Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İran`ın doları imha planı

01.04.2009 20:48
Doların değeri bir daha hiç toparlanmamak üzre düşebilir mi?
İran Amerika`nın zorlaması ile dünya tarihinin en büyük kumarlarından birini oynayarak finansal sistemi değiştirmeye yönelik adımlar atıyor.

İran`ın tüm uluslararası baskıya rağmen nükleer enerjiden (ve aslında nükleer silahtan) vazgeçmek istememesi akla ister istemez bu kadar riski neden aldığı ve tüm bu olan bitenin ardında nelerin yattığı sorusunu getiriyor. Dünyanın en eski devlet geleneklerinden birine sahip bu ülkenin hiçbir hesap yapmadan tüm `Batı medeniyeti` ülkelerini karşısına alacak böylesi bir hamleyi gerçekleştirmesi bize olanak dışı görünüyor. Basınımızda bir kaç gazete dışında ele alınmayan Nükleer İran dosyasının stratejik-ekonomik perde arkasını mercek altına almak istedik.


Sorunu derinlemesine incelediğimizde, İran`ın aslında, 1960`lardan beri pek çok ülke ve diktatörün oynamaya çalışıp kaybettiği bir kumar masasının son oyuncusu olduğunu görüyoruz: Dolar kumarı.


İkinci Dünya Savaşı Avrupa`sı günümüz Irak`ından pek farklı değildi. Birinci Savaş sonrasında olduğu gibi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında da, elinde hiçbir şey satın alamadığı deste deste banknotlar ile oynayan çocuk görüntüleri pek çok Avrupa ülkesinde olağan hale gelmişti. Kendi paralarına güvenemeyen Avrupa ülkeleri için, getirilen dolar karşılığı belirli bir miktar altın ödemeyi vaat eden Batı dünyasının tek efendisi Amerika`nın para birimini kullanmak en güvenilir yol idi.


Savaştan sonraki yirmi beş yıl, dünyada, karşılığı altın olarak garanti edilen dolar kullanımı üzerine kurulu Bretton Woods finansal sistemi hakim idi. Ta ki, dolar kumar masasının ilk global oyuncusu Charles De Gaulle`ün büyük miktarda doları bir uçağa atarak Amerika`ya götürüp altın karşılığını istemesine kadar: 1965 yılında, Amerika, dolara karşı altın ödeyemeyeceğini ilan etti. Hemen ardından, 1968 yılında zirvesine ulaşan, nerdeyse Avrupa`nın göbeğinde sosyalist bir devrime yol açabilecek hale gelen öğrenci olayları Fransa`da hayatı felç etti. Orada burada yazılan, CIA`in De Gaulle`e karşı üç başarısız suikast düzenlediği iddiaları da cabası. Dolar kumarının ilk oyuncusu masaya büyük bir miktar sürmüş fakat karşı tarafın blöften ibaret olan restini görmeye cesaret edemeyerek masayı terketmek zorunda kalmıştı. Yeni basılan dolarların üzerine ise, tüm dünya ile dalga geçer gibi Allah`a güveniriz yazıldı. Amerikan kendini beğenmişliği paranın üzerine de yansmıştı. Daha sonrasında işlerin iyice kontrolden çıkacağı ve Allah ile konuştuğunu iddia eden Amerikan başkanlarının da görülebileceği o günlerde belli olmuştu.



Tahmin edileceği üzre, Bretton Woods Sistemi çöktü ama, doların egemenliği, Amerika`ya dünya tarihinde eşi görülmemiş bir avantaj sağlayacak şekilde artarak devam etti: Amerika artık karşılıksız dolar basıyor ve tüm dünyaya dağıtıyordu. Bastığı ve kağıt dışında hiçbir değeri olmayan dolar, tüm dünya merkez bankalarında rezerv para olarak tutulur oldu. Günümüzde de devam eden bu olgu sayesinde gemi azıya alan Amerikan Yönetimleri Beş yüz elli milyar dolarlık bütçe açığı verir oldular. Dünyada devletler gelirlerinin büyük bölümünü; milli para birimine güvenemeyen tüm halklar ise, kişisel birikimlerini dolara çevirerek inatla Amerika`ya karşılıksız borç vermeye devam ettiler. Dolarizasyon terimi ekonomi terminolojisine girdi.


Burada bir parantez açarak, dolar kumarının her zaman, direkt oyunda olmayan ama masanın olmazsa olmazı olan bir faktörü daha olduğunun altını çizmek istiyoruz. Ara sıra mızıkçılık çıkarmasına rağmen, eski adı ile SSCB, Yalta Antlaşması`ndan çöktüğü güne dek, Amerika`nın gelmiş geçmiş en iyi partneri oldu. İki ortak, Yalta`da yaptıkları paylaşıma her zaman sadık kaldı. Amerika, Fransa gibi problem çıkaran ufaklıkları SSCB ve komünizm öcüsü ile korkutmaktan son derece memnun, karşılıksız dolar basarken, SSCB kendi payına düşen ülkeleri çok daha despot yöntemlerle sömürdü.


Bin dokuz yüz doksanlara geldiğimizde iki hadise Amerika`nın keyfini kaçırdı. Bunlardan birincisi, Avrupa`nın ortak para birimi Avro`nun doğuşu, ikincisi ise, blöf yapmaktan ve görmekten hiç çekinmeyecek ikinci kumarbazın masaya oturması oldu.


Amerika`nın Ortadoğu`daki kadim müttefiki İran`ın sukoyverip rejim değişikliği gitmesi üzerine tüm dengelerin değişebileceğinden endişelenen ABD-İsrail tarafından desteklenerek yıllar boyunca İran`a musallat edilen Saddam, Kuveyt`e girerek dünya dengelerini altüst etmekle kalmadı, bir de üzerine, dünyanın en büyük üç petrol üreticisinden biri olarak(Kuveyt elinde olsa idi, dünyanın en büyük üreticisi oluyordu) petrolü artık Avro ile satacağını ilan etti. Kumarbaz blöf yapmıştı. Amerika birinci blöfünü gördü. Birinci Körfez Savaşı`nda Saddam`ı masadan kalkıp borç harç bulup tekrar dönmeye ikna etti. Nedense, Turgut Özal`ın ısrarlarına rağmen, bir seferde bitirilmedi işi. Saddam borç bulup kumar masasına döndüğünde, herkes İkinci Körfez Savaşı`na neden ihtiyaç duyulduğunu anlamıştı. Aradan geçen yıllarda Irak`ın Kuzeyinde tüm bölgeye musallat edilecek yeni bir müttefik ülke peydahlanmıştı. Blöften gereğinden fazla hoşlanan Saddam, ikinci kez otur(tul)duğu kumar masasında tüm varlığını kaybetti.


Bu arada, herkesin merakını, aslında pek de fakir olmamasına rağmen, yaptığı aşırı hovardalıklara ve kumar masalarına para dayandıramayan Amerika`nın asıl finansörünün kim olduğu cezbediyordu. Çok geçmeden o da ortaya çıktı: Çin.


Çin ve Japonya`nın başını çektiği Asya ülkelerinin günümüzdeki dolar rezervleri Bir Buçuk Trilyon Doları geçmiş durumda. Bugüne kadar dolar biriktirmek dışında yapabilecekleri birşey yoktu. Zira, kazandıkları paranın büyük bölümü, kazandığından fazla harcamaya ve lüks standartlara alışmış Amerikan Halkı`nın şımarıklığından ileri geliyordu. İhracatlarının büyük bölümünü Amerika`ya yapıyorlar, karşılığını dolar olarak alıyorlardı. Enerji kaynakları sınırlı idi. Amerika son estirdiği özgürlük terörü sayesinde Uzakdoğu`dan Ortadoğu`ya dünyanın pek çok önemli enerji bölgesini kontrol altına almış, Demokles`in kılıcı gibi tepelerine asmıştı. Enerjisi ve doğal kaynakları yeterli olmayan ülkeler neyi nereye kadar üretebilirlerdi ki?


Fakat, ellerinde tuttukları toplam miktar en nihayetinde karşılıksız kağıttan ibaretti ve Amerikan bütçe açığı yarım milyar doları aştığında pek yakında bir gün bu rezervin gerçekten de hiçbir değeri olmayan kağıt haline gelme tehlikesi iyice belirgin hale gelmişti. Böyle bir tehlikenin olmaması demek de, Amerika`nın tüm dünyanın petrol kaynaklarını kontrol ederek gücünü artırması ve dilediği zaman kılıcı kafalarına geçirmesi anlamına geliyordu. Kısaca kırk katır ile kırk satır arasında kalmışlardı.


Günümüze geldiğimizde ise, kumar masasına iki farklı yeni oyuncunun oturmak üzre harekete geçtiğini görüyoruz: Latin Amerika`daki oyuncu Chavez, oyunculuktan çok yancılık yapmak ve büyük oyuncu İran`ı desteklemek üzre masada. Arkalarında, onları bir şekilde takip etmeye epey niyetli irili ufaklı sürpriz oyuncular da var.


Her zaman masada olan ama hiçbir zaman büyük oyunlara dalmadan sağlamcı giden İran, restini çekti: Bu ayın sonunda kendi petrol borasısını kuracağını ve bu borsada Euro`yu para birimi olarak kullanacağını ilan etti. Bugüne kadar sağlamcılığı ve riski sevmemesi ile tanınan bir kumarbaz olan İran`ın böylesine büyük bir oyuna oturması, Amerika`nın `ya büyük oyna ya da seni masadan atacağım` demesinden kaynaklanıyor.


İran, böyle bir girişimin ardından, Amerika`nın kendisini vurmaktan başka hiçbir şansı olmadığını biliyor. Zira, İran`ın bu girişimi tutarsa, dolar gerçekten bir kağıt halini alacak. Amerika`nın kendisine saldırmaktan çekinmesinin tek yolu ise nükleer silah. Nükleer silahın da Amerika`ya karşı kullanılacağı sanılmasın. Amerika`nın gerçek efendisinin İsrail olduğunu biliyor ve vurursan İsrail`i haritadan silerim demek istiyor. Bu arada, İsrail`in yedi kocadan arta kalmış Hürmüz olduğunu, İsrail`in siyonist perde gerisi efendilerinin gerektiğinde Amerika`yı da gözden çıkarabileceklerini bildiğinden, İsrail`e de, `Amerika`yı terketmenin zamanı geldi. Amerika`yı gözden çıkaracaksın, benim de güç olduğumu kabul ederek benimle barış içinde yaşamayı öğreneceksin` mesajı veriyor.


Olay sadece Amerika, İran, İsrail, Çin hatta Türkiye için değil, dünyadaki tüm ülkeler için arap saçına dönmüş durumda. Herkes için `kırk katır kırk satır` ikilemi mevcut. Dünyadaki bütün finansal sistem bu kaostan etkilenecek.


Amerika İran`ın petrol borsası manevrasına izin verirse, uzun vadede kesinlikle ama kesinlikle çökeceğini biliyor. Bu arada, çöküşten kastın bir süper-hegemon devletin çöküşü olduğunu belirtelim. Böyle devletler ha deyince çökmüyor, çöktüğünde yok olmuyor. Diğer yandan, Çin ve Rusya`nın BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri olduğu göz önünde bulundurulduğunda, Amerika`nın İran`ı vurması, Nazi Almanya`sından bugüne kadar yüzleşmediği büyüklükte bir düşmanı karşısına, yanında hiçbir müttefiki olmadan -İngiltere dahil- alması anlamına geliyor.


İran, dolar kumarını oynamazsa Amerika ile uzun süre komşu kalamayacağını ve eninde sonunda yok edileceğini biliyor. Bunun tek yolu da nükleer silah resti. Bunun da bir bedeli elbette var, ama başka çare yok.


Japonya, herşeyini Amerika`ya teslim etmiş durumda. Büyük dolar rezervi var. Amerika`da çok büyük yatırımları var. Diğer yandan ne enerjisi ne doğal kaynağı. Bu kaynaklar Amerika`nın elinde olduğu sürece de kumar masasında varını yoğunu Amerika`ya teslim etmekten başka çaresi yok.


Çin, tüm bu denklemin anahtarı ve tam bir ikilemde. Eğer İran`ı feda ederse, herşeyini aynen Japonya`nın yaptığı gibi Amerika`nın eline teslim etmek zorunda kalacak. Yeterli enerji olmadan ne üretebilecek, ne de Arjantin ve Brezilya gibi rahat sömürebileceği doğal kaynaklar üzerinde at koşturabilmek için gerekli prestiji kalacak. İhracata dayalı ekonomisi zamanla küçülecek ve şu an için kontrol altında tutup, mahkumları çalıştırmak gibi uyanıklıklar ile kara bile çevirebildiği rejim sorunları başını yiyecek. Ama eğer İran`ı desteklerse dolar rezervinin elinde patlaması riskini üstlenmek zorunda kalacak.


Diğer yandan Rusya, kesin bir şekilde Amerika`ya tavır almayacak olsa da, bu kumarda İran`ı el altından desteklemeye teşne görünüyor. Özellikle Ukrayna olayları sonrasında Amerika zımni anlaşmalarını bozmuş olmasını bir şekilde cezalandırmak isteyecektir. Dünya enerji kaynaklarını kontrol eden iki ülke olarak Amerika ile al gülüm ver gülüm paylaşım anlayışına devam etmek işine gelir, eğer gerekli ödünleri koparabilirse.


Türkiye ve dünyanın geri kalan ülkelerinin de benzer sorunları var. Ellerindeki dolar rezervi ne olacak?


Peki AB ne yapacak? Doların yerine geçmesi muhtemel para biriminin mimarları ülkeler hala ekonomik dev siyasi cüce. Türkiye`nin birliğe girmesi hem Türkiye hem AB açısından hayati önem taşıyor. Türkiye`siz bir AB`nin çapının böylesine bir hegemonyaya yetmeyeceği tüm dünya ve AB liderleri tarafından biliniyor bilinmesine ama... Süper Devlet olmuş AB ile bütünleşmiş bağımsız bir Türkiye`nin AB içinde sahip olacağı muhteşem güç özellikle nükleer gücü ile AB içinde `bensiz AB savunması olmaz diyerek` her türlü şımarıklığı yapan Fransa`yı korkutuyor.



Çeşitli alanlardan konuştuğumuz dostlar "Amerika birşeyler yapacak ve bu vartayı da atlatacak" diyor. Ama biz, İran`ın tarihte Amerika gibi onlarcası ile oynamış çok büyük bir kumarbaz olduğunu düşünüyor; "Kaybetmez" diyemiyor, fakat kaybetse bile, karşısındakine maksimum zarar vermeden bu işin kapanmayacağını düşünüyoruz. Dahası, son yıllarda özellikle nükleer teknoloji ve cep telefonu teknolojilerinin AR-GE, üretim ve satışının Avrupa ve dünyanın kalanındaki şirketlere ve merkezlere kaydırılarak bizzat vatansız büyük sermaye farelerinin Amerikan Gemisi`ni terketmeye başladığını iddia ediyoruz. (örnek CERN, Nokia, cep telefonları, smartcard teknolojisinin Fransız kökenleri, Microsoft`a ve yazılım patentlerine karşı Avrupa`daki Amerikan aleyhtarı tutum ve davalar vs.)


Kanaatimizce ihale açıldı!


Papaz kimde oyunu gibi, doları kim kime sokuşturabilirse oyunu göreceğiz bundan sonra. Elinde dolar kalan ülkeler derdine yanacaklar.


Bu elbette birdenbire gerçekleşmeyecek, çok uzun zaman alacak ama işler bu noktaya gelip dayandıktan sonra, doların değerini, Amerika`nın süper devlet pozisyonunu koruyabileceğini düşünmek pek doğru olmaz.


Not: Bu haber, 7 Mart 2006`yı 8 Mart 2006`ya bağlayan gece İsmail Kizir tarafından yazılmış ve 8 Mart sabahından itibaren aralarında Emniyet Teşkilatı, Genelkurmay mensupları ve pek çok akademisyenin de bulunduğu yaklaşık elli bin kişilik bir kitleye e-posta yolu ile duyurularak tumgazeteler.com sitesinde yayına konulmuştur. Yazar, tumgazeteler.com`un sahibi olması ve yazar olarak yazının üstünde "editor" olarak adının geçmesini yeterli görmüş, bir de herkesin gözüne sokar gibi büyük harflerle "İsmail Kizir" yazmak, bunun üstüne bir de fotoğraf koymak istememiştir.

Tüm bu gerçeklere rağmen, internet üzerinde bazı şahıslar, yazının kendilerine ait olduğunu iddia etmiş, üstüne üstlük yazıyı kendi isimleri ile "Mülkiyeliler Birliği Dergisi"nde yayımlattıklarını yazmışlardır.

Türkiye`nin güzide üniversitelerinden birinin adının böylesi bir skandala karıştırılması ve bizim de mensup olduğumuz mesleki bir camianın dergisinin ucuz oyunlara alet edilmesi bizi derinden yaralamıştır.

Uyarılarımız üzerine, söz konusu yazar(ki sadece adı var, kendisi yoktur. Kimlik numarası ile doğrulama yapabilmek için ısrarlı taleplerimize cevap vermeyerek gerçek bir kişilik olmadığını, bu adı kullanan kişinin aslında bir başkası olduğunu zımnen ikrar etmiştir) ve Mülkiyeliler Birliği Dergisi Yetkilileri hatalarını kabul etmiş, özür dilemiş ve bir derginin önümüzdeki sayılarında bir özür metni yayımlayarak durumu kamuoyuna duyuracaklarını belirtmişlerdir. Sözlerini tutmalarını bekliyoruz.




Bu haber toplam 10288 defa okunmuştur

Etiket(ler): , , ,

DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri