Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

"Gladyo ve Ergenekon Aynı!"

13.12.2009 00:04
İtalyan Gladyosunun tarihini ele alan İngiliz gazeteci Philip Willan’dan şok eden değerlendirmeler.

İtalyan Gladyosunun tarihini ele alan İngiliz gazeteci Philip Willan’ın kaleme aldığı “Kuklacılar” kitabı Pınar Yayınları tarafından Türkçeye kazandırıldı. Kitap özellikle Susurluk kazasından bu yana Türkçede bilinmekteydi. Lakin çevrilmesi oldukça geç oldu. Ama kitap Ergenekon davası sürecinde yaşananların ve yaşanacak olanların kavranması bakımından çok önemli. Philip Willan’la kitabını konuştuk.

Uzun yıllar Roma`da görev yapmış bir gazeteci olarak İtalya’da yaşanan Gladyo skandalını, hem kronolojik hem de konuya anlam kazandıracak bir sıralama içinde anlatıyorsunuz. Bu konu üzerinde ayrıntılı olarak çalışma düşüncesi sizde nasıl oluştu? Kitabınızın amaçları nedir?

P2 mason localarıyla ilk tanışmam David Yallop’un Papa I. John Paul’un uğradığı suikastı konu edinen bestseller kitabı “Tanrı Aşkına”ya hazırlık aşamasında yardımcı olmamla başladı. Söz konusu araştırmalarım P2’nin İtalya’daki perde arkası rollerini görmemi sağladı ve locanın Amerikan politikacıları tarafından İtalyan toplumunu manipüle etmede bir araç olarak kullanıldığı fikrine vardım. İnanıyorum ki Gladyo ve buna benzer gizli militarist yapılar İtalyan Komünist Partisi’nin demokratik yollardan iktidarı ele geçirmesini engellemek için P2’nin kontrolü altında hareket etti. Bu anlamda ‘gerilim stratejisi’ de komünistlerin iktidara yaklaşmasına izin vermedi. Kitap bir ulusun siyasetinin el altından nasıl manipüle edilebildiğini gösteriyor. Bunun kamuoyu tarafından net bir şekilde bilinmesi bu tarz manipülasyonların bir daha yaşanmaması ihtimalini de arttırıyor ki zaten benim kitabı yazış amacım bu.

 

Aslında bunlar pek şaşırtıcı değil!

Peki, adı niçin Kuklacılar?

Kuklacılar” Propaganda İki (P2) mason locası lideri Licio Gelli’ye bir gönderme. Gelli 1970’lerde ve 1980’lerin başında inanılmaz bir güce sahipti ama tabii ki yalnız da değildi. Bu yüzden başlık çoğul eki aldı ve inanıyorum ki ondan çok daha güçlü olan başka kuklacılar da vardı ve Gelli’nin hareketlerini kontrol eden ipler onların elindeydi. P2 locasını araştıran Meclis Komisyonu Gelli’nin P2 piramidinin başında olduğunu iddia etmekle beraber onun yukarısında da ters çevrilmiş başka bir piramidin olduğunu söylüyordu. Komisyon daha sonra yukarıdaki piramitte kimlerin olduğunu bulamadığını belirtti ama bana göre üstteki piramidin ABD’nin ve Birleşik Devletler istihbaratının politik amaçlarını yansıttığı oldukça açıktı.

 

Kitabınıza çeşitli nedenlerden dolayı katkıda bulunmayanlar kimlerdi?

Ben araştırmamı yaparken birçok insan bana yardımcı olmada oldukça isteksizdi. Benimle sahip olduğu bilgiyi paylaşmak istemeyen insanların çoğu konu hakkında iyi bilgilendirilmiş olan savcılar, polisler ya da siyasetçilerdi. İtalya’nın terörizmle olan tecrübesinde önde olan birçok kişi de benimle konuşmak istemedi. Aslında bunlar pek şaşırtıcı değildi çünkü benim araştırmayı yaptığım dönemde konu oldukça hassastı.

 

Gladyo gizli bir askeri organizasyondur!

Gladyo hangi amaçla kurulmuştu? İtalya’daki Gladyo nedir?

Gladyo Batı Avrupa’nın doğu bloku tarafından olası işgali karşısında direnişi örgütlemek için kurulan gizli bir askeri organizasyondu. Silahlar ve iletişim araçları bu organizasyon tarafından daha sonra kullanılmak üzere ülkenin çeşitli yerlerine gömülüyordu. Şimdi artık Gladyo ve benzer yapıların ülke içindeki siyasal mücadelede İtalyan Komünist Partisi’nin yükselişini önlemek için kullanıldığı daha açık bir şekilde görülüyor. Bu tarz örgütler askeri darbe planları ve terörist eylemler de içeren psikolojik operasyonların içindeydi.

 

ABD’nin 1970’lerin ortalarında İtalya’da Komünist Parti’nin seçimlerdeki yükselişinden rahatsız olduğunu belirtiyorsunuz. Komünizm karşıtlığı ya da “istikrar için istikrarsızlaştırma stratejisi” ile Gladyo yapılanması arasında nasıl bir bağ var?

“İstikrar için istikrarsızlaştırma stratejisi” devleti uzun vadede ‘istikrarlı’ hale getirmek için onu istikrarsızlaştıran eylemlerden oluşuyordu. Teoriye göre sık sık yanlış bir şekilde aşırı sol gruplara mal edilen terörist eylemler solun güvenilirliğini kaybettirecek ve vatandaşları merkez sağ partilere -özellikle de Hıristiyan Demokrat Parti’ye- oy vermeye yöneltecek olan bir güvenlik arzusu doğuracaktı. Gladyo ve benzer yapıların da bu stratejide önemli bir role sahip olduğuna inanılıyor zaten. Licio Gelli kendisiyle geçenlerde yaptığımız bir röportajda bana bunu ima etti ve Gladyo’nun P2 organizasyonunun askeri kanadı olduğunu da belirtti. Gladyo üyelerinin tüm bu olanlardan ne kadar sorumlu olduğu hâlâ tam olarak açıklanabilmiş değil. Bazı araştırmacılar ise diğer gizli sağ örgütlerin bu stratejide resmi Gladyo örgütüne kıyasla çok daha aktif olduğuna inanıyor.

 

Bir devlet sırrı!

1990’lı yıllarda Gladyo soruşturması sırasında İtalyanlar ne tür `şok` olaylar yaşadılar?

Gladyo’nun varlığı bir devlet sırrıydı. Buna karşın öyle gözüküyor ki örgütün varlığı Hıristiyan Demokrat Parti Başkanı Aldo Moro tarafından kendisini kaçıran Kızıl Tugaylar militanlarına ifşa edilmişti. Fakat Kızıl Tugaylar’ın Moro’nun söylediklerini anlamadığı anlaşılıyor ki zaten bu durumu kamuoyuna açıklamamışlardı. İtalyanlar için polisin ve gizli servislerin sağcı teröristlerin yaptıklarını örtbas etmeye çalıştığını öğrenmek ve yine bu yapıların bombalı saldırılar gerçekleştirmiş olanların savcılar tarafından tutuklanmasını engellemeye çalıştıklarını öğrenmek –tüm bunlar gerilim stratejilerinin bir parçasıydı– şok edici olmuştur.

 

Gladyo davası sürecinde ortaya çıkan Borghese darbe planı hakkında yapılan “uydurmadır” “komplo belgeleridir” türünden manipülasyonlar dava sürecinde etkili oldu mu?

Borghese darbe planı sağcı komplo teorilerinden sadece bir tanesiydi ve görünüşe göre savcılar tarafından söz konusu grupların önemini azaltmak için uygulamaya konulmuştu. İtalyan toplumunun oldukça güçlü üyeleri, hükümeti ve müttefik ülkelerin istihbarat servisleri de işin içine girince, planın önemini ya da tehlikesini azaltma isteğinin ortaya çıkması da neredeyse kaçınılmazdı.

 

Gladyo’nun Türkiye’deki eylemleri

Licio Gelli’nin dokümanları arasında çıkan FM30-31-B belgesinin içeriği nedir? Bu belgeden hareketle NATO ülkelerinin tamamen Amerika güdümünde tutulması belgesi diyebilir miyiz?

Bu Amerikan askeri belgesi ilk Türkiye’de günışığına çıktı. Belgede Amerikan ordu istihbaratının ihtiyaç olması halinde içinde çalışılan ülke hükümetini ve kamuoyunu komünist ajanların gerçek bir tehdit olduğuna inandırmak için nasıl özel operasyonlar organize edilmesi gerektiği yazılıydı. Amerikalı yetkililer belgenin sahte olduğunu iddia ettiler ama söz konusu belgenin bir kopyasının 1981 yılının Temmuz ayında Roma Havaalanı’na gelen Licio Gelli’nin kızı Maria Grazia’nın evrak çantasının gizli cebinde bulunması çok dikkat çekiciydi. Belgenin keşfi o dönemde hukuki anlamda yardıma ihtiyacı olan Gelli’nin İtalya’da mesaj vermek istediği birilerinin olduğunu gösteriyordu.

 

NATO’nun en uç karakolu olan Türkiye’deki Gladyo’nun özel rolü neydi?

Gladyo’nun Türkiye’deki eylemleri oldukça geniş ve şiddetli gözüküyordu. Türkiye Soğuk Savaş dönemi boyunca stratejik olarak çok önemli bir ülkeydi. Bu yüzden ABD sol yapıların demokratik olarak iktidara gelmesine göz yumamazdı. Zaten bu dönemde ülkücüler gibi aşırı sağcı milliyetçi kesimlerin ve organize suçluların tahrik edilmesi de İtalya’da görülen şiddetli politik manipülasyonlara çok benziyordu. 

 

Bu tür davaların en zor yanı nedir?  

Terör olaylarının hemen ardından ve toplumda sürekli var olan korku atmosferinin içinde araştırma yapmak oldukça zordur. Çok güçlü örgütlerle uğraştığınızı bilmek ve devletin güvenlik birimlerinin içinden ve organize suçluların kontaklarından çıkan çapan dalları gerçeği keşfetmeye çalışan herkes için –bunlar savcı, polis ya da gazeteci olabilir– oldukça zor ve rahatsız edicidir.

Gladyo tipi örgütlerin faaliyet alanları

Avrupa Birliği’ne dâhil olan bir ülke ile AB üyesi olmayan bir ülkede bu tür davaların işlenişinde bir fark var mıdır?

Soğuk Savaş’ın bitmesi ve Avrupa Birliği’nin oluşumuyla Avrupa kıtasında gözle görülür bir biçimde siyasal istikrar sağlandı. Gladyo tipi örgütler ise dış güçlerin üzerinde menfaat sahibi olduğu ve bölünmüş bir topluma sahip ülkelerde gereklidir. Böyle ülkelerde Gladyo tipi örgütler toplumun iki yarısından birisinin baskın gelmesi için uğraşır.

Peki, Gladyo’nun çözümünde siyasi kararlılık ne düzeyde etkili oldu?

 

Başbakan Giolio Andreotti’nin Gladyo’nun varlığını kamuoyuna açıklaması çok önemliydi ve İtalya’nın NATO’daki müttefiklerini oldukça şaşırttı. Ancak örgütün yaptıklarını gün ışığına çıkaracak olan işin çok daha büyük kısmı Felice Casson gibi savcılar tarafından zaten yapılmıştı.

 

Tüm bu süreçte halkın yaklaşımı nasıldı?

  

Gladyo’nun eylemleri hakkındaki bilgiler farklı şehirlerde yavaş yavaş ve uzun bir zaman dilimi içerisinde ortaya çıktı. Kamuoyu gelişmeleri yakından takip etti, fakat maalesef ki ülkenin bu karanlık tarihinin nasıl yorumlanması gerektiği konusunda güçlü bir konsensüs sağlanamadı. Bugün bile İtalya’da tarihçiler, gazeteciler ve hukukçular bu konuları tartışırken ideolojik arka planlarından sıyrılamıyorlar.

 

Kitabınızın Türkçe basımına yazdığınız önsözde “Soğuk Savaş dönemi boyunca İtalyan tarihi, Türkiye’ninkiyle kayda değer benzerlikler arz etmektedir. Dolayısıyla her iki ülke de birbirlerinin deneyimlerinden bir şeyler öğrenebilirler” diyorsunuz. Nasıl bir öğrenme sunar bu deneyimler?

  

Bence çıkarılması gereken en önemli ders, geçmişte ne olduğunun tam olarak gün yüzüne çıkartılmasının, gelecek muhtemel hataların tekrarlanmasının önüne geçileceği gerçeğidir.

 

İtalyan savcı Felice Casson “Türkiye’deki Gladyo dünyadaki Gladyoların en girift ve en ketum olanıdır” diyor. Türkiye’deki Gladyo hakkında araştırmalarınız sırasında ne tür bulgularla karşılaştınız?

Mehmet Ali Ağca’nın Papa II. John Paul’a suikast girişiminin İtalya ve Türkiye’deki gizli Soğuk Savaş örgütlerinin üyelerini buluşturması aslında oldukça manidar. Ağca’nın suç ortaklarından Abdullah Çatlı –ki kendisi meşhur Susurluk kazasında ölmüştü– terörist eylemlere karıştığından şüphe edilen ve birçok farklı ülkenin gizli servisleri tarafından korunan aşırı sağcı İtalyan Stefano Dele Chiaie’nin ortağıydı. Ağca’nın bir başka suç ortağı Bekir Çelenk ise Banco Ambrosiano’nun Milan’daki bir şubesinde gerçekleştirilen operasyonda uyuşturucu ticaretine karıştığı şüphesiyle tutuklanmıştı. İtalyan silahlarının Ortadoğu’ya ihracatını finanse eden The Ambrosiano, Licio Gelli’nin yakın arkadaşı ve P2 üyesi olan Roberto Calvi tarafından yönetiliyordu. Her ne kadar Papa’ya gerçekleştirilen saldırının sebepleri tam olarak açıklanmasa da mezkûr olayda Soğuk Savaş dönemine has ilişkilerin ve eylemlerin ayyuka çıktığı da ortadaydı.

 

Türkiye’deki kontrgerilla faaliyetlerinin sadece sağ yapılarla değil sol Kemalist yapılarla da ilişkisi ortaya çıktı. Bu noktada kontrgerilla faaliyetlerinin sadece bir ideolojik gruba ihale edilmesi bir eksiklik değil mi?

Aslına bakarsanız bu soruyu cevaplandıracak kadar Türkiye’de ne olup bittiğine vakıf değilim. Fakat şurası açık ki ulusal çıkarların tehlikede olduğu düşünülüyorsa sağcı ve solcu görüşlere sahip ulusalcılar ortak hareket etmekte zorlanmazlar.

 

Ergenekon Gladyo’nun 21. yüzyıl versiyonu

 

Peki, şimdi Türkiye`de yeraltında bir sürü askeri mühimmat bulunuyor. Bazı tutuklamalar gözaltılar oluyor. Türkiye’deki Ergenekon soruşturması hakkında neler biliyorsunuz?

Doğrusu bugün bile Ergenekon gibi Gladyo tipi bir örgütün var olması beni şaşırtmıyor. Çünkü Türkiye, Soğuk Savaş dönemi boyunca stratejik bir sınır ülkesiydi ve bugün de seküler Batı kapitalizmi ile siyasal İslam arasında bir sınır olduğu için kültürel ve dini bağlamda stratejik önemini koruyor.

 

Şu ana kadar Türkiye’de Ergenekon ile ilgili ortaya çıkan deliller ile İtalya’daki Gladyo arasında büyük benzerlikler olduğu yönündeki yaklaşımlara nasıl bakıyorsunuz?

  

Gladyo ve Ergenekon aynı özelliklere sahip iki yapı. Bu yüzden Ergenekon’u, devleti komünizmden ziyade siyasal İslam ve ayrılıkçı hareketlerden koruyan, Gladyo’nun 21. yüzyıl versiyonu olarak tarif edebiliriz sanırım.

 

Bu kadar dava, sorgulama ve yargılamanın ardından artık Gladyo’nun bittiğini söyleyebilir misiniz? Yoksa bir bölümü mü bitti, siyasi bir kolu sessizliğini koruyor mu?

  

İtalya’nın günümüz koşullarında Gladyo’nun siyasi ya da askeri versiyonlarına gerek duyduğunu düşünmüyorum. Fakat bölünmüş bir dünyada gelecekteki yerini belirleyecek önemli kararlarla yüz yüze olan Türkiye için konuşmak gerekirse, dış güçlerin Türkiye’de Gladyo tipi bir yapıya ihtiyaç duyabileceği ihtimalini yok sayamıyorum.

 

Kitabınızın ilk basımı 1991’de yapılmış. İkinci basımında değişiklikler yaptınız mı?

 

Kitap 1991’de ilk yayınlandığı formda. Kitapta geçen gerçekler ve yorumlar kitabın ilk yayınlandığı günden itibaren meydana gelen gelişmeler tarafından doğrulandı. Özellikle de Giulio Andreotti’nin örgüt içinde oynadığı rol iki mahkemesinde de –biri gazeteci Mino Pecorelli öldürülmesi davası ve diğeri mafya ile ilişkileri yüzünden açılan dava– doğrulandı. Andreotti gazetecinin öldürülmesi davasından temyize gitti ve aklandı, fakat Palermo’daki mahkeme onun siyasi kariyerinin son dönemlerine kadar Cosa Nostra’nın suç ortağı olmayı sürdürdüğünü de belirtti. Ancak ne yazık ki bu suçu dolayısıyla cezasını çekemedi, zira dava zamanaşımına uğramıştı.

 

ÖZGÜN DURUŞ- Asım Öz

 

 

 

Bu haber toplam 3730 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri