Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

''Hatırımız için başınızı açsanız''

22 Ağustos 2008 / 08:42
Eskiden. Yani diyetlerin bu kadar revaçta olmadığı, parası olan herkesin ya yarı aç, ya da jimnastik/güzellik salonlarında ter dökmediği dönemlerde.
Taş devrine kadar gitmenize gerek yok.

Yani katkı maddeli gıdalar hayatımıza girmemişken.

Her meyve ve sebze kendisi olarak kokarken (dün aldığımız domates balık yemi gibi kokuyordu mesela) insanlar iyi ev sahibi olmak için ısrar etmenin şart olduğuna inanırdı.

Bir bardak daha lütfen, bir tabak. Ay olmaz. Valla hatırım için diye başlayan cümlelerin ardı arkası kesilmezdi. Bayram ise çikolata "hatırım için" iki tane alınır; "sizlerden iyi olmasın üst kat komşumuzda yedim baklavayı" cümlesine rağmen ısrar edilir, "ay olmaz valla tadı ayrı kabı ayrı" cümleleri, ağzındaki baklava tadı henüz gitmemişleri ikna etmeye yetmemişse, "ay hatırım için" denirdi. Hatır bu. Kırılmaz. Ne demişler "hatır için çiğ tavuk yenir."

Hayatımıza diyet girip, doktorların adı "yaşam koçu" olarak ekranımızı ve gazetemizi süslemeye başladığından beri, hiç kimse "iyi ev sahibi olma" oyununu sahneye koymuyor artık. Herkes "teklif var ısrar yok " cümlesinin çağdaşlığında karar kırmış durumda.

Ama teklif var ısrar yok cümlesinin çağdaşlığı daha ziyade yemek içmek için geçerli. Yoksa akla ziyan ne teklifler yaşanıyor. Özellikle başörtülülerden "hatır için" neler isteniyor neler!

Vaka I

Gelin başı yaptırılacak. Randevu alınan kuaför hastalanınca gelin ortada kalıyor. Sanki şehrin yarısı evleniyor diğer yarısı evlenenlerin düğününe gittiği (yani onlar da saçını yaptıracağı) için bir türlü uygun kuaför bulunamıyor. Son çare mahallenin kuaförü. Ama kuaför bir erkek. Gelin adayı tesettürlü. N'olcak şimdi. Kuaför erkek ama kuaförün yardımcısı bir genç kız. Aile rica ediyor. Çırağın yaptığı gelin başına razı olduklarını söylüyor.

Fakat kuaför gelin başını çırağına bırakmamakta kararlı. A olur mu ben kendi ellerimle yaparım. Kızımız tesettürlü deseler de kuaför durumu bir türlü kavrayamıyor. Niye ki. Bu kuaför salonunda nasıl olur da bir gelin başı kendisine rağmen başkasına teklif edilir.

Bir iki üç tekrardan sonra Kuaför Ömer "durumu "anlıyor". Tamam diyor. Herkesi şimdi çıkartıyorum dışarı… Sadece ben olacağım salonda.

Aile zaten senin çıkman gerekiyor cümlesini güç bela kuruyor. Ama kuaför Ömer'de, ailenin sahip olduğu anlam haritası yüklü olmadığı için söylenenlerden hiçbir şey anlamıyor.

Ay aman diyor sonunda kuaför Ömer, hatırım için be. Şu kadar hatırım yok mu nezdinizde. Başka kimse olmayacak bir ben diyorum.

Türkçesi Kuaför Ömer, ilk defa orada gördüğü tesettürlü gelin adayından hatırı için başını açmasını yani kendisine yaptırmasını beklemektedir.

Aile olmayacak bir duaya amin demeye çalıştığını fark edip giderken Kuaför Ömer arkalarından bağırıyor: Anlamadım yani. Burası benim dükkanım yahu. Kamusal alan mı? Ne var bu kadar gocunacak?

Vaka II

Yıllar sonra 84 mezunları olarak bir yemekte bir araya gelmeyi düşünürler. İsimler, adresler… Tertip komitesi hummalı bir çalışma sonunda herkesin adresine ulaşır. Herkesi davet eder.

Üçüncü sınıfta tesettüre girmiş olan arkadaşlarına da ulaşırlar. Türkiye'nin laikçi- dinci diye bir çatışmaya ısındırılmaya çalışıldığı bir ortamda tesettürlü hanım ziyadesiyle mutlu olur arkadaşları tarafından aranmaktan.

Ama bir sorun vardır. Yemek mezun oldukları okulun yemek salonunda düzenlenmiştir.

Başka bir yer ayarlanamaz mı acaba? Benim kıyafetim biliyorsunuz diye mektup yazar tertip komitesine.

Tertip komitesi böyle bir günde, bunca yılın hatırına başını açmayan arkadaşlarına soğuk bir cevap ile karşılık verir. Senin katılmanı çok isterdik. Ancak önceden ayarlandığı için mekanı değiştiremiyoruz çok üzgünüz kabilinden nezaket cümleleri. Beklersiniz yani. Normal olarak. Hayır! Suçlu olan o gecenin hatırı için başını açmayan olmuştur.

Bu hatır için baş açma meselesi bir hayli önemli hale geldi biliyorsunuz. Ulusalcılarımız da yönetici eşlerinin başını Türk halkının "hatırı" için açmasını beklemiyor muydu?!

Belki de diyorum dindarlar yanlış kelimeler kullanıyor. İlişkiler bunun için zayıflıyor. Mesela biz de durmadan hatır için bazılarının daha az dekolte giymesini filan istemeliyiz. Biz hatırımızı ortaya koymadıkça alınıyorlar zahir.

Sadece bu kadar değil. Mesela first ladylerimiz Emine Erdoğan ve Hayrunisa Gül hatırının geçtiği diğer ülke first ladylerinden Türkiye seyahati boyunca tesettüre uygun kıyafetler giymelerini isteyebilirler.

Ne demişler bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var.

(Latife. Sadece latife. Ama durun ya hu! Paranoyanın eşiğinde eğleşen Türkiye, şimdi bu la-tifeden de bambaşka bir anlam çıkarır. Latife yani şaka. Espri. Nerde kaldı gülme efekti!)

FATMA K. BARBAROSOĞLU - YENİŞAFAK
Bu haber toplam 786 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri