpün ağzının dar olduğunu söyledim. Aracı benden aldı, tekrar buluşma saati söyledi ve gittim.

Bende Ofis civarında dolaştım. Daha sonra belirtilen saatte yine Anıt Park'ta buluştuk. Bana kaynak makinası getirdiğini ve bunu kullanabileceğimiz bir ev veya ortam bulup bulamayacağımı söyledi.

Benim de aklıma arkadaşım Burhan'ın evi geldi. Bunun üzerine Sedat Astsubay ile araçla birlikte Burhan'ın Kooperatifler Mahallesi, Tren Sokak'ta bulunan evinin yakınlarına kadar gittim.

Sedat Astsubay yaklaşık 200 metre ilerde ara sokakta araç içinde bulunuyordu. Bu nedenle Burhan Sedat'ı görmedi. Ben Burhan'a 'eve kız atacağımı' bunun için evden ayrılmasını istedim. O da bana evin anahtarını verip evden çıktı.

Sedat Astsubay ile birlikte araçla evin önüne geldik tekrar. Kaynak makinası, tüpü, patlayıcıları ve mekanizmayı alarak eve çıkardık. Eve çıkarken Sedat Astsubay On Gözlü Köprü'de bana göstermiş olduğu susturucu silahı da alarak eve çıkarmıştı.

"SİLAHINI YANIMA BIRAKTI"

Evin perdelerini kapattık. Evin arkasında banyonun karşısında bulunan sol odada benim daha önce doldurmuş olduğum patlayıcıları Sedat Astsubay tel gibi bir alet ile tekrar boşalttı. İçine su doldurup iyice yıkadı.

Kaynak makinası ile tüpün ağzını keserek genişletti. Ve kör tapanın yuva kısmını kesmiş olduğumuz tüpün ağız kısmına kaynak ile tekrar monte etti ve gitti. Gitmeden önce Sedat Astsubay bana tüpün soğumasını beklememi söyledi. Ve giderken susturucu silahını yanıma bıraktı.

Bende tüpün soğumasını bekledim. Tüp soğuduktan sona kontrol ettikten sonra kaynak yapılan bölümünde küçük delikler şeklinde açıklar kaldığını gördüm. Bunun üzerine ben küçük darbeler ile bu delikleri kapattım ve tekrar soğumaya bıraktım. Tüpün yassı olan yan tarafından daha önceden açılmış fünyeyi yerleştirmek için hazır bir delik vardı.

Bu kaynak işini ya banyonun içerisinde, ya da banyonun önünde, koridorda banyo kapısının önünde yaptım. Evin banyosu dahi tabanı tamamen mozaikti. Koridorda halı veya kilim olup olmadığını bilemiyorum. Zaten olsaydı yanmasın diye kaldırırdım.

"BEN BU İŞE İNANMIŞTIM"

Kaynak işlemleri sırasında evin içerisi duman olmuştu. Ben bu delikleri kapatıp soğumaya bıraktığım esnada eve Burhan tekrar geldi. Evin hemen duman altında olduğunu ve benim ne yaptığımı görünce şaşırdı. Bomba yaptığımı, ölen teröristlerin intikamını almak için bomba yaptığımı söyledim. Burhan buna karşı çıktı, benim yapmamamı istedi. Kabul etmedi. Kabul etmeyince ben de susturuculu silahı göstererek gerekirse onu öldürebileceğimi söyledim.

Bunu da gerçekten yapardım. Çünkü ben bu işe inanmıştım. Ben bu şekilde söyleyince Burhan sesini çıkartamadı. Kendisini evden çıkışını ve cep telefonu kullanmasını yasakladım. Burhan geldikten sonra piknik tüpteki kalan açık delikleri ben kapattım ve patlayıcıları tüpe doldurdum. Fünyeleri yerleştirdim. Ancak elektrik sistemini o gün kurmadım. Burhan da bu sırada yanımdaydı. Söylemiş olduğum talimatları yerine getirmek zorunda kaldı. O gece Burhan'ın evinde kaldım. 11 Eylül 2006 sabahı kalktığımda ben kalan işleri yapmaya devam ettim.

"11 EYLÜL'DE BOMBAYI HAZIR HALE GETİRDİM"

Burhan'ın arkadaşı Murat eve geldi. Bende bu sırada arka odada sanırım Burhan ile birlikte idim. Murat da sanırım kendi anahtarı ile geldi, bizi o şekilde gördü. Düzeneği yerleştiriyordum. Murat bizi bu şekilde görünce şok oldu. Ne yaptığımızı sordu, bende bomba yaptığımızı söyledim o da karşı çıktı.

Burhan'ın kendine ait dijital fotoğraf makinası vardı. Bende bu cihaz ile Muratı bombanın başında kameraya aldım. Ancak o benim aldığım anlamadı.

Burhan'ı kameraya almadım. Murat bir saat sonra ayrıldı. Burhan yanımdaydı, sadece bir kez markete yiyecek almaya gönderdim. Amacım Sedat Astsubay'a kaynak makinası ve susturuculu tabancayı teslim etmemdi.

Sedat Astubay araç ile evin önüne geldi. Kendisine kaynak makinasını ve silahı teslim ettim. Çuvalda kalan patlayıcıları da ben tuvalete eritmek suretiyle döktüm. Burhan hiçbir şekilde Sedat Astsubay'ı görmedi. 11 Eylül tarihinde bombayı hazır hale getirdim.

Sanırım 11 Eylül'ü, 12 Eylül'e bağlayan gece ailemin evinde kaldım. Sabahleyin Burhan'ın evine gittim. Sedat Astsubay bana hazır bulunan telsizde ve düzeneği harekete geçirecek bende bulunan telsizi mandala bastığım anda patlatmak amacıyla hazır vaziyete getirilmesi için boş frekans ayarının nasıl yapılacağını daha önce bana öğretmişti.

Ben de, bu bilgiler ışığında frekans tarama bölümünde boş frekansı bularak her ihtimale karşı telsizi patlamanın öncesine kadar açık tutarak, başka frekansın boş olarak ayarladığım frekansa girip giremediğini kontrol ettim. Tamamen boş olduğun anladıktan sonra bendeki telsizin tuş kilidine getirerek, düzenekteki telsizi açıp aynı frekansı o telsizde ayarladım.

Daha sonra bomba düzeneğindeki telsizi patlamaması için güvenlik anahtarını kapattım. Bendeki telsiz tuş kilidinde sürekli açık olarak kaldı. Patlayıcının üzerindeki güvenlik anahtarını evden bombayı bırakacağım yere götürürken açacaktım.

EYLEMİ TİT ADINA ÜSTLENDİK

Bombanın hazır olmasından sonra, bombanın fotoğrafını çektim. Evin tabanı mozaikti. Bu fotoları patlamadan sonra internet sitesinde yayınlayacaktık. Bu fotoyu çekerken ben elime eldiven taktım. Fotodaki eldivenli eller bana aittir. Ancak kahverengi terlik giymiş olan ve ayak ucu görünen ise Burhan'dır. Sanırım Burhan da bir iki foto çekmiş olabilir. Bu fotoları çektikten sonra ben Burhan'a olaydan sonra internet üzerinden TİT'in olayı üstlenmesini anlattım ve o da bunu kabul etti. Bu fotoları Burhan'ın makinasıyla çekmiştik.

Ben Burhan'a bu eylemin polise yönelik olacağını, ancak ters bir durum olduğunda bu resimleri internete vermesini ve TİT adına üstlenmesini istemiştim. Patlamayı TİT adına üstlenmemi Bursa Gemlik'te komutanım olan Üsteğmen Ahmet Şentürk bana söylemişti. Burhan benim asker olduğumu bilmiyordu.

"BOMBALAMA YERİ OFİS SEMTİNDE YAPILACAKTI"

Eylemi esasen Ofis bölgesinde yapacaktım. Ancak orada polisler devamlı bulunduğu için zarar göreceklerini düşündüğümden, polislerin olmadığı, halkın çoğunlukta olduğu Koşuyolu mevkiinde yapmaya karar verdim.

12 Eylül günü hava karardıktan sonra, sanırım saat 20:30 sıralarında telsizin kablosunun termosun dışına çıkık olması nedeniyle üzerine bez koydum. Güvenlik anahtarı ise termosun daha önceden anahtarı dışarıda bırakmak için bıçakla bir kısmını kesip düzeneği yerleştirmekte daha sağlam olması için kullandım. Bu boşluktan da anahtarı dışarıya çıkacak vaziyette bıraktım.

Sedat Astsubay, ayrıca başıma bir şapka takmamı, üzerime üç-dört kat gömlek giymemi, evden çıkmadan önce termosu patlama yerine koyduğumda güvenlik kilidini açmam esnasında patlamama ihtimaline karşı parmak izimin kalmaması için işaret parmağıma para bandı yapıştırmamı ve yürürken başımı sürekli aşağıda tutmamı, sağdan soldan kamera çekimi olduğunda tespit olunmamam gerektiğini söylemişti.

Bende bu şekilde söylenenleri evden çıkmadan önce yaptım. Burhan'a önden yürümesini, benim de yaklaşık 50 metre arkasında geleceğimi belirttim. Bu şekilde evden çıktık. Burhan önde, ben arkada yürüdük. Diyarbakır Ana okulu tarafından Koşuyolu Parkı'na girdik. Ancak ben parkta Burhan'ı kaybettim. Orada Burhan'ı telefonla aradım. Nerede olduğunu sordum. O da 'şarjım bitiyor' diyerek konuşmayı reddetti. Bunun üzerine ben Burhan'ı o akşam görmedim.

"POLİS ARACININ GEÇMESİNİ BEKLEDİM"

Bende parkın Oryıl Petrol İstasyonu tarafındaki çıkışında Koşuyolu Caddesi'ne çıktım. Ofis İstikametine doğru yürümeye başladım. Duvar burcunun önüne elimdeki bombayı bıraktım. Bıraktıktan sonra bombanın güvenlik anahtarını açtım. Daha sonra yolun karşısına geçtim. Arka sokağı dolandım. Arka sokaklarda üzerime giydiğim gömlekleri çıkardım. Bunu yapmamdaki amaç, tanınmamaktı. Daha sonra orta refüje geldim, bomba ile aramda yüz elli metre mesafe vardı.

Bomba o an için yerinde duruyordu. O anda devrenin tamamlanması için mandala bastım, ancak patlama olmadı. Evden çıkmadan önce kendi güvenliğimi almak için telsizi herhangi bir mandallama olasılığına karşı tuş kilidine almıştım. Tuş kilidinin kapalı olduğunu gördüm.

Ve tuş kilidini açtım. Ancak bu sırada ofis tarafından bir polis aracının geldiğini gördüm.

Polis aracının geçmesini bekledim. Polis aracı bombanın yanından geçti ve ışıklarda durdu. Yeşil ışığın yanmasını bekledim. Yeşil ışık yanıp polis aracı gitti. Bende bu sırada orta refüjde duruyordum. Bütün dikkatimi polis aracının gitmesine vermiştim.

Polis aracı gittikten sonra, bombaya baktığımda bombanın yerinde olmadığını gördüm, bombanın yerinden alınış anını görmedim, hava zaten karanlıktı. Sonra bombayı gördüm. Yanında bir iki bayan vardı, çocukları o anda görmedim.

"O ANDA MANDALA BASTIM, PATLAMA GERÇEKLEŞTİ"

Hava karanlık olduğu için bombanın kimin elinde olduğunu o anda görmedim. Bombayı gördüğüm an mandala bastım ve patlama gerçekleşti. Sonra evimiz karşıdaydı ve eve gittim. Balkondan seyrettim, sonra bir daha bakamadım. Televizyonda izledim, ölü sayısı gittikçe artıyordu. 'Bu daha on kişi olur' diye kendime söylendim. O gece evde kaldım.

Sonraki gün Batman'a gittim. Olayın TİT tarafından üstlenildiğini öğrendim. Burhan bombaya ait resimleri yayınlamıştı internette. 14 Eylül günü Diyarbakır'a döndüm.

"PATLAMAYI BALKONDAN İZLEDİM"

Döndükten sonra Burhan ile evinde görüştüm. Burhan şoktaydı. Burhan'ın kendisine gelmesi için, bombayı bıraktıktan sonra balkona çıktığımı, balkondan baktığımda kadınların bombayı taşıdığını ve götürürken düşünmesi neticesinde patladığını, benim düğmeye basmadığımı, hatanın kadınlara ait olduğunu söyledim.

Amacım Burhan'ı rahatlatmaktı. Hatta kendisine iki gün yemek yemediği için çıkıp yemek yememizi söyledim. Dağkapı'ya lokantaya gittik. Orada Burhan'a moral vermeye çalıştım. Burhan'a fotoğraf makinasını imha edip etmediğin sordum, o da bana imha ettiğini söyledi.

"ALBAY BANA BOMBALAMAYI KİMİN YAPTIĞINI SORDU"

57. Topcu Tugayı'na ayın 15'inde teslim olmam gerektiği için uçakla İzmir'e gittim. Bornova'da bir gece Apart otelde kaldım. Ertesi gün birliğime teslimi oldum. Albay beni çağırdı. Diyarbakır'daki olayı kimin yaptığını sordu. Ben de 'bilmiyorum, TİT üstlendi' dedim.

Burhan'ı İzmir'e çağırdım, bir daha düğmeye basıp basmadığımı sordu. Kadınların bombayı taşıması sonucu patladığını söyledim. Ve evin banyosunun mozaik olan tabanını değiştirmesini istedim. Kendisine para verdim. Gözaltına alınmadan önce 20 Mart 2009 günü Diyarbakır'a gelerek Newroz kutlamalarına Burhan ile birlikte katıldım.

İSMİNİ VE SOYADINI DEĞİŞTİRMEK İÇİN TALEPTE BULUNDU

Bu eylemi Batı'da turizm merkezlerinde patlayan bombalara misilleme olarak Doğu'da aynı şekilde cevap verilmesi için Üsteğmen Ahmet Şentürk'ten aldığım talimat doğrultusunda, kendisini gördüğümde teşhis edebileceğim Sedat Astsubay yardımı ile halkı korkutma, yıldırma ve sindirme amacıyla yaptım. Olay sonrası TİT adına üstlenmeyi

Ölenlerin yakınlarından aileme bir zarar gelmemesi için, ailemin halk içinde itibarının bozulmaması için yasal olarak isim ve soy ismimin değiştirilmesi için gereğinin yapılmasını istiyorum."

İZMİR'DE DE 3 AYRI BOMBALAMAYI YAPTIĞINI SÖYLEDİ

Diyarbakır'da Hayvan Severler Derneği üyesi de olan Hikmet Topal, 24 Mart tarihinde Emniyet Müdürlüğü'nde savcı ve avukat nezaretinde bu ifadeyi verdikten sonra, 26 ve 27 Mart tarihlerinde iki ayrı ifade daha verdi.

Hikmet Topal, bu ifadelerinde ise patlamayı tek başına gerçekleştirdiğini, askerlerin bunda rolünün olmadığını belirterek, İzmir'de yaşanan 3 ayrı bombalama eylemini de kendisinin gerçekleştirdiğini söyledi.
Bu haber toplam 6658 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri