Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Erdoğan ve Polat her kapıyı açıyor

02.07.2010 12:01
Suriye tarafında, özellikle Halep çevresinde, Recep Tayyip Erdoğan ve Polat Alemdar isimlerinin ‘kapalı kapıları açma gücü’ var

Suriyeli kızların hayalinde Türkiye’ye gelin olmak var. Davul zurnayla karşılanıyor Suriyeli gelinler sınır kapısında. Daha eğlenceli düğün olur mu? Babasının annesinden başka üç eşi daha var ve muhtemelen mahalledeki tüm erkeklerin... Suriyeli gelin ise evindeki “tek kadın” olmaya gidiyor Türkiye’ye. Ötesi mi var?

Suriye’de başlık paraları düşük olduğundan, kızların da çoğu Türkçe bildiğinden, evlilikler oldukça yaygın. Erkekler sınır ticaretinden çok, gelin görmeye geçiyor karşı tarafa.

Suriye’de ise Türkiye’den gelin gelenlere üzülüyorlar; çünkü gelinlik çağına gelen kızların rüyası Türk erkeklerle evlenmek. Sınır ziyaretlerinin bir kısmı da bu yüzden görücülük amacı taşıyor. Genelde akraba kızlarına düğünlerde “bakılıyor”, iki ay içerisinde “nişan”, altı aya kalmadan “düğünü” yapılıyor.

Suriyeli kızların Türkiye’ye gelin olma hayallerinin altında maddi anlamda rahata ermenin yanı sıra, tek eşliliğe duydukları özlem de bulunuyor. Halen dört eş alma hakkının bulunduğu Suriye’de erkekler bile Türk hemcinslerini tek kadınla evli oldukları için şanslı sayıyor. Ancak düzeni değiştirmek yolunda çok da istekli oldukları söylenemez.

Suriye sınır köylerinde oğullarına kız almaya gelen ailelerle görüşüyoruz. Ramazan Çoban, Suriye’de akrabaları olan eşinin “annesinin amcasının oğullarından birinin kızını” gelin almaya gelmiş. Genç kızın rüyaları gerçek oluyormuş.

Çoban, gelin adayının akrabalarının çoğunda olduğu gibi Türkçe bildiğini anlatıyor. İki hafta sonra hem Halep’te, hem de Kilis’te yapılacak düğün öncesinde “kız tarafının isteklerini yerine getirmeye” gelmişler Suriye’ye. Geline ait eşyaların bir kısımını da alıp geri dönecekler.

 

Halep’in büyüsü

Kerem Aslı’ya Halep’te âşık olmuştu. Tarihçiler “Doğu’nun Kraliçesi” diyordu Halep’e... Bugün de, idam cezasına hükmedilenlerin asıldığı Bab-ül Faraç Meydanı’nın soğukluğu, balkonlarını dev siyah kumaş perdelerle kapatıp sokaklarını korku filmine çeviren vatandaşları, trafik ışıklarını saymayan sürücülerin trafiği düğüm ettiği kavşaklarına rağmen Halep’in büyüsü sürüyor.

Gaziantep’e üç saat mesafedeki Halep sınır ticareti yapanların ve elbette Türk turistlerin gözbebeği olmayı sürdürüyor. Kapalıçarşı’sındaki neredeyse tüm esnaf Türkçe biliyor ve alışverişte Türk parası geçiyor. Türkiye’de paha biçilmeyen ipek eşarpların fiyatı 50 TL’den başlıyor, 1000 TL’ye kadar çıkıyor.

Çarşının sınır açıldığından bu yana Türklerle dolup taştığını söyleyen esnaf, sınır ticaretine getirilen kısıtlamalar nedeniyle bazı Türklerin neredeyse her gün Halep’e gelerek parti parti mal çıkardığını anlatıyor.

Esnaf Yasin Halil, vizesiz gelişin ardından satışlarda patlama olduğunu anlatıyor: “Sadece gezmeye gelenler var. Antepli kadınlar çok geliyor. Kumaş alıyorlar.”

İbrahim Durmuş ise, çarşıya haftada birkaç kez otobüslerle Türklerin geldiğini, ipek şal, lokum, inci, Arap sürmesi aldıklarını söylüyor. Tespih dükkânı olan Muhammed Hamawin de, “Alışveriş yapmasınlar da olur, Türklerin toprağı yaşasın bize yeter” diyor.

 

İkna etmek için iki isim yetti

Suriye tarafında, özellikle Halep çevresinde, Recep Tayyip Erdoğan ve Polat Alemdar ismine inanılmaz bir ilgi var. Fotoğraf çektirmek istemeyen Erdoğan ya da Polat Alemdar adını duyunca poz vermeye doyamıyor. Kapalı kapıları, sorulara yanıt vermeyen kadınları ikna eden gücü var Türkiye’den gelenlerin.

Birkaç yıl önce sokakta gazeteci görmeye tahammül edemeyen Suriye polisi ve esnafı da deklanşöre basarken üzerine yürüdüğü anda, “Tayyip Erdoğan, selamünaleyküm” deyince gülümseyerek el sallıyor objektife...

 


Halep’ten hatıra eşyalarla döndüm.

Dönüş yolunda gözaltı
Karkamış sınır kapısının Suriye tarafında gazeteci olmamız sorun yaratıyor. Kısa süre “bizimle ne yapacaklarını” bilemiyorlar. Nitekim büyük zorlukla ve askeri yetkililerle görüşerek giriş yapıyoruz ancak Suriye dönüşünde Türk gümrüğündeki görevliler tarafından “Gözaltına alınmışsınız” diye karşılanıyoruz.
Ertesi gün bu kez Kilis dönüşünde araçtan aşağıya inmemiz isteniyor. Pasaportlarımız defalarca elden ele dolaşırken, bizi bir odaya alıyorlar. Açıklama taleplerimiz, “sabır, sabır” sözleriyle geçiştiriliyor. Sonunda “Gazetecilerin Suriye’ye geçiş için özel izne tabi olduğu” açıklaması yapılıyor. “Suriye’de hiç fotoğraf çekmediğimiz ve dönüşte yazı yazmayacağımıza” ilişkin Arapça bir yazı imzalattırılmak isteniyor. Ancak tartışma çıkınca bu girişimden de vazgeçiyorlar. Bir saat sonunda Türkiye’ye haber verme girişimimiz sonunda pasaportlarımız teslim ediliyor ve Türkiye’ye giriş yapıyoruz...

Sınırda bacağını kaybetti, yılmadı
Karkamışlı Mehmet Sabuh Özberk, bir dönemin sınır ticareti için eşya taşıyan “kiracılarından”. Bugün 70 yaşına gelen Özbek, iki ülke arasında yıllarca çay, kahve, giysi taşımış. Bir kerede 100-120 kilo taşımasıyla ünlenen Özbek, 1966’da askerden geldiğinde sadece 23 yaşındayken bacağını bu sınırda kaybetmiş. Özbek, o günleri şöyle anlatıyor: “Bugünün parasıyla günde en az 15-20 TL kazanıyorduk. 9 kız, 4 erkek çocuğuma sınırdan kazandığımla baktım. Mayınlı bölgeyi adım adım ezberlemiştik. Bugün gitsem yine mayına basmadan geçerim. Ama o gün nasıl olduysa, sırtımda 130 kilo yükle mayının üzerine bastım. Bacağım kesildi, aylarca yattım, protez bacak takıldı. Devlet sorguladı, ‘Mayını siz koydunuz, ben patlattım’ dedim.”
Bu yaşadıklarına rağmen birkaç yıl sonra Fırat Nehri üzerinde mal taşırken bu kez kurşunlara hedef olmuş. Özberk, “İmkân olsa şimdi para kazanacağımı bilsem, yine kurşun, mayın dinlemem, giderim” diyor.

Bu haber toplam 4386 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri