Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Fetih Suresi'yle gelen hidayet

12 Ağustos 2008 / 07:28
Müslüman olmadan önce Moises De Oliveria olan ismini İslam'a girdikten sonra Musa olarak değiştiren genç papazın hayatı, Fetih Suresi'ni dinlediğinde değişmeye başlamış.
Adem ÖZKÖSE / GERÇEK HAYAT

Allahu Teala Nasr Suresi'nde şöyle buyuruyor; “İnsanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde, hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan mağfiret dile.” 9 sene bir papaz okulunda eğitim gördükten sonra kilisede göreve başlayan Brezilyalı genç papazın İslam'a giriş hikayesini dinledikten sonra tekrar yukarıdaki ayetleri hatırladım. Müslüman olmadan önce Moises De Oliveria olan ismini İslam'a girdikten sonra Musa olarak değiştiren genç papazın hayatı, Fetih Suresi'ni dinlediğinde hissettiği enteresan duyguların ardından değişmeye başlamış. Bu değişim bir ay gibi kısa bir sürenin ardından genç papazın Müslüman olmasıyla sonuçlanmış. Hakan Albayrak'ın dediği gibi “Dünya umumi bir ihtilale hazırlanıyor.” Bu umumi ihtilalin en güzel renkleri ise Müslüman olarak İslam Ailesi'ne katılan yeni kardeşlerimiz olsa gerek.

-Papaz olmaya nasıl karar verdiniz?

Anne ve babam iyi bir Katolikti. 11 yaşıma ulaştığımda beni Cuiaba Şehri'ndeki Sangusal Koleji'ne kayıt ettirdiler. Papaz olmaya karar vermem daha çok ailemin yönlendirmesiyle gerçekleşti.

- Sangusal Koleji'nde nasıl bir eğitim veriliyordu?

Şehirdeki dindar aileler çocuklarını bu koleje kayıt ettiriyorlar, 9 sene süren eğitimin ardından okuldan mezun olan öğrenciler kilisede göreve başlıyorlardı. Sangusal Koleji Brezilya'nın en itibarlı papaz okullarından biridir. Okulda ilahiyat eğitimi başta olmak üzere tarih, fizik, kimya, matematik, edebiyat, pedagoji ve dil eğitimi alıyorduk. Ben de 9 sene bu okulda eğitim gördükten sonra papaz olarak Cuiaba'daki bir kilisede göreve başladım.

- Eğitim gördüğünüz bu papaz okulunda İslam hakkında neler öğreniyordunuz?

İslam'ın Araplar tarafından benimsenen sapkın bir din olduğu, Kuran'da bulunan bölümlerin büyük bir kısmının İncil ve Tevrat'tan çalındığı ve Hz. Muhammed'in kadınlara çok düşkün biri olduğu anlatılıyordu. Ben de aldığım eğitim gereği İslam'dan nefret ediyordum.

-İslam'dan bu kadar nefret ederken Müslüman olmaya nasıl karar verdiniz? Bize İslam'a giriş hikayenizi anlatır mısınız?

Babam bir gün bana Lübnanlı Muhammed adında Müslüman bir arkadaşı olduğundan bahsetti. “Bu adamı ikna edip İslam'dan uzaklaştırmalı, daha sonra da ona Hıristiyanlığı kabul ettirmeliyim” diye düşündüm. Babamla birlikte Lübnanlı Muhammed'i ziyarete gittik. Muhammed sürekli tebessüm eden, 50 yaşlarında hoş bir adamdı. Lübnanlı Muhammed papaz okulunda bize anlatılan Müslümanlara hiç benzemiyordu. Ben yine de onu İslam'dan uzaklaştırıp Hıristiyan yapma konusunda kararlıydım. Bu nedenle ona cevaplamakta zorlanacağını düşündüğüm sorular sormaya başladım.

-Mesela ne sordunuz?

İslam Dünyası'nın niçin Hıristiyan Dünyası'ndan geri olduğunu ve Hz. Muhammed'in niçin çok evlilik yaptığını sordum. Lübnanlı Muhammed bu iki soruma da beni ikna edici cevaplar verdi. Ben Muhammed'e birkaç soru daha sorduktan sonra bu sefer o bana Hıristiyanlıkla ilgili sorular sormaya başladı. Lübnanlı Muhammed gerçekten çok bilgili bir insandı ve Hıristiyanlığı da çok iyi biliyordu. Ben de Muhammed'in bütün sorularına cevap verdim; fakat teslisle ilgili sorusuna gelince Muhammed'e ikna edici bir cevap veremedim. Çünkü teslis konusunda benim de kafam karışıktı ve kilisedeki papaz arkadaşlarla sık sık teslis hakkında kendi aramızda tartışmalar yapıyorduk.

“KURAN'I DİNLEDİKÇE KALBİM HUZUR DOLDU”

O günkü sohbetimiz 6 saate yakın sürdü ve sohbetin bitiminde Lübnanlı Muhammed bana Kuran'dan bazı bölümler okumak istediğini söyledi, ben de onun bu teklifini kabul ettim. Muhammed Kuran okumaya başladıktan birkaç dakika sonra beni şiddetli bir titreme sardı. Göremediğim bir şey vücudumu sımsıkı kavrıyordu ve Kuran dinledikçe kalbimin huzur dolduğunu hissediyordum. Kendimi yavaş yavaş kaybetmeye başladım. Lübnanlı Muhammed'e beni yatağa yatırmasını söyledim ve bir kaç dakika sonra da bayılmışım. Kendime geldiğimde Lübnanlı Muhammed'e Kuran'dan nereyi okuduğunu sordum. Fetih Suresi'ni okuduğunu söyledi ve kendisinden aynı yeri tekrar okumasını istedim. Lübnanlı Muhammed yaşadıklarım nedeniyle korkmuştu bu nedenle Fetih Suresini tekrar okumak istemiyordu. Ayrıca babam da bir hayli telaşlanmıştı o da tekrar Kuran okunmasına karşı çıkıyordu. Fakat ben ısrarla Fetih Suresi'nin tekrar okunmasını istedim. Yoğun ısrarım üzerine Muhammed tekrar Fetih Suresi'ni okumaya başladı. Fetih Suresi'ni dinledikçe kalbimin yıkandığını hissediyordum, içim huzur doluyordu ve İlahi bir güç beni sarıyordu. Tekrar titremeye başladım ve bayıldım. Bu sefer kendime geldiğimde bir hastanedeydim, bayılınca babam ve Lübnanlı Muhammed beni hastaneye kaldırmışlar. Doktorun isteği üzerine iki gün hastanede yatmak zorunda kaldım. İçimde büyük bir huzur vardı, sürekli olarak Fetih Suresi'ni dinlemek istiyordum fakat babam buna izin vermiyordu. Hastaneden çıkar çıkmaz tercüme edilmiş bir Kuran aldım ve bu Kuran'ı okumaya başladım. Okuduğum her bölüm beni etkiliyordu ve Kuran'ın Allah tarafından gönderildiğini kesin olarak hissediyordum. Birkaç gün sonra kiliseye geri döndüm ve başpapaza İslam hakkında ne düşündüğünü sordum. Başpapaz İslam'ın fanatiklerin dini olduğunu ve insanları teröre teşvik ettiğini söyledi. Daha sonraki günler de İslam hakkındaki tartışmalarımız sürdü, ben bir taraftan papaz arkadaşlarımla İslam hakkında tartışıyordum diğer taraftan da Kuran okuyarak kendimi Müslüman olmaya hazırlıyordum. Lübnanlı Muhammed'le tanışıp Fetih Suresi'ni dinledikten bir ay sonra Cuiaba'daki İslam Merkezi'ne gidip Kelime-i Şehadet getirerek İslam'a girdim ve Moises De Oliveria olan ismimi Musa olarak değiştirdim.

-Müslüman olmanız kilisedeki papazlar ve kiliseye devam eden Hıristiyan Cemaat tarafından nasıl karşılandı?

Kilisedeki papazlar bendeki değişimi ve İslam'a olan ilgimi fark ettikleri için her an Müslüman olmamı bekliyorlardı. Bu nedenle çevreye benim Lübnanlı Muhammed tarafından büyülendiğim yalanını yaymaya başlamışlardı. Hatta babama benim delirdiğimi söyleyerek, tedavi olmam için hastaneye yatırılmamı istiyorlardı. Fakat babam onların bu isteklerini kabul etmedi; çünkü benim yaşadıklarım babamı da çok etkilemişti. Papazlar daha sonraki günler bana karşı daha düşmanca davranmaya başladılar ve beni kafir ve sapkın olmakla suçladılar.

“ALLAH BANA HİDAYET GÖNDERDİ”

-Din değiştirmek bir insan için çok zor bir şey. Ayrıca siz bir papazsınız. Bir ay gibi kısa bir sürede eski dininizi terk edip, yeni bir dine girmek sizin için zor olmadı mı?

Dediğiniz kesinlikle doğru. Din değiştirmek bir insan için zor bir durum. Çünkü yıllardır inandığınız bazı şeyler var ve din değiştirdiğinizde bunları birden bire terk edip kendinize yeni bir dünya kuruyorsunuz. Ayrıca yıllardır birlikte yaşadığınız bir çevre var. Bu çevre din değiştirdiğiniz zaman sizi kafir ve sapkın olmakla suçluyor. Fakat Allah bana öyle bir iman verdi ki karşılaştığım sorunların hiçbiri Müslüman olmamı engelleyemedi. İslam'ın Allah katındaki tek gerçek din olduğuna en ufak bir şüpheye düşmeden iman ettim. Çünkü Allah bana kendi katından hidayet gönderdi ve bana imanı bahşetti. Bu nedenle Allah'a sürekli olarak şükrediyorum.

-İslam'la Hıristiyanlık arasındaki en bariz farklar sizce nelerdir?



İslam; insan fıtratına en uygun dindir, Müslüman olduktan ve İslam hakkındaki araştırmalarımı daha da derinleştirdikten sonra bu durumu daha iyi kavradım. Mesela Hıristiyanlık, papazların ve rahibelerin evlenmelerine yasak koyuyor.

Fakat Allah insanı karşı cinse meyilli olarak yaratmış, karşı cinsle birlikte olmak, onu arzulamak her insanın fıtratında var. İnsanın fıtratında olan isteği engellemeye çalışırsanız insanlar ahlaki olmayan yollara başvururlar. Papazlar tarafından gerçekleştirilen cinsel taciz olayları artık utanç verici seviyelere ulaştı. Papa bile papazlar tarafından gerçekleştirilen cinsel tacizlerden rahatsız ve bu duruma bir çare bulunmasını istiyor. Kilise içinde yaşanan cinsel taciz olaylarının ancak çok az bir kısmı basına sızıyor, çoğu ise Vatikan'ın emriyle saklanıyor. Müslüman olduktan sonra beni etkileyen şeylerden biri de İslam'daki müthiş denge. İslam insanların bütün ihtiyaçlarını son derece dengeli bir şekilde karşılıyor ve insanın hayatında boşluk bırakmıyor. Zihninizdeki her soruya Kuran'dan ve Peygamber Efendimizin sözlerinden cevaplar bulabiliyorsunuz. Fakat Hıristiyan din adamları teslis inancını açıklayamıyorlar.

İslam bize Allah'ın bir olduğunu söylüyor, fakat Hıristiyanlıktaki teslis inancına göre 3 Tanrı vardır. Hz. Adem'den itibaren gelen dinlerin tümü Allah'ı birlemek için gönderilmişken, Hıristiyan din adamları nasıl olur da insanları teslise inanmaya davet edebilirler. Bu durum büyük bir çelişki. Ayrıca İslam, inananlara ırk ayrımı yapmadan mazlum olan herkese yardımda bulunmalarını öğütlüyor. İslam insanlara şükretmeyi öğretiyor. Hıristiyanlar dini sadece bir inanç olarak algılıyorlar; fakat Müslümanlar öyle değil. Müslümanlara göre İslam, hayatın her alanına kurallar koyan bir dindir bu nedenle İslam diğer dinlere göre ayrıcalıklıdır.

“DİNLER ARASI DİYALOG İMKANSIZ”

-Dinler arası diyalog çalışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz? Böyle bir durum mümkün mü?

Bu imkansız bir şey. Çünkü İslam haktır, diğer dinler ise batıldır, hak ile batıl hiçbir zaman bir araya gelemezler. Müslümanlar İslam'la Hıristiyanlığı birbirine yakınlaştırmak yerine insanlara İslam'ı ulaştırmalılar.

-Vatikan son yıllarda dinler arası diyalog çalışmalarını arttırdı. Sürekli olarak Müslüman kanaat önderleriyle dinler arası diyalog toplantıları yapıyor. En son Ürdün'de geniş katılımlı bir toplantı gerçekleşti. Sizce Vatikan dinler arası diyalog toplantılarıyla neyi hedefliyor ve dinler arası diyalog çalışmalarına niçin bu kadar çok önem veriyor?

Vatikan bu çalışmalar aracılığıyla İslam'ın yayılmasını engellemek istiyor. Çünkü insanlar İslam'ın diğer dinlerden farklı olduğunu anlıyorlar ve bu nedenle İslam'a giriyorlar. İslam, bu hızla yayılmaya devam ederse 150 yıl sonra Avrupa'daki en büyük din olacak ve Latin Amerika Ülkeleri İslam'ın merkezlerinden biri haline gelecek.

-Bir paradoksla ilgili düşüncenizi öğrenmek istiyorum.11 Eylül saldırıları gerçekleştikten sonra bir çok Müslüman kanaat önderi ve yazar, İslam'ın dünyadaki yayılma hızının yavaşlayacağı yönünde görüş beyan ettiler. Fakat bugün çıkan gerçekler tam tersi bir durumu ortaya koyuyor. İngiltere İçişleri Bakanı Jackoi Smith geçenlerde BBC'ye yaptığı açıklamada 11 Eylül saldırılarının ardından sadece İngiltere'de 400 bin İngiliz'in Müslüman olduğunu ve İslam'ın 11 Eylül saldırılarının ardından bütün Avrupa'da inanılmaz bir şekilde yayıldığını söyledi. Latin Amerika ülkelerin de ise 11 Eylül saldırılarından sonra İslam'a giriş hızı yüzde yüz arttı. 11 Eylül saldırıları İslam'la terörün bir arada anılması için güçlü bir zemin sağlamasına rağmen, insanlar niçin İslam'dan ve Müslümanlardan korkmak yerine İslam'a girmeyi tercih ediyorlar?

Allah Kuran'da “Sizin hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde hayır olabilir” diyor. 11 Eylül saldırıları gerçekleştiğinde Batı Basını bütün Müslümanları terörist, İslam'ı da bir terör dini olarak gösterdi. Fakat insanlar gerçeğin öyle olmadığını fark ettiler. 11 Eylül saldırılarına kadar insanlar İslam hakkında pek fazla şey bilmiyorlardı. 11 Eylül saldırıları gerçekleşince Latin Amerika'da ve Batı da bir çok insan İslam'ı duydu ve de İslam'ı araştırma gereği hissetti. Bu araştırma süreci ise insanları Kuran'la tanıştırdı ve insanlar Kuran okudukça gerçeği görüp İslam'a girmeye karar verdiler. Ben kim tarafından gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin terör eylemlerini asla doğru bulmuyorum. Fakat zulüm gören insanların kendilerini savunma hakları vardır ve İslam da insanlara zulüm gördüklerinde kendilerini savunmalarını öğütlemektedir.

-Son olarak Brezilya'dan ayrılıp Şam'a niçin geldiğinizi öğrenmek istiyoruz…

Peygamber efendimizin Şam'ı öven bir çok hadisini duymuştum ve okuduğum bir çok kitapta Şam'dan övgüyle bahsediliyordu. Ayrıca başta Ebu Hureyre, Hz. Bilal, Halid bin Velid gibi sahabiler olmak üzere yüzlerce sahabi Şam'a gelmişler ve Şam'da bir çok sahabinin kabri bulunuyor. Bu nedenlerden dolayı Şam'ın mübarek bir yer olduğunu düşünüyorum. Benim yaşadığım şehir olan Cuiaba'da sürekli olarak gittiğim bir İslam Merkezi vardı. Bu merkezdeki imamımız İslam'ı daha iyi anlamamız ve insanları İslam'a davet etmemiz için Arapçayı öğrenmemiz gerektiğini söylüyordu. Ben de Brezilya'daki davet çalışmalarımızı daha iyi yürütebilmek ve daha fazla Brezilyalının İslam'a girmesine vesile olmak için Şam'a gelip Arapça öğrenmeye başladım. 2 sene sonunda Arapça öğrenip davet için tekrar Brezilya'ya geri dönmeyi düşünüyorum.


Bu haber toplam 1438 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri