Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Erdoğan Kürtlerin Serok'u oldu

31.08.2009 14:36
İddialı söz, çok sayıda siyasetçinin fikir aldığı Diyarbakır'dan bir isim.
Başbakan dahil pek çok siyasetçi ve kanaat önderi önce onu dinliyor, ondan sonra fikrini söylüyor. Çünkü o Kürt meselesini her yönüyle düşünen biri... Kendisi Kürt, ama sadece o taraftan bakmıyor soruna... Her iki tarafın da ruh halini çok iyi kavrıyor, çözüm üretirken empati kurmayı ihmal etmiyor. Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı'nı yapmış, uzun yıllar Eczacılar Odası Başkanlığı'nı yürütmüş bir isim Mehmet Kaya... Bir işadamı, ama ondan da ötesi bir aydın... Tabii ki bizim de tek bir sohbet konumuz vardı Kaya ile; Kürt açılımı...

Meseleyi Kaya da insani boyutuyla ele alıyor, bu yüzden hükümetin adımlarına destek veriyor, destekten öte öyle öneriler getiriyor ki, açılım çözüme dönüşebilsin... En dikkat çeken vurgusu, kullanılan ‘dil' üzerine... "Başbakan 11 Ağustos'taki konuşmasını yaparken, salonda beş-on milletvekilinin ağladığını gördük, çünkü duygusal bir konuşmaydı. Burada ise hemen herkes ağladı! Çünkü Başbakan, ilk defa o konuşmada 'Kürtler'in de başbakanı' olduğunu gösteren ifadeler kullandı. Şivan Perver'den, onun türkülerinden bahsetti. Oysa Kürtler, Şivan Perver dinledikleri için yıllarca işkence gördüler, hapis yattılar. İşte Başbakan'ın bunları dile getirmesi, Kürtler'de 'Bizim de başbakanımız' hissini yarattı, aidiyet duygusunu getirdi" diyor Kaya. Ardından ekliyor; "Şimdi böylesi adımların derinleştirilmesi lazım. Çünkü bu söylemler, çıkartılacak yasalardan çok daha önemli Kürtler için..." Birkaç önerisi var, aidiyet duygusunun geliştirilmesi için Kaya'nın... Mesela Erdoğan'ın Kürtçe öğrenmek için kursa gitmesi!.. Mesela Baykal'ın Kürtçe türkü söylemesi!.. "İnanın bunlardan hiçbir Türk vatandaşı rahatsız olmaz. Kazanan Türkiye olur" diyor... İşte böylesi küçük, ama insani adımların, arada oluşan uçurumu kapatacağı ve bölünmenin de önüne geçeceği görüşünde Kaya...

Röportaj: Mine Şenocaklı/Vatan

BAŞBAKAN KÜRTLER'İN DE BAŞBAKANI OLDUĞUNU GÖSTERDİ

Kürt açılımından umutlu musunuz?

Cumhurbaşkanı'nın, Başbakan'ın Kürtler'e ilişkin daha önceki açıklamalarına bakarsanız, 'Kürtler bizim kardeşlerimiz' derken bile, ayrı bir 'siz' cümleleri vardı. Başbakan 11 Ağustos'taki konuşmasında ilk defa Kürtler'in de başbakanı olduğu gösterecek ifadeler kullandı. 'Şivan Perver'in Halepçe türküsünü dinlerken gönül dünyamızın derinliklerine dalıyoruz' dedi. Bu sözler Kürtler'i ağlatacak kadar etkilediğine göre, sonuç ortada. Kürtler kendi başbakanlarını arıyor. Zaten eğer Türkiye'nin başbakanı ve cumhurbaşkanı, Kürtlerin de başbakanı ve cumhurbaşkanı olamazsa, onları temsil edemezse, ister istemez onlar yönlerini başka bir tarafa çevirecekler. Bu çok önemli bir nokta. Bu yüzden de Kürt açılımında, 'Hangi yasaları düzenleyelim?' tartışmasından önce, Başbakan'ın Kürtler'i de kucaklayacak bir dili kullanması çok önemli. Çünkü biz Kürtler hep dışlanmışız. Şarkılar yüzünden, şiirler yüzünden insanlar ailelerini kaybetmişler. Babaları cezaevinde kalmış, çocukları dağa çıkmış, ölmüş. Köyleri yakılmış, boşaltılmış. Bir anda bu gerçekleri ülkenin başbakanının dile getirmesiyle artık Kürtler, Başbakan'ın kendi başbakanları da olduğuna inandılar. Çünkü Başbakan'ın 2005'teki konuşmasına baktım, orada bile 'Siz, biz' var. 'Biz Kürtler'e haksızlık yaptık, özür dilememiz gerekiyor' diyor. Hep siz var, dışlama var. Bu yüzden bu konuşma çok önemli.

Cumhurbaşkanı'nın Güroymak'tan, Norşin diye söz etmesi de çok önemli o zaman...

Evet, bu da yine bir yasağı delmek. Çünkü Kürt ismini kullanıyorsunuz ilçenin, güzel ama Başbakan'ın konuşmasında daha önemli bir şey var. Bugüne kadarki bütün politikalarda Kürtler kendilerini her şekilde dışlanmış hissediyorlardı. Her açılımın bir 'acaba'sı vardı. 'Tamam, böyle bir açılım var ama bizi kapsayacak mı?' diye soruluyordu.

Şimdi de bir 'acaba' var mı?

Var. 'Başbakan yine 2005'teki gibi bir geri adım atacak mı acaba?' diye soruyor herkes. Sonuçta temel sıkıntı aidiyet; 'Kürtler'e ne veririm?' değil. İşte bu yüzden Türkiye'nin anayasal değişikliğe gitmeden, köy isimlerini değiştirmeden önce bu adımı atması gerekiyor. Herkesin, 'Ben nasıl Kürtler'in cumhurbaşkanı olurum, nasıl başbakanı olurum, nasıl muhalefet partisi olurum' diye kendine sorması gerekiyor. Onun için Başbakan'ın konuşması gerçekten Kürtler'de bir heyecan yarattı. Şimdi Başbakan'ın 'Kürtler'in de başbakanı' olduğunu ispatlaması gerekiyor.

Peki ama nasıl?

Kürtler'in değerlerine sahip çıkması, onları sahiplenmesi gerekiyor. Mesela Kürtçe öğrenmek için kursa gidebilir. Nasıl Kürtler Türkçe öğreniyorsa, tamam biri resmi dildir ama onun da Kürtçe öğrenmek için çaba sarfetmesi gerekiyor. Kürtçe kelimeler kullanmaktan korkmaması gerekiyor. Çünkü Başbakan nasıl ki muhafazakâr kesimle birlikte zaman zaman ibadet yapıyorsa ve bu yönde çekinmeden açıklamalar yapıyorsa, Kürtler de kendi değerlerine saygı duyulduğunu görmek istiyor. Kürtler Başbakan'da kendilerini görmek istiyor. Yoksa siz Kürtler'in yöneticisi olamazsınız, Kürtler kendilerine başka yöneticiler arar. Ne yaparsanız yapın bunun önüne geçemezsiniz. Bugün 'muhatap' diyoruz ya, Diyarbakır'da Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir niye bu kadar popüler? Çünkü Kürtler'in başka bir yöneticisi yok. Çünkü, Kürtler'deki o duyguyu kimse algılayamıyor, diğer yöneticilerin hitap şekilleri Kürtler'in aidiyet duygularını rahatsız ediyor. Onun için Başbakan'ın, Kürtler'i kucaklaması, Kürtler'in değerlerinin kendisi için de önemli değerler olduğunu hissettirmesi gerekiyor. Bunun için 'Kürtçe öğrense, hatta Kürtçe bir türkü mırıldansa ne güzel olur' diyorum...

Peki Öcalan'ın varlığı?

Beğensek de beğenmesek de Öcalan'a, gerçekten değer veren, onun sözlerini önemseyen çok önemli bir kitle var. Çünkü sonuçta Kürtler'in hakkını, bugüne kadar sadece şiddet kullanarak da olsa temsil eden PKK ve onun temsilcisi Öcalan. Sizin tutup da Kürtler'in yönünü çevireceği adımlar atmadan bir anda Öcalan'ı ortadan kaldırma şansınız yok. Önce Öcalan'ın yerine geçecek birilerini yaratmanız, gerekirse bir lider bulmanız gerekiyor. Şu anda Kürtler'in tek temsilcisi Öcalan ve PKK değil ama Kürtler'in duygusuna, sorununa hitap eden onlar. Bugün şiddetin ortadan kalktığını düşünün, o zaman da sorun çözülmüyor ki! Yine Türkiye'de şu an Kürtler'in aidiyet duygusunu geliştirecek, içinde barındıracak doğru düzgün bir parti yok. Yine başta DTP olacak. Ama bu doğru değil. Çünkü biz eğer birlikte yaşamaktan bahsediyorsak, bu sorunu bir Türkiye partisinin çözmesi gerekiyor. Birlikte yaşamanın özü bu. Çünkü yine DTP'nin önderliğinde ya da şiddet bitse bile bir Kürt partisinin önderliğinde Kürtler'in kendilerini ifade etmeleri bu ülke için gelecekte de aynı sorunları yaratacak. Bu ülkede biz birlikte yaşamaktan bahsediyorsak, Türkiye'yi kucaklayan bir partinin Kürtleri de kucaklaması gerekir.

ASLINDA KÜRT SORUNUNU ÇÖZECEK PARTİ CHP!

Bu parti DTP değil diyorsunuz, peki AKP mi?

Maalesef AKP de şu anda daha çok dini unsurlarla Kürtler'e yaklaşıyor. AKP'nin bunun dışında bir adım atması gerekiyor. Aslında kadrosuyla buna en yakın parti sol gelenekten gelen CHP. 1989'daki ve 1999'daki açılımlarına baktığımız zaman bu role soyunduğunu görüyorsunuz, ama ondan sonra atılan bir adım yok.

Diyarbakır'da Kürtler Baykal'ın adını bile duymak istemiyor. Üstelik 'Bölgeyi kalkındıralım. Yoksul Kürtler'e villa dağıtalım' demesine rağmen...

Ne derse desin, Baykal'ın her sözü burada bir hakaret olarak algılanıyor. İşin kötüsü bunu bir tek Baykal algılayamıyor. Baykal'ın sözlerinin hakaret olarak görülmesi doğal. Çünkü, 'Kendinizi inkar edin, size villa verelim' diyor. Baykal'ın en büyük yanlışı şu; bölgede kendi tabanını dinlemiyor. Baykal, kendisine yakın sivil toplum kuruluşlarını, kendi partisini dinlese böyle konuşmayacaktır, AKP'nin bu açılımlarını destekleyecektir. Çünkü Kürt sorununu çözmeyen bir Türkiye'nin gelişme şansı yok. Bugün Türkiye'nin bence demokratikleşmesini ve Kürtler'le ilgili adımlar atılmasını savunanlar ülkenin bölünmesini istemeyen insanlar... Onun dışındaki adımlar Türkiye'yi bölünmeye götürür. Çünkü geçmişte yapılan hatalardan kaynaklanan milliyetçi duygular çok yüksek bölgede. Bunu görmezden gelemezsiniz, yok sayamazsınız.

Oysa Türkiye'de açılımdan yana olmak sanki bölünmeyi istiyor olmak anlamına geliyor...

Bu ülkeyi bölecek en büyük tehlike açılımdan yana olmamak. Aslında ben Başbakan'ın da çok değiştiğine inanıyorum. Biz Başbakan'la bire bir görüşmeler yaptık. Son günlerdeki ifadeleriyle, bir yıl önceki ifadeleri gerçekten birbirinden çok farklı.

ARTIK KÜRTLER ‘BAŞBAKANIM' DİYOR, BU ÇOK ÖNEMLİ...

Başbakan nasıl değişti?

Başbakan, açılım konusunda bu kadar iddialı değildi, açılımı bu kadar savunmuyordu daha önce. Biraz da bu açılımı entelektüellerin sorunu olarak algılıyordu. Ama şimdi halkın böyle bir talebinin olduğunu ve bunun için böyle bir yol izlediğini ifade ediyor ki, bu çok önemli. Fakat Baykal'a baktığımız zaman gittikçe geriye giden bir yapısının olduğunu görüyoruz. 'Etnik yapıyı görmezden gelmemek için kör olmak gerekir' diye ifadeler kullanıyordu, tamam ama bir tek etnik yapıyı görüp diğerlerini görmezsen olmaz. Şimdi o noktaya geldi Baykal. Tek bir kimlikten bahsediyor. Biz buradaki yapıyı biliyoruz. Gerçekten bu demokratik açılım bizim için bir şans. Böyle yol almak zorundayız. Burada kırmızı çizgiler koymaya gerek yok. Sadece dili doğru kullanmak yeterli. Tabii ki Türkiye'de sadece Başbakan ve Cumhurbaşkanı'nın değil, DTP'lilerin de bu dile dikkat etmesi gerekiyor. Çünkü hassasiyetler sadece Kürtler'in hassasiyeti değil. Burada birlikte yaşamdan bahsediyorsak, bunu savunuyorsak Türkler'in de hassasiyetini göz önüne almak zorundayız. Ancak o zaman bu açılım sonuç verir.

Sizce Ergenokon süreci de etkili oldu mu Kürt açılımında?

Tabii. Ergenekon süreci de bu anlamda önemli. Ben Başbakan'ın değişimini de biraz ona bağlıyorum. İki yıl önce 'Kürt sorunu siz entelektüellerin sorunudur' derken, bugün bu kadar sahiplenmesi de bunu gösteriyor; herhalde Ergenekon'u bir noktaya getirmeden bu konuya müdahaleyle ilgili bir sıkıntısı vardı. Çünkü provakasyona açık bir alan burası. Faili meçhul olan birçok cinayetin kimler tarafından yapıldığını biz biliyorduk. Ama bugün Türkiye'de her kesim biliyor.

Diyarbakır Cezaevi'nde olanlara da kimse inanmıyordu...

Evet. O zamanlar bizim ifadelerimiz hep örgüt ağzı ifadesi diye algılanıyordu. Başbakan bile bu konuları anlatırsak, "Örgütle aynı lügatı kullanıyorsunuz" diyordu. Biz örgütle aynı lügatı kullanmıyoruz. Ama burada böyle de bir gerçek var. Dönem dönem örgüt de bizimle aynı doğruları söylediği zaman bu bizim suçumuz değil. Biz bunları ifade ediyorduk. Bugün bizim ifadelerimizi Türkiye ifade ediyor. Bu hava önemli. Buna siyaseten bakmamak lazım. Başbakan'ın Kürtlerin diline saygı göstermesinden hiçbir Türk vatandaşı rahatsız olmaz... Baykal'ın Kürtçe türkü söylemesinden hiçbir Türk vatandaşı rahatsız olmaz. Bu soruna biraz böyle bakılmalı. Çünkü Türk vatandaşının rahatsız olmadığı bu açılım, Kürt vatandaşının bu ülkeye aidiyet bağlarını güçlendirir.

Başbakan'ın konuşmasında Şivan Perver'in adının geçmesi pek çok şeyden önemli bir adım diyorsunuz özetle...

Evet. Bence yaratacağı hava, değiştirilmesi gereken pek çok mevzuattan daha önemli. Şivan Perver'in, Ahmedi Hani'nin, Feqiye Teyran'ın Başbakan tarafından dile getirilmesi, Kürtler'in o yasaklarının bir yerde yönetimde olması demek çünkü. Eskiden Kürtler hep 'Başbakan, cumhurbaşkanı' derlerdi, tıpkı onlar da Kürtler için 'Bizim vatandaşlarımız' değil de, 'Bizim kardeşlerimiz' ifadesini kullandığı gibi... Bugün artık Kürtler 'Başbakanım, cumhurbaşkanım' diyor. Bunu gerçekten söyletmek önemli. Bu Batı'da çok iyi algılanmayabilir. Ama bizim için çok önemli. İşte şimdi bunu biraz daha ileriye götürmek gerekir. Sadece açılımlar yaparak değil, o kültürü yaşamak da lazım. Kürtler 'Başbakan benim kültürümün bir parçası' demeli. Mesela biz Türk halk müziği dinliyoruz, Türk sanat müziği dinliyoruz, öyleyse Başbakan da Kürt müziği dinlemeli. Bu bizde önemli bir duygu yoğunluğu yaratır. Ne derseniz deyin yaratır. Doğu toplumuyuz biz, duygularımız çok önde çünkü...

Lez Hüseyin'in ölüsü gözümün önünden gitmiyor

Kaya ile açılım üzerine konuşmamız bitiyor, ama sohbet devam ediyor. Bir ara, "Sizin içinizi en çok acıtan olay nedir?" diye soruyorum. Gözleri buğulanıyor, dudaklarında acı bir tebessüm, yıllar öncesine gidiyor, 90'ların ortasına..."Lez Hüseyin'in ölüsü gitmez gözümün önünden" diye giriyor söze... Dicle'de eczacılık yaptığı dönemde tanımış onu, köyün delisiymiş Lez Hüseyin. Kafasını sallar durur, sürekli 'Lez, lez' dermiş. "Nasıl bir olay geçmişse başından hep 'lez' yani 'çabuk' derdi Hüseyin. Herkes severdi onu. Karnını esnaf doyururdu. Garipti, zararsızdı..." diye anlatıyor Kaya.

Bir gün Özel Harekatçılar "Terörist öldürdük" deyip, bir kamyonetin arkasında bir ceset getirmiş. Kurşun yaraları içinde, öylesine atılmış kamyonetin kasasına... Kaya yutkunuyor anlatırken; "Bir de baktık ki bizim 'Lez Hüseyin'... Dicle'de kaymakam dahil herkes biliyordu ki, öldürülen terörist değil, bizim 'Lez Hüseyin'... Ama ne yazık ki resmi kayıtlara terörist olarak geçti adı... Gazetelerde de aynı şekilde yer aldı haber!.."

Mehmet Kaya neler görmüş yıllar boyu... Köy boşaltmalar, köy yakmalar, haksız gözaltılar, güpegündüz evinden alınıp, kaybolanlar, faili meçhuller... Kendisi de gözaltına alınmış defalarca, bu yüzden Dicle'yi terk etmek zorunda kalmış... Ama hâlâ gözünün önünden gitmeyen o garip 'Lez Hüseyin'... Artık benim de gözümün önünden gitmiyor...

Başbakan çok değişti

İki yıl önce 'Kürt sorunu siz entelektüellerin sorunudur' diyordu Başbakan. Kendisine hangi konuyu anlatsak, 'Örgütle aynı lügatı kullanıyorsunuz' diye eleştiriyordu bizi. Şimdi Şivan Perver'in türkülerinden, köylerin boşaltılmasından bahsediyor. Ben bu değişimde Ergenokon sürecinin etkili olduğunu düşünüyorum...
Bu haber toplam 982 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri