Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak

07 Şubat 2009 / 20:36
Başbakan Erdoğan'ın Davos'daki çıkışı sonrası başlayan tartışmalar sürüyor. Tüm çevreler hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağı konusunda hemfikir... Peki neler değişecek?

İsrail günlerce bombardımana tuttuğu Gazze'de çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 1.300'ün üzerinde sivili katletti. Bölge barışı için tüm kanalları zorlayan Türkiye bu duruma sessiz kalmadı ve İsrail en yetkili ağızlardan en sert ifadelerle eleştirildi. İsrail ile iyice gerilen ilişkiler Davos'da kopma noktasına geldi.

Nobel Barış ödüllü İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'in sert üslubu ve moderatörün tuhaf yönetimi ile krize dönüşen Davos paneli Ortadoğu sorununda yeni bir kilometre taşı oldu. Davos'da yaşanan gerilim Türkiye ile İsrail ilişkileri açısından krize dönüştü.

Erdoğan’ın Davos’daki tutumu ile ilgili; Dünya basını "Türkiye İslam Dünyasının Lideri Olmaya Soyundu" başlıkları atarken, Gazze'de Başbakan Erdoğan "kahraman" ilan edildi.

Türkiye'de de Erdoğan'ın tutumu, kimileri tarafından "onurumuz korundu" şeklinde değerlendirilirken, kimileri ise yaşananları "abartılı” buldu. “Bu çıkışın iç siyasi gündeme yönelik bir tavır olarak geliştiğini” söyleyenler de oldu. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın dünya gündeminin ilk sırasına yerleşen Gazze çıkışı, pek çok habere tartışma konusu oldu. Tartışmada önce çıkan, Başbakan Erdoğan’ın Davos’ta verdiği tepki öncesinde kendisini bu tür bir tavır almaya iten sebepler, bundan sonra ne yapılması gerektiği, Türkiye - İsrail ilişkilerinin seyri, bölgede uygulanması gereken reel politikalar ve monşer benzetmesi konuları oldu.

Peki Türkiye'nin önde gelen isimleri bu olayı nasıl değerlendiriyor? İç ve dış politika, pragmatizm, idealizm, sıcak kanlılık, cesaret, diplomasi ve siyaset kavramlarıyla tartışılan bu gelişmeyi bölgeyi iyi tanıyan uzmanlarla konuştuk. 

 RIDVAN KAYA: BAŞBAKAN'IN TEPKİSİ HALKIN TAVRIDIR 

   

Başbakan Erdoğan’ın Davos’daki tavrı takdir edilmesi gereken bir tepki. Her şeyden önce tepkinin insani anlamda gerekli olduğunu ve daha önemlisi Türkiye’de siyasi gelenek düşünüldüğünde daha değerli olduğunu söylemek gerekiyor. Bu tavır Türkiye’nin alışılagelen büyük güçlerle sürekli uzlaşma, büyük güçlerin suyuna gitme, onları rahatsız etmeme şeklinde temel parametreleri çizilen dış politika çizgisinden bir farklılaşma ifade ediyor.

Davos’daki söylem İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları sırasında hem halkın hem hükümetin ortaya koyduğu tavrın devamıdır. Başbakan’ın tepkisini aşırı bulan ve oy için olduğunu düşünenler var. Belki bu oylarının artmasını sağlayacaktır ama ben tepkinin insani ve vicdani bir boyutu olduğuna inanıyorum.

"Başbakan'ın zikzaklarını daha önce de yaşadık"
Bu tepki tek başına yeterli değil, ancak başka çabalarla, girişimlerle desteklenirse ve atılması gereken diğer adımlar atılırsa o zaman anlam kazanır. Fakat bu konuda daha öncede Türkiye siyasetinde zikzaklar çizildiğine şahit olduk. Bir örnek vermek gerekirse 2004 Mart ayında Şeyh Ahmed Yasin şehit edildiğinde de Başbakan net bir tavır ortaya koymuştu fakat ilişkiler yine devam etti. Yine 2006 yılında İsrail’in Lübnan’a saldırıları sırasında Başbakan’ın İsrail’i rahatsız eden açıklamaları olmuştu fakat ilişkiler yine devam etti, bir aksama söz konusu olmadı. İnşallah bu sefer böyle olmaz, çünkü Başbakan Davos’ta Siyonist devletin Cumhurbaşkanı’nın yüzüne karşı “siz insan öldürmeyi iyi biliyorsunuz” diye konuştu.

Bu olaydan sonra kimileri İsrail’in Türkiye’yi zora sokacağı, Amerika ile Türkiye’yi cezalandıracağı yorumları yapıyordu. Bunlar daha ziyade Türkiye’yi yola sokma, yönlendirme çabalarının propagandaya dönüşmüş halidir. Ben İsrail’in alttan alacağını düşünüyorum. İsrail Türkiye ile ilişkilerinin herhangi bir aksamaya uğramaması için uğraşacaktır, İsrail politikaları bunu gerektirir. Çünkü Türkiye ile ilişkilerin bölgede önemli olduğunu biliyorlar. Bu yüzden bu durumun gelip geçici krizlerden biri olarak görecekler ve aradaki ilişkilerin zarar görmemesi için geliştirilen bir politika izleyeceklerdir.

Türkiye 28 Şubat sürecinde Ortadoğu’ya bütünüyle sırtını dönmüştü. Fakat ondan sonraki süreçte Ak Parti iktidarının da etkisiyle, Türkiye tekrar Ortadoğu ile daha yakın ilişkiler kurma çabasına girdi. Bu durum da halkların birbirlerine karşı daha duyarlı davranmasına sebep oldu. Bu tür gelişmeler tüm Ortadoğu halkını etkilediği gibi Türkiye halkını da etkiledi. Son saldırılar sırasında Türkiye’de hemen herkesin Gazze’deki olaya yönelik ciddi tepkiler verdiğini gördük. Davos’daki olay da bu çerçevede düşünülmeli, arkasında ciddi bir halk desteği olan Başbakan, konuşmasında halkın taleplerini yansıtmıştır. Bu ses tüm coğrafya da aynı duygulara yol açmıştır. Bu sürecin daha ileriye götürülmesi için halkların ortaya koyacağı çabalar daha önemli. Kardeşlik duygusunun ve ümmet bilincinin yaygınlaştırılması bu sürecin daha ileriye taşınmasında katkıda bulunacaktır.

"FKÖ çizgisi başarısız olmuş, direniş çizgisi öne çıkmıştır"
Ortadoğu’da geçmişten bu güne izlenen reel politika Filistin’de bugün ortaya çıkan manzaradan daha ileri bir durum vaat etmiyor. FKÖ’nün bölgede İsrail ile uzlaşarak bir şeyler elde etme çabası, en son Hamas’ın seçimleri kazanması bu politikanın kof bir bağ olduğu ortaya çıkardı. FKÖ'nün çizgisi başarısız olmuş, direniş çizgisi ise öne çıkmıştır. Filistin halkının tercihi direnişten yanadır, halk bedeller ödemesine rağmen baskıları, dayatmaları kabul etmeden direnmeyi tercih etmiştir.

Türkiye’nin gerek bürokrasisinde, gerek sermaye kesiminde İsrail yanlısı tutumun olduğunu geçmişten beri biliyoruz. Başbakan’ın bir takım İsrail lobisi adına faaliyet gösteren çevreleri “monşer” ifadesi ile eleştirmesi yerinde olmuştur. Çünkü bu anlayış herhangi bir şekilde halkı temsil etmeyen bir yaklaşımdır. Fakat Erdoğan kendisiyle çelişmektedir. İsrail'in Gazze'yi işgal ettiği günlerde İsrail ile ilişkilerin kesilmesini talep eden kitlelere “biz bakkal dükkanı işletmiyoruz”demişti. Bu yüzden hükümetin ve Başbakan'ın bu tepkileri somut adımlara dönüştürme konusunda çok da gayretli olmadığı aşikardır.

İBRAHİM KARAGÜL: ERDOĞAN DÜNYANIN SÖZCÜLÜĞÜNÜ YAPMIŞTIR
 

   

Başbakan’ın bu çıkışını duygusal bir tepki olarak değerlendirmiyorum. Peres’in konuşması daha ağır cümleler içeriyordu. Türkiye bunu görmezden geldi. Başbakan Erdoğan da bu ülkenin lideri olarak haklı bir çıkışta bulundu. Erdoğan’ın konuşması Peres’in sert tavrının bir yansımasıydı.

Ayrıca başbakan iç politik sebeplerden dolayı böyle davranmadı. Türkiye’nin zaten bu konuda hassasiyeti vardı. Ortadoğu’da yaşanan onca şeyden sonra dünyada birileri bir şeyler söylemeliydi. Erdoğan diplomasi anlamında da dünyanın sözcülüğünü yapmıştır.

Hamas gerçeği
Erdoğan bu tavrı ile son derece klasik politika algılarını değiştirmeye yönelik bir politika da uygulamıştır. Hamas ile masaya oturulması gerektiği ifade edildiğinde Hamas’ın sözcüsü olmakla suçlanan Türkiye’nin politikasının doğru olduğu zaman içerisinde görülecektir. Nitekim BM, AB ve Fransa’nın Hamas ile anlaşmak için masaya oturmaktan bahsetmeye başlamaları da bunun bir göstergesidir.

İsrail’in krizi de büyütmeyeceğini düşünüyorum. İsrail durumu yumuşatmak adına ilişkilerin güçlenmesi için elinden geleni yapacaktır. Çünkü Türkiye bölgede önemli bir konuma sahip güçlü bir ülkedir. Bu durumda Türkiye’yi karşısına almayı istemeyecektir. Muhtemelen geri adım atacak ve yumuşak davranacaktır. Aksi takdirde bölgede bir daralma ile karşı karşıya kalır. Bu yüzden bence İsrail’in bir misilleme şansı yok. Türkiye bu anlamda politik algıları değiştirdi.

Türkiye, sokakları da, kitleyi de, Ortadoğu halklarını da değiştiriyor. Bu durum olmayan bir değişime yol açabilir. Tabi bu birlikteliği somut adımlarla güçlendirmek, devam ettirmek gerekiyor. Ortadoğu halklarını bir şekilde bir arada tutacak zemin hazırlanmalıdır.

Filistin'de direniş söylemi olarak ifade edilen yaklaşım barış istiyor. Dışarıdan bölgeyi değiştirmeye doğru baskılar söz konusu fakat ben buna karşıyım. Bölge kendi iç dinamikleriyle değişmelidir. Türkiye’ye düşen görev de değişime öncülük etmektir.

Ayrıca seçilmişler ve bürokratlar gibi kategorileştirmelerden uzak durulmalı. Çünkü tüm bürokratların Erdoğan’ın Davos’daki tutumunu sert bir şekilde eleştirdiğini söylemek yanlış olur. Burada sorun, bölgede klasik dış politika algısı ile Ortadoğu’yu algılamaya çalışan dönemin kapandığını görmezden gelmek. Bu dönemde hala eski kavramları kullananların olayı algılayıp analiz etmelerini beklemek mümkün değildir. Bölgede çok şey değişmektedir.

METE ÇUBUKÇU: İSRAİL TÜRKİYE'Yİ HAMAS TARAFINA İTTİ

                                                                             Bence Başbakan’ın çıkışı oldukça yerinde ve haklı bir çıkıştı. Şimon Peres tahrik edici konuştu. Zaten Peres’in hem üslup, hem içerik açısından hazırlıklı geldiği belliydi..

Başbakan Ortadoğu’da bir barış arayışı içindeydi. Başbakan ortamı yumuşatmaya yönelik çaba sarf ederken İsrail’in Gazze’ye yeniden saldırması kendisi için büyük bir hayal kırıklığı oldu. İsrail’in bu fütursuz saldırısı Türkiye’yi de Hamas tarafına itti. Erdoğan her seferinde Hamas’ında bölgede kaçınılmaz aktör olduğunu vurguladı. Fakat burada Filistin’in de bütünlüğünü gözden kaçırmamak gerekiyor diye düşünüyorum. Hamas gibi FKÖ de Filistin’de bir aktördür. Türkiye eğer Ortadoğu’da güçlü bir rol oynamak istiyorsa bu iki gücü de birleştirmeli, aynı masaya oturtmalıdır. Türkiye Hamas ilişkisinden çok Türkiye Filistin ilişkisi ile bu sağlanabilir.

Türkiye - İsrail ilişkileri
Aslında İsrail’in nasıl bir tavır sergilediğini seçimlerden sonra göreceğiz. İlişkiler noktasında bir kırılma olmuştur fakat tahminimce çok büyük stratejik değişmeler olmayacaktır. Askeri anlamda ilişkilerde bir kopma durumundan bahsetmek de mümkün değildir. Fakat geçici de olsa İsrail ile ilişkilerde bir soğuma meydana gelecektir. Özellikle Türkiye açısından Suriye- İsrail arabuluculuğu bir başka bahara kalmıştır.

Başbakan’ın İsrail’e tepkisi bölge halklarını da birbirine yaklaştırdı ama eğer bunun üzerine bir taş koymazsanız bu gelip geçici bir Ortadoğu rüzgarı olarak kalır. Filistinli guruplar bir araya getirilmeli, Türkiye üzerinden bir söylem geliştirilmelidir. Somut adımlarla gerçekçi, yapıcı ve olumlu adımlar atılacağı gösterilmelidir.

Direniş söyleminde de şuna dikkat edilmelidir; Hamas bir Hizbullah değildir. Toplumsal taban, mücadele hareketi ve taktiksel açıdan Hamas Hizbullah’tan farklıdır. Bu yüzden direnişin sonucu bazen çok ağır olmaktadır. Şu an için çok zor hatta imkansız olmakla birlikte bu iki söylemin bir ortasının bulunması gerekir. Direniş ve barış söylemini asgari şartlarda bir araya getirip orta bir yol bulunmalıdır.

Başbakan’ın “monşer” çıkışı bürokratlara karşı yapılan bir haksızlık. Türkiye politik açıdan sıkıştığı zaman ülke çıkarlarını korumak zorunda olan yine bürokratlardır. Son zamanlarda da dış politikada bu anlamda bürokratlar önemli rol oynuyor.

Bu haber toplam 878 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri