Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Gece telefon çaldı arayan başbakandı

26.06.2010 13:59
Helikopter kazasında Muhsin Yazıcıoğlu'yla birlikte hayatını kaybeden beş kişiden biri olan İHA muhabiri İsmail Güneş'in eşi Yasemin Güneş ilk kez konuştu

İsmail Güneş'i pek çok meslektaşım gibi, ben de o trajik helikopter kazasıyla tanıdım. Bulunması için günlerce dua ettim. Haber için hayatını tehlikeye atmaya hazır, başarılı gazetecilerden biriydi o. Ancak kıymeti, öldüğünde bilindi.Ardından verilen basın ödülleri, bugün Sivas'taki evinin en güzel köşesinde duruyor. Yanında da kaza günü cebinden çıkan bozuk 7,5 TL, kamerası fotoğraf makinesi... En kıymetli eşyaları.

Olaydan bir yıl, üç ay sonra Sivas'ta, eşi ve oğullarıyla birlikteyim. Altı yaşındaki yakışıklı adaşım Tuluğhan'la tanışıyorum. Bana "Nasılsın kopyam?"s diyor ve annesinin benimle konuşurken 'Tuluhan Hanım' demesini duydukça kahkahalarla gülüyor. Çocukları oyalama görevini Erkan'a (Sevenler) vererek mutfağa geçiyoruz. Bugüne kadar suskun kalan Yasemin Güneş, ilk kez konuşmanın tedirginliği ve heyecanıyla anlatmaya başlıyor.

YASEMİN GÜNEŞ

* Oğullarım 'Okumayı öğrenince, babam nasıl öldü, diye internete bakacağız,' diyorlar. Bu görüntüleri çocuklarımın görmesini istemiyorum. İsmail'in o halini internetten sildirmek için Google'a kadar mektup yolladım. Bazı siteler vicdanlı çıktı, sildi. Bazıları oralı bile olmadı.

* Beni istemeye geldikleri gün İsmail haberdeydi. Kına gecemizde bakan takibindeydi. Haber en büyük aşkıydı. Bu huyunu bildiğim için, kazadan önce bana 'Gideyim mi?' diye sorduğunda çok tuhafıma gitmişti.

* İnsanın kalbiyle aklı farklı çalışıyor. Kalbin diyor ki, 'Yaşıyor,' aklın 'Hayır öldü. Eksi 25 derecede yaşamasına imkân yok.' Arama çalışmaları devam ederken gecenin 02.00'siydi. Telefonum çaldı. Karşımdaki ses Başbakan'ın sesiydi. Şaşırdım ve çok mutlu oldum. Bir ben, bir de Başbakan uyumuyorduk.

* İsmail'in yüzünde ne morarma, ne siyahlaşma vardı. Gülümseyerek uyuyordu. Bana eskiden bayılma numarası yapar, korkuturdu. Hatta o zaman dedim ki, 'Ölmemiş bana şaka yapıyor.'

* Altı yaşındaki oğlum Tuluğhan, üzüntüden saç kıran oldu. Bütün saçları döküldü. Resim yaparken babasının ve kendi yüzünü karalıyordu. Sivas'ta çocuk psikiyatristi yoktu. Buraya her gelen milletvekiline gittim, rica ettim. Sonunda bir çocuk psikiyatristi yolladılar.

- Beni aramanıza çok sevindim. Artık hazır mısınız konuşmaya?

- Evet. O dönemde beni çok gazeteci aradı. Bazıları, en zor günümüzde, küçük çocuklarımın ağzından bir laf alabilmak için günlerce bizi takip edecek kadar vicdansızdı. Çocuklarımın biri beş, diğeri üç yaşındaydı. Onları olabildiğince korumaya çalıştım. Şimdi biraz büyüdüler. Bu sefer de bana 'Anne okuma yazma öğrenince, babamızın nasıl öldüğüne internetten bakacağız,' diyorlar. Bu yüzden İsmail'in o halini internetten sildirmek için Google'a kadar mektup yolladım. O kadar kötü görüntüler ki; kar altında. Yüzü görünmüyor ama eli dışarıda. Karları temizliyorlar etrafında, ceset torbasına koyuyorlar onu. O görüntüleri gördüğümde yıkıldım. Bunları çocuklarımın görmesini istemiyorum. DHA'yı aradım. Cihan Haber Ajansı'nı aradım. Yardımcı oluyorlar. SABAH gazetesi hemen sildi. Özgür Yici'ye teşekkür ediyorum. En duyarlı insanlardan biriydi.

- Hâlâ var mı görüntüler?

- Hâlâ var. Google, siteler bunu kaldırırsa onların da görselleri kaldıracaklarını açıkladı. Ama beni çok kıranlar da oldu. Sivas'taki gazeteciler çok vicdanlıymış. İstanbul'dakiler vicdanlarını kaybediyor gazetecilik yaparken... Kendilerinin de çocukları var. Niye bunu düşünemiyorlar?

- Çocuklarınıza nasıl anlattınız babalarının öldüğünü?

- O ortamdan korumaya çalıştım. Çocuk psikiyatristi yoktu Sivas'ta. Yetişkinlere bakan bir psikiyatrist evimize geldi. Cenaze töreninden üç gün sonra söyledik Tuluğhan'a. Psikiyatrist 'En güvendiği ve en çok sevdiği insanlar yanında olsun,' dedi. Uyumaya yakın söyledik. Sabah kalktık, kardeşi Çağan 'Anne, babam kaçta gelecek?' diye soruverdi. O an yıkıldığım an. Tuluğhan da 'Çağan, akşam söyledim ya sana, anlamıyor musun? Babam öldü artık, gelmeyecek,' dedi.

GECENİN 02.00'SİNDE BAŞBAKAN ARADI

- Çocuk psikiyatristi yok mu Sivas'ta?

- Yoktu. O kadar tuhaf doktorlarla konuştuk ki, kadının biri telefonda, 'Bir kedi bulacaksınız, üç ay besleyeceksiniz, sonra bir şekilde o kediyi öldüreceksiniz, 'Bak senin baban da böyle öldü,' diyeceksiniz,' dedi. 'Sen babasıyla hayvanı karıştırıyorsun herhalde,' dedim. Sivas'a her gelen milletvekilinden rica ettim. Sonunda bir çocuk psikiyatristi yolladılar. Tuluğhan üzüntüden saçkıran oldu. Bütün saçları döküldü. Doktor duygularını anlatmaya yardımcı olması için bir ilaç verdi. Önceleri resim yaparken babasının ve kendisinin yüzünü karalıyordu. Şimdi çok daha iyi.

- Hayattayken, 'İsmail'le keşke şunu da yapabilseydim,' dediğiniz ne var?

- İsmail'le ilgili tek pişmanlığım, hiç kavga etmememiz oldu. Bunu kazadan önceki gün ona da söyledim, 'Normal aileler gibi kapıyı pencereyi indirip, kavga edelim,' dedim. İsmail 15 yaşında annesini beyin kanamasından kaybetmiş. 'Yasemin, eğer birimizden birimiz önce ölecekse, ben öleyim. Çünkü ben annesizliği yaşadım, çok zor. Babam bizi toparlayamadı,' derdi.

- Maraş'a gitmeden önce size ilk kez 'Gideyim mi?' diye sormuş. Doğru mu?

- Evet. Bana çok tuhaf gelmişti çünkü; beni istemeye geldikleri gün İsmail haberdeydi. Kına gecemizde bakan takibindeydi. Haber en büyük aşkıydı. Bu huyunu bildiğim için, kazadan önce bana 'Gideyim mi?' diye sorduğunda çok tuhafıma gitmişti. Kaybolduğu o beş günde insanın kalbiyle aklı farklı çalışıyor. Kalbin diyor ki, 'Yaşıyor.' Aklın 'Hayır öldü. Eksi 25 derece, yaşamasına imkân yok.' Arama çalışmaları devam ederken gecenin 02.00'siydi. Telefonum çaldı. Karşımdaki ses Başbakan'ın sesiydi. Şaşırdım ve çok mutlu oldum. Bir ben, bir de Başbakan uyumuyorduk. Aklın doğru söylediği ortaya çıktı. İsmail kazadan altı saat sonra vefat etmiş.

- Siz mi teşhis ettiniz?

- Evet. İsmail'in yüzünde ne morarma, ne siyahlaşma, hiçbir şey yoktu. Fotoğraflarda nasılsa cenazesi de öyleydi ve gülerek uyuyordu. Çok huzurluydu. Bayılma numarası çok yapardı, beni korkuturdu. Hatta o zaman ben dedim ki, 'Bu ölmemiş, bana şaka yapıyor.' Huzur içinde uyuyor. Herkesin ölüm yıldönümü bir gündür, bizimki bir hafta

 Aradan bir yıl geçti. Acı hafifliyor mu?
- Hayır. Aynı şeyleri tekrar yaşıyorsun. Maraş ve helikopter kelimesi kafama yer etmiş. İsmail öldükten sonra yaklaşık altı-yedi ay hiç haber izlemedim, tahammülüm yoktu. Televizyonlara da çok kızmıştım. Doğrulanmayan haberler yüzünden çok üzüldüm.

-Siz ev hanımısınız. Nasıl geçiniyorsunuz şimdi?
- Kazadan sonra toplanan yardımlarla ev aldık. Sivas ve Maraş Valiliği yardım etti. İHA'dan tazminatı gelmişti. 20 bin TL tazminat. Hepsini bir araya getirip bu evi aldık. Hem dul, yetim aylığı, hem de iş kazasından dolayı ölüm aylığı bağlandı.

- 29 yaşındasınız. Bir gün yeniden evlenebilir misiniz?
- Hayatım boyunca evlenmeyi düşünmüyorum.

- Davanız devam ediyor helikopter şirketiyle değil mi?
- 21 Eylül'de yeniden bir davamız var. Onların iddiasına göre helikopterde hiçbir arıza yokmuş. Buna kendileri inanıyor mu bilmiyorum. Çünkü helikopterin neresine elinizi atarsanız, elinizde kalıyor. Bir kere koltuk sigortası yapmamışlar. Olaydan sonra her aileye 200 bin TL ödeyeceklerini söylemişlerdi. Öyle bir şey de olmadı. O dönemde yaptıkları açıklamaları inkâr ediyorlar. Maddi, manevi tazminat davası açtım. Derdim para pul değil. Oğullarım ileride bana hesap soracaklar: 'Anne, babamı beş günde bulmuşlar. Neden helikopter şirketine dava açmadın?' Hesap verirken elimde kanıtım olmalı. Davayı kazandığım zaman diyeceğim ki, 'Bakın ben babanızın hakkını sonuna kadar aradım.'

- Eşinizin eşyalarını sakladınız mı?
- Kazadaki kıyafetleri var, kameraları var. Gardırobunda İsmail'in eşyalarının olduğu yeri hiç bozmadım. Orada eşyaları yine duruyor. Yani o yine evin bir parçası. Kazada giydikleri, beş gün karın altında kalmış olmasına rağmen hâlâ İsmİsmail Güneş'le nasıl tanıştınız?
-
İnternet Cafe'de çalışıyordum. İsmail'in bilgisayarı bozulmuş, haber geçecekmiş. Beni görüyor, okuldan kaçan öğrenci zannediyor. 'Her gün okuldan kaçıp buraya mı geliyor?' diye soruyor. Yaşımın büyük olduğunu öğrendiğinde şaşırmıştı. Sonra bir fotoğraf stüdyosunda çalışmaya başladım. Yıl 1999. İsmail baskıya oraya geliyordu. Beni görünce yine şaşırdı. Her gün aynı saatte filmlerini banyo ettirmeye getirdi. İşin tuhafı filmler hiç çekilmemişti. En sonunda dedim ki, 'İsmail Bey şu fotoğrafları ciddi çekin ya da bana getirmeyin. Yazık günah, bir sürü para gidiyor.'

- Kaç yaşındaydınız?
-
19 yaşındaydım. Meğer beni görme bahanesiyle boş film getiriyormuş. Bana açıldı. 'Bir ara müsait olursan buluşalım,' dedi. İsmail'e yavaş yavaş âşık oldum. İki yıl sonra evlendik. İlk oğlum Tuluğhan 2004'te doğdu. Çağan 2005 sonlarında dünyaya geldi.

- Tuluğhan adını kim koydu?
-
İsmail buldu o ismi. İnternetten araştırmış. Sizi de TGRT'de program yaptığınız dönemden tanıyordu. 'Oğlumun adı Tuluğhan olacak. Kimse cesaret edip bu ismi çocuğuna koymaz, benim oğlum tek ve özel olacak,' dedi.

- Tuluhan, güneşin doğuşu demek....
- Evet. Bu yüzden çok sevmişti. Soyadıyla da uyumluydu. Benim soyadım Karasu'ydu, 'Seni karanlıktan kurtardım,' derdi.

- En sevdiğiniz özelliği neydi?
-
Her zaman gülerdi. Sadece haber atlarsa mutsuz olurdu. Sivas'tan gitme hayali vardı. İzmir'e yerleşmeyi çok istiyordu. Ama ben istemiyordum. Geçinebilmek için kredi kartına yükleniyorduk.

Sabah- TULUHAN TEKELİOĞLUail kokuyor. 20 kilo deterjanla yıkanmasına rağmen hâlâ İsmail'in kokusu geliyor

Bu haber toplam 2084 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri