Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Genelkurmay-PKK görüşmeleri-2

15.07.2010 11:39
Türkiye Cumhuriyeti devleti ile PKK arasında yürütülen pazarlık ve bu pazarlığı yürüten kişiler ortaya çıktı...

Taraf gazetesinde Yıldıray Oğur'un başlattığı "Asker-PKK görüşmeleri" iddiaları giderek güçleniyor.

06-08 Temmuz 2010 tarihlerinde yayınlanan iki yazı, görüşmelerin canlı tanığı Günay Aslan'ın dikkatini çekmiş ve Taraf gazetesine 10 Temmuz 2010 tarihinde "TC’nin PKK ile görüşmeleri..." başlığıyla bir mektup göndermişti.

Ne yoktu ki o mektupta. Askerin ilk görüşmeye başladığı tarihten tutun da, gelen tüm hükümetlerin Öcalan'a yolladığı mektupa yaptıkları pazarlığa, MED TV'de gerçekleşen faks trafiğine kadar birçok iddia ortaya atmıştı Kürt gazeteci.

Takip edemeyenler bu iddiaları okuyabilir:

İŞTE O TARAF GAZETESİNDE YAYINLANAN O HABER


İddialar gerçekten çok vahimdi. Hele ki "PKK ile görüşmem" diyen TSK ve Devlet açısından daha da vahimdi.

Bu mektubun üzerinden daha bir hafta geçmemişti ki Günay Aslan'dan ikinci bir mektup daha geldi. Ancak bu kez Taraf gazetesine değil, PKK'ya yakın bir internet sitesine.

İlk mektubunda isim vermekten kaçınan Günay bu kez Tayfun Talipoğlu'ndan Alev Alatlı'ya varıncaya kadar içinde birkaç generalin ve subayın da olduğu ismi açıkladı. Çok tartışılacak iddialar ortaya attı.

İşte o görüşmelerin canlı tanığı gazeteci Günay Aslan'ın PKK'ya yakın bir sitede yayınlanan yazısı. Noktasına virgülüne dokunmadan yayınlıyoruz:
Geçen hafta ‘TC-PKK görüşmeleri’ başlıklı uzun bir yazı yazdım. Yazımı düzenli olarak yazdığım Y.Özgür Politika’ya ve ‘bu konuda birşeyler yazmak isterseniz yayınlayabiliriz’ diyen Taraf Gazetesi’ne gönderdim.

‘TC - PKK görüşmelerinin’ bir bölümünü yazma amacım hem ‘devlet PKK’yle asla görüşmemiştir, görüşmez’ diyenlere gerçeği anlatmak hem de sorunun çözümü için PKK’yle görüşülmesi gerektiğini söyleyen Türkiye’nin demokrasi dinamiklerine katkı sunmaktı.

1990’li yılların başından başlayarak 1998’e kadar geçen sürede Turgut Özal’ın, Tansu Çiller’in, Hikmet Çetin’in, Mesut Yılmaz’ın, Necmettin Erbakan’ın ve Genelkurmay Başkanlığı’nın PKK’ye kimleri gönderdiğini ve kimin kiminle nerede, nasıl ve ne amaçla görüştüğünü -özetle- yazdım.

Yazım Y.Özgür Politika’ya yetişmedi. Taraf ise Cumartesi günü ‘Apo’ya Genelkurmay Faksı’ başlığıyla verdi. Taraf sansasyonel bir başlık seçmişti. Benimsemedim ama bu onların bileceğiydi. Beklentim Taraf’ın bu iddiaların üzerine gideceğiydi ama olmadı. İlk günden daha işin peşini bıraktı.

Türkiye medyası da yazdığım gerçekler karşısında suskun kaldı. Tabii, eğer gerçeği yazmak yerine, ‘Ergenekon PKK’ye dere kenarında mektup verdi’ türünden gerçekle alakası olmayan, psikolojik savaş amaçlı bir yazı yazsaydım hiç kuşkunuz olmasın yer yerinden oynardı.

Yazdıklarım kanal kanal dolaştırılır, her haber ve yorumda kullanılırdı. Ama olmadı ve bir kez daha görüldü ki egemen medya Kürtlere sadece PKK’ye ve kendi değerlerine ‘küfür’ ve ‘iftira’ ettikleri zaman yer veriyor! Gerçeğeyse geçit vermiyor.

Gerçeğin bir avuç insan dışında alıcısı çıkmıyor. Ama bunun geçici olduğunu, kritik eşiğin salimen aşılması halinde bu meselenin de rahat bir şekilde konuşulacağını düşünüyorum. Bugün kimse Çiller’e, Yılmaz’a, Erbakan’a, Ercan Vuralhan’a, Yalçın Küçük’e, Alev Alatlı’ya, Tayfun Talipoğlu ve Türk Genelkurmayı’na birşey sormuyor ancak bir bakarsınız gün gelir, kendileri anlatmak ister.

Elbette önemli olan bugün anlatmalarıdır ancak, bunun kolay olmayacağı anlaşılıyor. Alev Alatlı’nın saygı sınırları aşan ‘tekzibi’ de bunu gösteriyor. Alatlı, ‘ben PKK’yle görüşmedim’ diyor! Ondan ‘evet, ben görüştüm’ demesini beklemiyordum, ama bu kadar kaba ve saldırgan bir açıklama da beklemiyordum. Kabul, böyle bir ‘itiraf’ kamuoyundaki algıyı tersine çevirir ve PKK’nin elini güçlendirir. Bunu yapmak kolay değil. Fakat gerçeği inkar da mümkün değil.

Alatlı’nın PKK’yle görüştüğünü, Avrupa’da yaşayan çok yakın bir dostunun bunu sağladığını biliyorum. Bunu her zaman ispat edebilirim. Ancak derdim bunu ona kabul ettirmek, bu amaçla kırıp dökmek değil. Ben amacımı yukarıda açıkladım.

Öte yandan 1 Eylül 98 ateşkesiyle ilgili yazımda Genelkurmay’dan mesaj getiren gazeteci için ‘şimdi TRT’de çalışıyor’ demiştim. Yıldıray Oğur, bunun Tayfun Talipoğlu olduğunu yazdı. Talipoğlu da iddiaları reddetti.

Tayfun Talipoğlu’nun üstlendiği misyon Alatlı’nınkinden çok farklı. Bir kere o doğrudan Genelkurmay’dan geliyor ve ‘görev’ yürütüyordu. Bu yüzden Alatlı için değil ama onun için –bir parça- ayrıntı yazmam gerekiyor.

Talipoğlu, 28 Ağustos 1998 günü yapacağımız ‘ateşkes’ programına katılmak üzere MED TV’ye geldi. Program öncesi PKK’den Kani Yılmaz, Talipoğlu ve ben biraraya geldik. Talipoğlu gelmeden önce ‘PKK randevusu’ ayarlanmıştı.

Talipoğlu, Genelkurmay’dan bir generalin (Erol Özkasnak) kendisine bu programa katılması gerektiğini söylediğini belirtti. Ayrıca ‘bazı önerileri de var’ dedi. Buna göre, ‘ateşkes süresiz olmalı, her hangi bir süre kısıtlaması yapılmamalı, ateşkes ilan edilirken sık sık birlik ve bütünlük mesajları verilmeli ve dış güçlere karşı açık tutum alınmalıydı!’

Talipoğlu’nun Genelkurmay’dan getirdiği bu bilgileri telefonla Öcalan’a aktarıldı. Talipoğlu daha sonra (Aralık, 98) Roma’da Öcalan’ı ziyaret etti. Öcalan Roma’dayken Türk gazetecilerle görüşmüyordu. Zira İtalya ile Türkiye arasında ciddi bir kriz yaşanıyordu.

Amerika ve Türkiye Öcalan’ı çıkarması için İtalya’ya baskı yapıyor, İtalya direnmeye çalışıyordu. Türk gazetecilerle görüşmeye İtalya da sıcak bakmıyordu. Ancak Talipoğlu Öcalan’la görüşebildi. Bu izni de İtalyanlar verdi! Talipoğlu görünürde Öcalan’la röportaj yapmaya gelmişti. Ancak bu röportaj hiçbir yerde yayınlanmadı. Röportaj Öcalan yakalandıktan bir yıl sonra (Şubat, 2000) Tuncay Özkan’ın ‘Operasyon’ kitabında karşımıza çıktı!

Talipoğlu, görüşmenin tutanağı gibi röportajın da tamamını Genelkurmay’a vermişti. Oradan da şimdi Ergenekon davasından tutuklu olan Tuncay Özkan’a geçmişti. Talipoğlu, Roma’dayken Öcalan’a ‘Türkiye dön’ mesajı getirmişti. Öcalan bunu reddetmişti!

Öcalan’a ‘Türkiye dön’ mesajı getiren yalnızca Talipoğlu değildi. 3’üncü Ergenekon davasında bu davanın ‘bir numaralı sanığı’ Yalçın Küçük de, ‘Öcalan’a Türkiye’ye gel’ teklifinde bulunduğu için yargılanıyor! Ve Küçük bu iddiayı kabul ediyor!

Daha önce gazetemize yazmıştım; Öcalan Suriye’den çıkması gerektiğinin yıllar öncesinden farkındaydı. Ayrıca PKK ona İran’da ve Irak’ta yer ayarlamaya çalışmıştı. Ancak olmamıştı. Bu yüzden ‘dağa gitme’ kararı alınmıştı. Ne ki Avrupa’ya çıktı. Öcalan’ın Suriye’den çıkması Amerikan baskısıyla sağlandı. Fakat Amerika ile Türkiye görünürde birlikte hareket ediyorlarsa da aralarında çelişki vardı.

Aslında Türkiye Öcalan’ı Amerika’dan şartlı almak istemiyordu. Kimse Türkiye’nin Öcalan’ı Amerika’dan güle oynaya teslim aldığını düşünmesin. Öcalan verildi. Türkiye hayır, almam diyemedi. Diyemezdi! Genelkurmay bu nedenle ‘Öcalan’a ‘dön’ teklifi yapıyor, Talipoğlu ve Küçük’ü bu yüzden gönderiyordu. Öcalan ise çözüm olmadan dönmeye yanaşmıyor, teklifi reddediyordu.

Birşey daha var; Genelkurmay PKK ile general düzeyinde ilk defa 13 Mayıs 1999 tarihinde görüştü! Avrupa Barış Örgütleri Platformu Hollanda’nın Den Haag kentinde bin yılın son ‘Barış Konferansını’ düzenlemişti. Konferansa Türkiye adına emekli büyükelçi Güzdüz Aktan’ın başkanlığında bir heyet katılmıştı. Heyette Genelkurmay’dan bir de general (A.Y) yer almaktaydı.

Gündüz Aktan, Kürt aydınlarından, insan hakları aktivisti ve yazar Memo Şahin’e, ‘PKK’yle özel görüşmek’ istediklerini söyledi. Memo Şahin bunun üzerine Aktan başkanlığındaki Türk heyetini PKK’nin dönem sorumlusu Mizgin Şen’e götürdü. Türk heyeti ile PKK heyeti arasında Den Haag’ta bir dizi görüşme gerçekleşti!

Demek istediğim Kürt sorunu eğer çözülecekse ‘TC-PKK görüşmeleriyle’ çözülecektir. 25 yıllık süreç bu yönde önemli birikim üretmiştir. Bunun bilinmesi önemlidir

Bu haber toplam 1810 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri