Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Erdoğan Doğan'a Neden Vurdu

16 Eylül 2008 / 11:56
Erdoğan'ın aniden Doğan Grubu'na vurmasının arkasında "Hilton"un dışında "gerçekte" ne var? İşte "asıl mesele"nin deşifresi....
* “Başbakan'ın Doğan Grubu'na yüklenmesinde, kendisine ve partisine karşı hazırlanan ya da hazırlanabilecek yeni kampanyaların sezgisi, bunların önünü kesme çabası da pekala etken olabilir... Başbakan 'hükümet olabilirsin ama iktidar olamazsın' kuralının işlemesine; sandığın değil askerî ve bürokratik vesayetin rejime hâkim olmasına dayalı bir düzenin taşıyıcısı saydığı Doğan Grubu'na, bu grup üzerinden de vesayet sahiplerine savaş açmakla iktidar arıyor; iktidar olmaya yöneliyor.”

* Bu paragrafların isabetini kavrayabilmek için Genelkurmay Başkanı'nın ayağının tozuyla attığı adımları düşünmek yeterli. Hapishanedeki emekli darbe girişimcisi komutanlara sahip çıkıldığını ima eden ziyaret ile Diyarbakır'da seçilmiş bazı sivil örgütleri muhatap alan direktifler, Ergenekon'un hedefinin TSK tarafından taşınma ihtimalini akla getiriyor.

* Eğer bu tespitler gerçekliğe aykırı değilse, önümüzdeki dönemde TSK'nın 'yasal bir Ergenekon' gibi davranması kimseyi şaşırtmamalı. Yani hukuk çerçevesinden çıkmayan, ama bu iktidarın gitmesi için de fırsat yaratmaktan ve kullanmaktan çekinmeyen bir askeriye...

* Ne var ki böyle bir stratejinin başarılı olması, çoğu zaten şaibeli olan birtakım sivil toplum örgütlerinin hareketlendirilmesi ile sağlanamaz. Bu işe medya desteği lazım... Daha açık söylemek gerekirse bu işe Doğan Grubu lazım, çünkü diğer büyük basın organları artık devletçiliğe bu denli yatkın değiller.

* Bu durumda iktidarın değişmesine yönelik stratejinin Doğan Grubu üzerinden hayata geçirileceği ve esas olarak AKP'nin iktisadi ve siyasi zaafları üzerinde yoğunlaşacağı açık...

* Kısacası yüzeyde deniz fenerleri ve otel bahçeleri olabilir, ama derinde konumuz hâlâ darbe...


Etyen Mahçupyan/Taraf

Deniz Feneri, Hilton... Darbe!

Hiçbir şey yeni başlamamıştı ama her şey zamanını bekliyordu... Hürriyet gazetesinin Almanya'da yargı sürecine intikal eden Deniz Feneri skandalına ait haberleri sürmanşet yapmasıyla birlikte tartışma da Türkiye'nin gündemine oturdu. Öncelikle şunu belirtmekte yarar var: Deniz Feneri 10 yılını bitirmiş ve birçok başarılı yardım kampanyasına imza atmış olan bir örgütlenme. Ama bu işleri yaparken Türkiye dahil birçok Avrupa ülkesinden resmî ve gayriresmî para kullanma potansiyeli de hayli yüksek. Sanırım hepimizin kişisel deneyimi böyle ortamlarda kendi çıkarına yönelik dar kapsamlı organizasyon peşinde olan birçok grubun ortaya çıkabileceğini tahmin eder. Dolayısıyla Deniz Feneri'nin önayak olduğu para akışlarından nasiplenen kimsenin olmaması gerçekten şaşırtıcı olur...

Ancak bu haberin böylesine 'değerli' bulunmasının nedeni muhafazakârların da yasadışı ekonomik faaliyetlere bulaşmaları olamaz. Çünkü bu hiç de yadırgadığımız bir durum değil. Hürriyet'in bu habere yönelik iştahının arkasında bir fırsatçılık okunuyor. Görünüşe bakılırsa Doğan Grubu'nun Hilton Oteli'nin arazisinde 'rezidans' yapma girişimi gerçekleşmeyince, Başbakan'a olan tepkilerini böyle göstermek istemişler. Aydın Doğan'ın “aksi halde bu kadar parayı niye Hilton'a verdim?” mealinde olduğu söylenen cümlesi durumu yeterinde açıklıyor. Nitekim geçmişte ellerindeki medya gücünü kullanarak diğer işleri için imtiyaz kopartan basın patronlarını gayet iyi biliyoruz ve Doğan Grubu'nun da gerçekten 'başarılı' bir medya holdingi olduğunun farkındayız.

Şimdi salt ekonomik ve çıkar endeksli gözüken bu çekişmenin nasıl bir arkaplana oturduğu üzerinde duralım... Pazartesi günkü yazısında Yasemin Çongar'ın çok isabetli iki paragrafı vardı: “Başbakan'ın Doğan Grubu'na yüklenmesinde, kendisine ve partisine karşı hazırlanan ya da hazırlanabilecek yeni kampanyaların sezgisi, bunların önünü kesme çabası da pekala etken olabilir... Başbakan 'hükümet olabilirsin ama iktidar olamazsın' kuralının işlemesine; sandığın değil askerî ve bürokratik vesayetin rejime hâkim olmasına dayalı bir düzenin taşıyıcısı saydığı Doğan Grubu'na, bu grup üzerinden de vesayet sahiplerine savaş açmakla iktidar arıyor; iktidar olmaya yöneliyor.”

Bu paragrafların isabetini kavrayabilmek için Genelkurmay Başkanı'nın ayağının tozuyla attığı adımları düşünmek yeterli. Hapishanedeki emekli darbe girişimcisi komutanlara sahip çıkıldığını ima eden ziyaret ile Diyarbakır'da seçilmiş bazı sivil örgütleri muhatap alan direktifler, Ergenekon'un hedefinin TSK tarafından taşınma ihtimalini akla getiriyor. Çünkü bilindiği üzere çeteleşmeyi de içeren bu örgütün temel amacı, sivil toplumu hareketlendirerek AKP aleyhine bir ortam yaratmak ve bundan yararlanarak iktidarı değiştirmekti. Tabii ki TSK'nın anayasal bir kurum olarak bu uğurda her türlü yöntemi mubah sayabileceğini varsaymak doğru olmaz. Ancak işin cinayetlere varan çeteleşme yönünü bir yana bırakırsak, 'yapılacak iş' konusunda fazla bir görüş ayrılığı da olmayabilir. Nitekim tutuklu olan komutanlardan Tolon, kendilerinin gayet huzurlu olduğunu ama 'dışarıda' bulunanların pek öyle olmadığını münasip bir dille ifade ederek kendince mesajlar vermişti.

Eğer bu tespitler gerçekliğe aykırı değilse, önümüzdeki dönemde TSK'nın 'yasal bir Ergenekon' gibi davranması kimseyi şaşırtmamalı. Yani hukuk çerçevesinden çıkmayan, ama bu iktidarın gitmesi için de fırsat yaratmaktan ve kullanmaktan çekinmeyen bir askeriye... Ne var ki böyle bir stratejinin başarılı olması, çoğu zaten şaibeli olan birtakım sivil toplum örgütlerinin hareketlendirilmesi ile sağlanamaz. Bu işe medya desteği lazım... Daha açık söylemek gerekirse bu işe Doğan Grubu lazım, çünkü diğer büyük basın organları artık devletçiliğe bu denli yatkın değiller.

Öte yandan Doğan Grubu'nun da manipülasyon açısından pozitif etkisi sınırlı olacaktır. Bu grubun devlet ve asker yanlısı olduğu son yıllarda o denli bariz hale geldi ki, örneğin 'laiklik haberleri'nin artık pek bir etkisi yok. Ancak tersi yönde son derece etkili bir hareket alanı bulunuyor: Diğer bir deyişle mesele AKP'nin yıpratılması olduğu zaman söz konusu medya organlarının inandırıcılığı kendiliğinden artıyor, çünkü bu hükümetin gitmesine yönelik psikolojik ihtiyaç sürmekte...

Bu durumda iktidarın değişmesine yönelik stratejinin Doğan Grubu üzerinden hayata geçirileceği ve esas olarak AKP'nin iktisadi ve siyasi zaafları üzerinde yoğunlaşacağı açık... Başbakan'ın da benzer bir analiz yaptığını son çıkışlarından anlıyoruz. Çongar'ın işaret ettiği üzere, darbeyi engelleme ve kendi iktidarını sağlama alma mücadelesi veriyor... Kısacası yüzeyde deniz fenerleri ve otel bahçeleri olabilir, ama derinde konumuz hâlâ darbe...

Kaynak:
Bu haber toplam 1552 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri