Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ergenekon'un polisteki izleri (?)

18 Ağustos 2008 / 16:34
Polis Akademisi'nde hoca olan Taraf'ın çifte yazarı Önder Aytaç&Emre Uslu, Emniyet'teki "Ergenekoncu" polislerin izlerini deşifre edecek kadar açık yazdılar.
Önder Aytaç&Emre Uslu/Taraf

Ergenekoncu polisler Susurlukçu askerler ya da tersi

Enis Berberoğlu sonunda o soruyu sordu: “Ergenekon iddianamesinde neden hiç polis yok.” Amaç kıymık atmak değilse son derece yerinde bir soru. Yalnız bu soruyu kanımızca Susurluk'tan başlayarak açmak gerekiyor.

Berberoğlu'nun da içinde bulunduğu medyanın Susurluk kazasındaki tavrını, cesurca duyguların ifade edilmesi olarak nitelendirebiliriz. Ama o günleri yeniden hatırladığımızda şunları da düşünmeden yapamıyoruz. O süreçte Berberoğlu gibi yazarlardan bir tanesi bile çıkıp; “Susurluk'ta neden hiç asker yok” sorusunu sor(a)madı. Belleklerimizi tazeleyelim isterseniz, askerlerin işin içinde olup/olmadığının gündemde yer alması, Hanefi Avcı'nın yaptığı açıklamaların sonrasında oldu. Zaten ondan sonra da, Susurluk'un üstüne kahramanca giden medyamız da, 'süt dökmüş kedi' gibi kuyruğunu kısıp, Susurluk haberlerini tedavülden kaldırmaya başladı. İnanmayan için arşiv ortada.

İşte o günlerde sorulmayan “Susurluk'ta neden hiç asker yok” sorusu, bugün sorulan “Ergenekon'da neden polis yok” sorusunun da gecikmiş bir cevabı aslında. Bir diğer anlatımla; Ergenekon örgütünün görülen temel amacı, aslında bir darbe ile seçilmiş iktidarı koltuğundan uzaklaştırmak. Bunu yapamaya çalışanlar kim? Emekli ve/veya muvazzaf askerler. Bu yapılanmanın önde görünen figürü kim? Veli Küçük. İşte medyanın Susurluk kazasından sonra sorması gereken soruyu sor(a)mayıp “askeri Susurluk'un içine bilerek çekiyorlar” kaygısıyla üstünü örttüğü o yapı, Medya'nın Susurluk'taki sessizliğinden ve hatta yandaşlığından cesaret alarak 'post-modern' “darbe” tezgâhlamaya' kalkıyordu.

Şimdi de soruyu 2008 Türkiyesi'ne getirelim ve 'Ergenekon örgütünün polis ayağındakilerin, Susurluk tecrübesinden sonra aynı pervasızlıkla hareket edeceğini bekleyebilir miyiz' diye soralım. Kanımızca bu soruya bir soru daha eklenmesi gerekiyor: 2008 yılı medyasının da, 1997'lerin homojenleştirilmiş tek tipçi medyası gibi bir yapısı olsaydı, bir diğer ifade ile bugünün çoğulcu medya yapısı olmasaydı, iş yalnızca Berberoğlu'nun yazdığı gazete ve gruba kalsaydı, acaba Ergenekon'un bu kadar ayrıntısına vakıf olabilecek miydik?..

Ergenekoncu polislerin neden ortada görünmediği konusunda birkaç hatırlatma yapmak gerekiyor. Hatırlayın, Şemdinli olayında arabasına ve ajandasına el konan çavuşun ajandasından çıkan notta polise ilişkin bir karar –bir not- vardı: “polisle konuşulmayacak, halısaha maçı bile yapılmayacak.” Alın size bir diğer hatırlatma daha: Atabeyler çetesinin elemanları –ki savcının iddianamesine göre amaçları Ergenekon'unki ile örtüşüyordu, yani “hükümete karşı darbe hazırlığı”- Merzifon ve Çorum'da bulundan emniyet müdürleri ile amaçları doğrultusunda irtibat kurmaya çalışmışlardı. Polis ise Merzifon'da internet kafeden yazıldığı belirlenen ihbar e-postasına dayanarak operasyon yapmıştı. Şimdi bir hatırlatma daha: Ergenekon operasyonunun ayak sesleri niteliğindeki ilk operasyon Küre operasyonuydu. Kamuoyunun “Sauna operasyonu” olarak bildiği malum operasyon. Orada tutuklanan iki emniyetçi vardı. Biri Emniyet eski Genel Müdür Vekili, diğeri ise komiserlikten atılan eski bir emniyetçi. Komiserlikten atılan o kişinin emniyetten ayrılış nedeni, adını Ergenekon iddianamesinde sıkça duyduğumuz Ercüment Yılmaz'ın öldürülmesine ilişkin dosyanın bir kopyasını Ayhan Parlak'a vermesiydi. Dosya tesadüfen durdurulan Ayhan Parlak'ın aracında bulunduğunda, iç soruşturmayı derinleştiren polis, dosyanın o komiser tarafından Ayhan Parlak'a verildiğini belirleyip, bu şahısın Emniyet ile ilişiğini kesti.

Ayhan Parlak Doğuş Factoring'in CEO'suydu. Ercüment Yılmaz'ın da kayınbiraderi. Danıştay saldırganı Alparslan Arslan Doğuş Factoring'in avukatıydı. Parlak'ın, Alparslan Arslan'ı 56 defa, Ergenekon tutuklusu emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin'i 63 defa, Veli Küçük'ü üç defa, Doğu Perinçek'i bir defa aradığı da gene resmî devlet evraklarının içinde yazıldı. Sauna çetesinde en üst rütbeli kişinin de emekli Emniyet Genel Müdürü Vekili olduğu kayıtlara geçti. Hatta onun çok yakını ve personelden sorumlu en üst düzey göreve aynı diğeri gibi gelen bir diğer emniyet yetkilisi de, Abdülkadir Aksu, Osman Güneş ve Beşir Atalay dönemlerinde de bu görevini yaş haddinden emekli olana kadar, 'Allah', 'peygamber', 'maşallah', 'bareketallah', 'elhamdülillah', takiyeleri ile sürdürdü ve ortalıkta dolaşan listelerin de mimarı oldu.

Biz Susurluk'ta 'bir kısım medyanın' içine düştüğü duruma düşmemek için Ergenekon ile irtibatı olan ne kadar polis varsa araştırılıp ortaya çıkarılmasına yardımcı olacağız. Bunun için de Sauna'da radara takılan emekli emniyet müdürünün, bizzat kritik görevlere atadığı kişilerin, halen bu görevlerde olup olmadığına bakılmasını öneriyoruz. Sauna operasyonu, Atabeyler çetesi ve diğer devlet olanaklarını arkasına alan organize suç örgütleri ile Ergenekon'un ilişkisi de araştırılsın diyoruz. Bunu savcının yapmasına da gerek yok. Medya karartma yapmadan, sarı-beyaz zarf numaraları çekmeden, bu operasyonlarda ortaya çıkan bilgiler ile Ergenekon'daki bilgileri karşılaştırmaya başlasın bakalım o zaman neler görülecek. Sonra da 'Fabrikatör'ün 'karanlık' dergisine, kendi iktidarları için iftiranameler gönderen, onlarla ilişkili olan polislere gelsin sıra. Sonra “yok öyle değil de şöyleydi. Yok, aslında burada durum böyleydi” kıvırtmasına, mızıkçılığına da hiç gerek yok. Var mı bu konuda cesaretiniz?

Biz, bizim kapımızın önü olan 'Emniyet Sokağı' ile ilgili 20 yıllık hocalık birikimimizi de işin içine katarak, elimizde süpürge ile dolaşıyor ve pislikleri gelin birlikte temizleyelim diyoruz.

Var mısınız?
Kaynak:
Bu haber toplam 836 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri