Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ergenekon ve 68'liler...

16 Mayıs 2008 / 08:49
Hüseyin Gülerce'nin yorumu
Aradan kırk yıl geçtikten sonra "68'liler" adeta efsaneleştirildi. Bunda şaşılacak bir şey yok. Üniversitelerde 1968'de başlayan olayların ve o dönemin sol öğrenci liderleri, onlardan etkilenenler, himaye görenler bugün medyanın büyük bölümünde, iş dünyasında etkin yerdeler.

Nostalji bir tarafa, asker içindeki cunta savaşlarına alet edilerek kıyılan bir gençliğe, yıllar sonra ağıt yakarak günah çıkarma çabası, o vicdanların hiçbirini aklamaz, rahat da ettirmez.

Avrupa'nın 68'lileri ile Türkiye'nin 68'lileri ayrı dünyaların kuşaklarıdır. Avrupa, arada bir içini rahatlatmak adına sömürünün karşısına gençlik safiyetini, cesaretini dikmede hep mahir oldu. "Bizim de vicdanımız var ama ruhumuz çok kirlendi" itirafı yerine, vicdanlara anlık bir serinlik üfleme... Aydınlatma fişeği gibi bir şey. Gerçeği bir an gösterme, sonra da karartma.

Bizde 68'lileri aslında ikiye ayırmak lâzım. Ergenekon için çalışan ve hep yönetici kalmış küçük azınlık. Ve onları gençlik yıllarındaki masum heyecanları ile hiç teşhis edememiş, idealist, Anadolu'nun saf ve masum çocukları... Evet Ergenekon, o zamandan beri var. 6-7 Eylül 1955'te de var. Atatürk'ün Selanik'teki evine bomba koyan gencin sayesinde İstanbul'da, Hıristiyan ve Yahudilerin mallarına, canlarına kastedildiğinde de vardı. O gencin sonradan vali yapılmasındaki cesaretlendirme, her zaman Ergenekon'u canlı ve güçlü tuttu. 68 kuşağının Ergenekoncu evlatları da sonradan hep mükâfatlandırıldılar. Dev-Genç'in başında iken ertesi gün ABD'ye gitmek, yıllar sonra dönüp bakanlık koltuklarına oturmak izaha muhtaç değil mi? Yerelde, kamuda, medyada, siyaset koltuklarında özel ve güzel yerlere gelmek, hep Ergenekoncu tesadüflerdir. CIA'nın paraları ile maaş alanları ilk öğrendiğinde ve sonra da üzerine gidemediğinde başbakan Ecevit acaba neler hissetmişti? Devletin arşivleri konuşsa bugün solda ve sağda nice meydan yiğidi suspus olur. Umur Talu'nun üç gün önce yazdığı gibi tarihî kâbus sona erer ve bu ülkenin gerçek tarihi yazılır.

12 Mart 1971 müdahalesinden önce iki yılda, beş binden fazla, 12 Eylül 1980 müdahalesinden önce üç yılda, 25 binden fazla, çoğu üniversite öğrencisi genç katledildi bu ülkede. Türkiye kan kaybetti, enerjisini kaybetti, heyecanını kaybetti, yıllarını kaybetti... Faili meçhul cinayetlerle "bir o taraftan bir bu taraftan" deyip başbakanlar, bakanlar, gazeteciler, yazarlar, akademisyenler, sendikacılar öldürüldü. Nihat Erim'ler, Gün Sazak'lar öldürüldü... Asala bitince devreye sonra PKK girdi. 30 bin can da öyle gitti. Rakamlara dikkat ediniz. Bu kayıplar, cephelerdeki bir savaşın kayıpları değil. Bizim çocuklarımız, bizim gençlerimiz, bizim insanlarımız... Dışarı ile irtibatlı toplum mühendislerinin büyük ve yüksek projelerinin kurbanları nesiller bunlar. İçinde insan, insaf, vicdan, merhamet olmayan kanlı projeler... Cinayetlerden efsaneler çıkarmak.. kanlı senaryolardan bir ülke inşa etmeye kalkmak... Türkiye; bundan böyle, oyuna getirilen, tertemiz hisleri sömürülen, heyecanları ihanetlere yönlendirilen 68'lileri ile değil, yeni ve aydınlık nesilleri ile övünmelidir.

Madem tarihî bir kavşaktayız. Madem uyandı bu halk. Şuurlanıyor bu toplum. Hukukun üstünlüğü talebinden vazgeçmemeliyiz. Özgürlüklerin genişletilmesine, herkesin hesap verebilmesine, demokrasi yolunda reformlara cesaret vermeliyiz, destek olmalıyız, karanlık bir dönemi sona erdirmeliyiz.

Bu süreç, savrulma sürecidir. Sözde cumhuriyetçiler ile gerçek cumhuriyetçiler bu süreçte ayrılacak... Sözde demokratlar ile özde demokratlar bu süreçte teşhis edilecek. Darbe teşvikçileri, olağanüstü dönem için görevlendirme odasında, cebinde mavi boncukla bekleyip duranlar bu süreçte açığa çıkacaklar... Karanlık koyulaştıkça aslında yaklaşan şafaktır...

Kaynak:
Bu haber toplam 888 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri