Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Fransa'da Sufizm ya da Reform tartışması

10.04.2009 12:57
Fransalı iki Müslüman düşünür olan Eric Geoffroy ve Tarık Ramazan arasında sufizm ve reform tartışması alevleniyor. Geoffroy, çıkış yolu sufizm’den geçer…
Sufi akımlarla tanışmasının akabinde İslam’ı seçen Fransız Oryantalist Araştırmacı Prof. Dr. Eric Geoffroy, çıkardığı sufizm ve reform isimli kitabında, bir yandan son dönemlerde çıkmış radikal çağrılarda bulunan yayınları eleştirirken, diğer yandan da sufizmi yeni bir isimlendirmeyle tekrar canlandırmaya çalışıyor.


Fransız Araştırmacı Eric Geoffroy, Prof. Dr. Tarık Ramazan’ın radikal reform daveti içeren kitabına cevaben manevi kurtuluşa davet eden bir anlayışı sunan kitabı ‘İslam Ya Manevi Olacak Ya da Olmayacak’ isimli kitabını çıkardı. Büyük arayışların ardından İslam’a giren Geoffroy, hem Ramazan’ın kitabını hem de onun gibi düşünceleri içeren diğer makaleleri eleştirdiği kitabında, geçmişin fıkhî anlayışına ve geçmişteki alimlerin içtihatlarına dayanmanın çağın gereksinimlerini karşılayamayan gerici bir anlayış olduğunu iddia ediyor. Bir yandan bu eleştiriyi yapan Geoffroy, diğer yandan kendisi de 3 fıkıhçıya karşılık 3 eski Sufist isim sunarak faka basıyor.




Sufizm alanında uzman Fransız Araştırmacı Eric Geoffroy, İsviçreli düşünür Tarık Ramazan’ın istediği radikal reformu, geçmişin nostaljisine dayanan, İslam’ın geleceğini temsil eden maneviyattan yoksun kısmi bir reform olarak nitelendirdi.

Geoffroy, ‘İslam Manevi Olacak Ya da Olmayacak’ isimli yeni kitabının çıkışı münasebetiyle yaptığı açıklamada, “reform kelimesi artık İslam Dünyası’nda ihtiyaç duyduğumuz devrim sürecini yansıtmıyor” dedi.


Kitabının Tarık Ramazan’ın makalelerine cevap niteliği taşıdığını açıkça ilan etmese de Fransa’da İslam Dini’ne girmiş en meşhur akademisyenlerden bir tanesi sayılan Geoffroy, kitabının son dönemde ortaya çıkan ve reform projeleri teklifi sunan; aralarında Tarık Ramazan’ın kitabı ‘İslam: Radikal Reform’un da bulunduğu yayınların okunması neticesinde hazırlandığını vurguladı. Bu kitap, Geoffroy’yı kitabında Ramazan’ın tekliflerini eleştirmek için hususi bir bölüm ayırmaya itti.


Ramazan Geçmişin Esaretinden Kurtulamıyor


Eric Geoffroy, radikal reform sloganları atan Tarık Ramazan’ın geçmişin değerlendirmeleri çerçevesinden çıkamadığını ve geçmişin şemsiyesi altında kapalı kaldığını düşünüyor. Ardından şöyle ekliyor: “Tarık, ‘Radikal Reform’ ismini verdiği davetinde, İmam Şafii’nin Fıkıh usullerini okumadaki içtihadından yardım almaya dayandı. Oysa İmam Şafii, içinde bulunduğumuz zaman ve koşullardan çok farklı zaman ve koşullarda yaşadı. Şimdi onun içtihatlarını kullanmaya kalkmak, gerileme ve geçmişten yardım isteme, asrın değişikliklerine ayak uyduracak uygar alternatiflerin icad edilememesi anlamı taşır.” Geoffroy, Ramazan’ın kendilerine dayandığı üç fakih; Şafii, Ebu Hanefi ve Şatıbi’nin manevi ilkelerini görmezden geldiğini düşünüyor.


Eric Geoffroy’un önemsiz gördüğü bir diğer nokta ise Tarık Ramazan’ın “metnin fıkıhçılardan kurtarılması” çağrısı. Bu çağrıyı; yeni olmayan ve bulanık bir davet kabul ediyor ve şöyle diyor: “Fakih, tabiatı gereği metni okuduğunda çağıyla uyumlu tüm ilimlerden faydalanarak okuyor. İkincisi, bugün Kur’an metnini okuyan bir fakih, onu ilmi, coğrafik, sosyal, tıbbi keşiflerin gerçekleşmediği 3. ya da 4. Hicri yüzyılda okuyan bir fakih gibi değil aksine tüm hayal gücü ve şimdiyi keşfeden belleğiyle okuyor. Ayrıca bu ‘metnin kurtarılması daveti’, dünyanın gelişmeler gördüğü; internetin ve yeni iletişim araçlarının fıkıhçı ve din âlimlerinin kullanımı altında olduğu bir vakitte, hedefleri ve faydaları hakkında sorulara sebep oluyor.”


Büyük Bir Boşluk


Eric Geoffroy’un, Ramazan’ın radikal reformlarına eleştirilerinde dayandığı üçüncü nokta ise Ramazan’ın kullandığı ‘reform’ kelimesinin aslında bizzat kendisinin değişikliğe ihtiyacı olduğu. Ramazan’ın; entegrasyon ya da angajman manasına getirmek maksadıyla değil de bugüne yönelik ‘bir dönüşüm süreci’ manasında kullandığı reform kelimesinin kendisi, Geoffroy’a göre bugünün İslami gerçeğinin gerekli kıldığı ihtiyaçları karşılayamamaktadır.


Geoffroy’un dayandığı dördüncü nokta ise Ramazan’ın, İslam dünyasına yönelik değişimci çağrısının donuk görüntüye sahip oluşu ve İslam’ın sunduğu ruh zenginliğini ifade edememesi. Geoffroy’a göre, İslam’ın ruhi yanının ortadan kaybolması ya da azalması Ramazan’ın reformcu davetinde büyük bir boşluğun varlığına işaret ediyor.


Peki, Tarık Ramazan’ın ortadan kaldırdığı ve Eric Geoffroy’un kasdettiği ruhi boyutlar nelerdir? Tarık Ramazan’ın ‘dönüşümsel’ anlamında nitelendirdiği reformuna karşılık Geoffroy ne alternatif sunmaktadır? Bu hususta Geofrroy’un sunması gereken alternatif değişim projesi nedir? Geoffroy’un ‘İslam Ya Manevi Olacak Ya da Olmayacak’ ismini verdiği kitabında, Ramazan’ın radikalciliğini çürütmek için yaydığı ilerici önerisi nedir?

Geoffroy, kitabının başlığını, ünlü Fransız siyasi-yazar Andre Malraux’un (1901-1976) “Üçüncü bin yıl ya ruhi olacak ya da olmayacak” sözünden esinlenerek koyduğunu saklamıyor. Sadece üçüncü bin kelimesinin yerine İslam kelimesini kullanmakla yetinmiş. Yazarın, İslam kelimesini kullanmasındaki sebebi ise; -bütün dinlerde maneviyatın arkasına sığınmanın global bir fenomen hal almış olduğunu bilmesine ve bunu inkar etmemesine karşılık- sadece İslam dininde değişim çağrısında bulunuyor olması.


Küresel Krizden Çıkış Yolu Maneviyat


Geoffroy’a göre, post-modernizmin ardından toplumsal krizde yani son olarak aralarına dünyayı sarsan ekonomik krizin de eklendiği toplumsal ilişkilerdeki kriz ve maneviyatın kaybedilmesinde vücut bulan varolma krizine ilaveten yaşadığımız çağda görülen çeşitli krizler, ‘Manevi Kurtuluş’ olgusuna dayanmayı gerekli kılmaktadır.


Post-modernizmin sonrasında çeşitli yönleriyle ortaya çıkan ve batı toplumlarını vuran krize paralel olarak, ortada üçüncü dünya ülkelerini, gelişmekte olan ülkeleri ve İslam ülkelerini özel olarak vuran başka bir kriz daha bulunuyor. Geoffroy, bu krizi; öncelikle özgüvenin ardından da ‘öteki’ Batı’ya olan güvenin kaybı olarak tanımlıyor. Ardından da değişim çağrılarında, siyasi, toplumsal alanlarda varolan güvenin kaybolmasının, -‘mutlak reddin’ bıkkınlık ve çöküş anlamına geldiği değerlendirmesinde bulunarak- kendi deyimiyle cihadi-tekfirci akımların kollarına atılma sonucunu doğurduğunu ifade ediyor. Geoffroy, gençlerin bu yöntemi, yıkımdan kurtulmanın tek yolu gördüklerini oysa bu akımların hayat ve ümit yerine ölüm ve intihar daveti yaptıklarını, İslam’ın beş gayesinden birinin hayat olduğunu unuttuklarını iddia ediyor.




Dinler Devrimi


Prof. Dr. Eric Geoffroy’a göre bugün ihtiyacımız olan şey, dinlerin; özellikle de İslam dininin bünyesinde meydana gelecek gerçek bir devrim. Manevi devrimin çıkış noktası Kur’an’a dayalı İslami bir anlayış olacak ve en büyük tecellisini de Kur’an-ı Kerim’in Ra’d Suresi’nin 11. ayetinde bulacak: “Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez.” Geoffroy, Muhammed Abduh’un, -öğrencisi Reşid Rıza tarafından daha olgunlaşmadan geleneksel fıkhî kalıplara sokularak manevi içeriği dondurulan- daveti gibi İslam alemindeki bazı değişimci davetlerin tecellilerine dönüyor ve şöyle diyor: “Reşid Rıza, Abduh’un manevi reform davetinden Vahhabilik ve ruhsuzluk yönünde sapmıştır.”


Geoffroy, sunduğu teklifinin geleneksel reform sürecinden daha büyük olduğunu düşünüyor. Çünkü bizzat reform kelimesi bugünün ihtiyaçlarına cevap verememektedir. Metinlerin anlamlarının ve şu anki durumun tekrar gözden geçirilmesini talep ederek ne istediğini belirliyor. Bu bağlamda Geoffroy’ya göre reform çağrılarının geleneksel manasıyla günümüze uyarlanması mümkün değildir. Çünkü geçmişteki tüm reform çalışmaları yüzeyseldi ve cansızlık önceki aşamalara oranla çok daha fazlaydı. Geoffroy, ‘Sufi, çağının evladıdır’ ünlü sufistik söze dayanarak İslam’ın özü olan ruhi açıdan hem kendimize hem de silahlılara bakıp bir değerlendirme yapmamızı, vicdani ve irfanî tasavvuf edebiyatı kaynaklarına dönmemizi istiyor.


“Fikir ve Zikir” İkilisi


Geoffroy -ferdi ve toplumsal kurtuluşun yolu olduğu inancıyla-; sufizmdeki “Fikir ve Zikir” ikilisine, hayatın gayesinin –kendi ifadesiyle- şeriatın beş maksadından birisi olduğu itikadına, İbn Haldun’un “Âlimlerin yaptıklarından biri kalpleri ihmal etmektir” sözüne odaklanmaktadır. Sunduğu ‘manevi devrim’in, Cihadi-Selefi akımların, Sufizm tarikatlarıyla girdikleri savaşta iddia ettikleri gibi ferdi kurtuluş anlamına gelmediğini, aksine toplu kurtuluşu gaye edindiğini söylüyor ve döneminde sufizm için didinen, toplumun kurtarıcısı, bilinen manevi tasavvuf boyutlarıyla toplumu teşvik eden Cezayirli Prens Abdulkadir’i örnek gösteriyor.


Eğer Tarık Ramazan Şafii, Ebu Hanife ve Şatıbi fıkıhçı üçlüsüne dönüyorsa Geoffroy da kendi manevi devriminin rumuzları olarak şu üçlüyü sıralıyor: İbni Arabi, Celaladdin er-Rumi ve Cüneyd el-Bağdadi...


Böylece manevi devrim müjdecisi Geoffroy da Ramazan’ın reformcu önerilerini eleştirisinde kusur olarak gösterdiği anlaşılmaz, seçici geçmiş değerlendirmesi tuzağına düşmüş oluyor.


Belki de Geoffroy herhangi bir radikal reform ya da manevi devrim aktivitesinin faydasına dair sorunun, fıkhî mirasa ya da öncekilerin içtihatlarına dayanmayı gerektirmemesini istiyor.


Değişen Sadece İsim


Ayrıca Geoffroy’un sufistik çözüm müjdesi fikrini yaymak için kullandığı; sadece ismi değişmiş hakikatte aynı eski muhtevaya sahip ruhaniyetten başka bir şey olmayan yolu, oldukça uzun ve dolambaçlı bir yol. Geoffroy buna karşın, devrimine ‘Sufizm’ başlığını vermekten yenilikçi bir anlayışla geri durduğunu itiraf ediyor ve şöyle diyor: ‘kitabıma İslam ya Sufistik olacak ya da olmayacak’ başlığını vermedim. Sufistik terimini manevi kelimesiyle değiştirdim. Çünkü manevi kelimesi daha kapsamlı. Ayrıca gerçek sufizm manasından sapmış, tarihi hatalar işlemiş bir çok sufistik tarikat bulunuyor.... Acaba iş, Geoffroy’un tesis ettiği sufistik sistem içindeki fikri gelişme ile mi bağlantılı yoksa sadece kapağın değiştirilmesi, içeriğin aynen kalması kaydıyla dıştan yapılan bir süsleme mi?


Geoffroy’un Sufizme yeni ve daha kapsamlı bir elbise giydirmesi, ‘maneviyattan bahsederek yerine bir bedel getirmesi; genel olarak batılı okura, özel olarak da Fransız okuruna olmak üzere ikili mesaj niteliği taşıyor. Batılı ve Fransız okurlar ‘maneviyat’ terimini ‘sufizm’ kelimesinden daha insani ve kabul görür buluyorlar. Maneviyat terimi hem halk hem de seçkin tabaka tarafından şiddetli kabul görüyor. Tüm bunlara karşın, sufizm daha iyi bile olsa sonuçta ortada ‘Korkunç İslam’ anlayışı gerçeğinden başka birşey kalmıyor.


İkinci olarak Geoffroy tarafından ‘manevi’ kelimesinin kullanımıyla, İslam toplu mistisizmindeki sufizm anlayışını; inzivaya çekilme, yalnız kalma, tarikatçılık ve sömürgeci ve otoriter rejimlerin siyasi desteği olarak benimseyen Arap ülkelerindeki müslümanlara mesaj verilmek isteniyor. Ayrıca ‘manevi’ terimi, özellikle Kur’ani bir kullanıma dayandığı için de çok daha fazla kabul görüyor.


Strasbourg (Fransa)’daki Marc-Bloch Üniversitesinde bir Arapça profesörü ve İslâmolog olan Eric Geoffroy, ailesi tarafından Katolik olarak yetiştirilmiş ve Katolik okullara gönderilmiştir. Hikmeti ararken değişik yollara sapmış, meselâ Fransa ve Yunanistan’daki bazı Hıristiyan manastırlarında, Savoie ve Burgundy’de Tibet mabedlerinde kalmış, Zen’i hayatında tatbik etmiş, Sufizm ve Arapça ile tanışmış, Eva de Vitray-Meyerovitch’le fikir alış-verişinde bulunmuş ve sonunda Müslüman olmuştur. Geoffroy, “İslâm’ı kabul etmekle, daha önceki dinî gelişimimi tamamlamaktan başka birşey yapmadım” demektedir.
Kaynak:
Bu haber toplam 1674 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri