Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

'Döktükleri kanda boğulmaları' mı beklenecek?

26 Ağustos 2008 / 08:15
Taraf gazetesinin (24 Ağustos) manşeti: "Bombaları her yere döküp saçtılar"
Şu alt başlık bile tek başına yeterli: "Bomba ve bombalı paket şüphesi dün İstanbul ve Bolu'da korku yarattı. Bombalardan beşi gerçek çıktı. İzmir'deki bombayı koydukları ileri sürülen üç kişi de Diyarbakır'da ele geçirildi."

Görüyorsunuz, tehlike büyük; bir günde beşi gerçek çıkan birçok bomba ihbarı.

Şimdi söyleyeceğime kimse karşı çıkamaz herhalde: Ülkemizin özellikle büyük şehirleri "terörizm" denilen yüzyılın büyük tehlikesi karşısında son derece savunmasız, son derece "kırılgan" yapıdadır.

Başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerimiz "terörizm"in sivil halka kurmayı tasarladığı tuzaklar-pusular için son derece elverişli alanlardır.

Mesela, öyle bir İstanbul'da yaşıyoruz ki, onlarca arabanın "slalom" yaptığı çevre yollarında kilometrelerce gitmenize rağmen tek bir polis kontrolüyle karşılaşabilmek imkansız.

Mesela öyle bir İstanbul'da yaşıyoruz ki, şehrin en kalabalık cadde ve sokaklarında kilometrelerce yürümenize rağmen devriyeye çıkmış tek bir polis memuru ile karşılaşabilmek imkansız.

Mesela öyle bir İstanbul'da yaşıyoruz ki, caddeler ve sokaklar günün her saatinde yüz binlerce "şüpheli paket"le dolu.

Bir teröristin niyetlendiği kötü emellerini gerçekleştirebilmesi için bundan iyi bir arazi bulunabilir mi?

Dolayısıyla işin özeti "Allah korusun" diye dua etmekten ibaret.

İzmir'de patlayan bombalardan sonra şehrin mülki amiri televizyon ekranında şöyle konuşuyordu: "Bu kişiler (teröristler yani) akıttıkları kanda boğulacaklardır."

Tamam, vali beyin insana biraz (?) ürkütücü gelen dileğini "adalet yerini bulacaktır" dileğiyle olması gereken yere oturtup benzer bir beklenti içine biz de yerleşebiliriz.

Ancak takdir edersiniz ki, "terörizm" ile mücadele bu türden bir kısım televizyon izleyicisinin kanını ısıtan açıklamalarla yürütülemez.

Aklıma gelmişken şunu da hatırlatayım: "Terörizm" ile mücadele gazetelerimizin birinde bir müddettir her gün bir tam sayfa "köşe yazısı" yayımlayan bir kuruluşun şu şekilde formüle edilmiş şu "Ergenekon" kokan teşhislerle de yapılmaz:

"Dağdaki bölücü terör örgütü mensubu ovaya salıverildiğinde, bir gün önce mayın döşeyen, yol kesen, ağır silahlarla askerlerimize saldıran bölücü militan, halkın arasına sızacak, yeni militanlar ve devlet düşmanları yetişmesi için var gücüyle çalışacaktır. Böyle bir duruma çanak tutmak, dağdaki militanı ovaya salıp komünist, materyalist, Darwinist propaganda yapmasına olanak sağlamak, büyük bir dalalet ve ihanet olacaktır."

Ne diyeyim bilmiyorum ki... Hemen her gün karşımıza çıkan bu "köşe yazarı" da bizi "Terörizm-Darwinizm" arasındaki sıkı ilişkiye inandırmaya çabalıyor...

"Terörizm"le mücadele çerçevesinde şu noktaya da dikkat çekmek isterim:

Normal memleketlerde terörist bir saldırı olduğunda, olayla ilgili tutuklanıp mahkemeye sevk edilenlerin duruşmaları unutulmaz. Davanın sanıklarının mahkemede neler anlattıkları, söz konusu eylemi nasıl organize ettikleri vs kamuoyu tarafından yakından takip edilir. Benzer şekilde duruşmalar neticesinde mahkemeden çıkan karar da kamuoyunun takibi altındadır. Üzerinde düşünülsün, verilen ceza büyüklüğüyle caydırıcı olsun ve de tabii yarattığı acılar dikkate alınarak terörizmin etik açıdan da ne derece şiddetle telin edilmesi gerektiği bir kere daha iyi anlaşılsın diye. Bu süreç içinde "akıttıkları kanda boğulacaklardır" türünde bir yorum kimsenin aklından geçmez; geçmez, çünkü her şeyden önce sivillere yönelik şiddet uygulamak olarak anlaşılması gereken terörizmin bu boş laflarla bertaraf edilmesi imkansızdır.

Oysa bir de bizdeki duruma bakın:

Açıp baktım, geçen yıl herkesi çokça meşgul etmiş olan "Mecidiyeköy bombacısı"na ilişkin dava üzerinden bunca zaman geçmesine rağmen hâlâ sonuçlanmamış. Vukuunda bütün İstanbulluları dehşete düşüren olayın peşini kimse kovalamamış. Unutulmuş gitmiş...

Yakınlarda okuduğum bir haber (eğer doğruysa), "Mecidiyeköy bombacı"nın polis ve savcılıktaki sorgusunda olduğu gibi mahkeme evresinde de "susma hakkını" kullandığı bilgisini veriyordu. Tamam, sanık "susma hakkı"nı kullansa da bu iş ebediyen uzayacak değil herhalde. Mahkeme bir biçimde ("delil" filan) bir karara varacak herhalde. Ama gördüğünüz gibi son derece ağırdan giderek.

Oysa bana göre bu işte bir yanlışlık var. Hemen her gün bir ya da birkaç "bombacı" ortaya çıktığına –ve "yakalandığına"- göre, bu ağırdan alışla hiçbir terörist eylem davasının nasıl sonuçlandığını göremeyeceğiz.

Yeri gelmişken Taraf gazetesinin "Güngören bombacısı" üzerine yaptığı yerinde yayın ile "Mecidiyeköy bombacı"sı hakkında benim -zamanında- karaladığım iki yazıyı da karşılaştırmak isterdim ama yerim kalmadı. Bir başka güne...

Kaynak:
Bu haber toplam 556 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri