Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Erdoğan niçin 'Bedeli ne olursa' dedi

13.07.2009 23:54
Başbakan Erdoğan, darbe girişimleri ile ilgili olarak, "Bedeli ne olursa olsun" ifadesini kullandı.
Özel bir televizyon kanalında, 2 gazeteci, 1 hukukçu ve Ak Parti'nin hukuçu milletvekilinin tartıştığı ve başka bir gazetecinin sunduğu programda "Türkiye'nin Nabzı" konuşuluyordu.

Gazetecilere 28 Şubat'ın kara günlerinden bu yana gözlerim aşina olmasa, hukukçuyu "yeni bir sol oluşumun lider adayı olarak" ve Ergenekon operasyonlarından sonra yasaların uygulanmasında imtiyaz arayan cümlelerle ekranlarda boy gösterirken görmemiş olsam, ya da; seslerini daha önce hiç duymamış olup radyodan dinlesem, programda, 3 "üst düzey askeri yetkili" ve bir iktidar milletvekilinin tartışmasının bir gazeteci tarafından yönetildiğini düşüneceğim.

Hukukçusu cüppesini çıkarıp, gazetecisi kalemini bırakıp apolet takan bir ülkede, demokratikleşme ve millet iradesiyle şekillenen parlamenter sistemi, postal oligarşisinden kurtarmanın zorluğunu şimdi daha iyi anlayabiliyorum.

Apoletli iki gazeteci ve bir hukukçunun, darbe teşebbüsünde bulunan, millet iradesini darbelerle al aşağı edip parlamenter demokrasiyi ayaklar altına alacak darbe planlayıcılarının, "emir komuta zinciri" halkasından uzak sivil mahkemelerde yargılanmasını öngören yasal düzenleme konusunda sergilediği tavır, öyle sanıyorum apoletlerindeki yıldız sayısını da arttırmıştır.

28 Şubat'ı meydana getiren karanlık günler senaryo haberlerinin, "komutanların talimatıyla yazıldığını", bir anlamda senaristliğini yaptıklarını kendisi itiraf eden Can Ataklı'nın, programda, yasama görevini yerine getiren meclisin, yasal düzenleme konusunda "askeri vesayetten bağımsız hareket etmesini" kabullenemediğini göstermesi;

Cüneyt Ülsever'in, yine kendi "mevkidaşı" gibi, askeri vesayetten kurtulmuş bir anlayışla parlamentonun yasama yetkisini kullanmasına yönelik öfkesini, iktidar milletvekili Burhan Kuzu'ya yönelik seviyesi düşük cümlelerle sergilemesi, bu ikilinin omuzlarında yıldız takacak boşluk bırakmamıştır eminim.

Ya hukuçuya ne demeli?

Ülkenin hukuk ve yargı mensuplarını yetiştiren güzide bir üniversitesinde görev yapan ve son dönem "solun düştüğü çukurdan" kurtarılması için dört elle sarıldığı Süheyl Batum'a ne demeli!

Zorlama yorumlarla parlamentonun yasama yetkisini hür iradeyle kullanmasına tepki gösterip, anayasa ve TBMM içtüzüğünden bihaber bir şekilde, çıkan yasalarda "saat faktörü" aramasını nasıl açıklayalım ki?

Geceleri 00:01'den sonraki zaman dilimlerinde gerçekleşen darbeler konusunda tek bir söz etmeyip (edemeyip), bundan sonra bu tarz girişimlerde bulunanların yargılanmasını, "emir-komuta zinciri" halkasından çıkaran bir yasal düzenlemeye, "zaman faktörü" ile karşı çıkan anlayış, ona da birkaç yıldız ekletmiştir muhtemelen.

Anamuhalefet Partisi CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın meclis grubunu olağanüstü toplayarak, yapılan düzenlemeyi iptal için Anayasa Mahkemesine Başvurulmasına yönelik grup kararı aldırması ve bu yönde yaptığı konuşma, bu apoletli entelijansın tavrını aratmayacak cinstendi.

Baykal, "bu düzenlemeye gidilmesi için kendilerinin bilmediği bir tehlikenin olup olmadığını" sorarak yaptığı konuşmada, "Başbakan'ın kurumlar üzerinde vesayet oluşturmak istediğini" ifade ediyordu.

Baykal'ın, Ergenekon avukatlığını üslendiğini kendi ifadelerinden biliyorduk elbette, ama; Ergenekon'un uzun kolu cuntacı zihniyetleri himaye etmeyi düşünebileceğini asla tahmin edemezdik.

Bunu, iktidar mücadelesini cuntacı zihniyetlerin demokrasi dışı müdahalelerinden doğan boşluklara endeksleyen zihniyet olarak tanımlasak, çok da haksızlık etmiş olmayız.

Baykal'ın bu çıkışı, onun, cuntacıların planladığı eylemlerine meşruiyet kazandırmakla görevli olduğu anlaşılan Ergenekon yapılanmasının avukatlığını üslenmesindeki gerekçeleri de ortaya koyar nitelikteydi.

Anlaşılan Baykal, parlamentonun milli iradenin sandığa yansımasıyla şekillendiği realitesinden yola çıktığında, iktidar olamayacağını anlamış; millet iradesi dışında iktidar belirlemeye çalışan gruplara bel bağlamış.

Millet iradesini silah gücüyle devirmeyi amaçlayacakların, yetkisini emir-komuta zincirinden değil de, milletten alan sivil mahkemelerde yargılanmasını öngören bir yasal düzenlemeye itiraz etmeyi ve bu düzenlemeyi yüksek mahkeme kanalıyla iptal ettirmeyi kararlaştırmak başka nasıl izah edilebilir yoksa.
Bu haber toplam 754 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri