Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Hakimlerin HSYK İsyanı

19.04.2010 09:42
Adliyedeki olaylı toplantıda “ses çıkaran” 10. İş Mahkemesi Hakimi Abdullah Erdem, HSYK ve YARSAV ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Birçok hakim ve savcının korktukları için HSYK'nın yanlışlarını ifade edemediğini söyleyen 25 yıllık hakim Abdullah Erdem, kurulun yetkisi dışına çıktığını söyledi. YARSAV'ın da yargıçları temsil etmediğini kaydeden Erdem, “Ana muhalefet partisi gibi davranıyorlar" dedi...

Röportaj: Seda Şimşek / Bugün

12 Nisan'da Ankara Adliyesi'nde YARSAV'ın düzenlediği toplantıda kamuoyu onun ismini duydu. 10. İş Mahkemesi Hakimi Abdullah Erdem, yargıda statükoya karşı çıkıp, HSYK Başkanvekili'ne "Yeni mi aklınıza geldik" diye sorabildi. Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı "yargısal dayatma sürecine" baş kaldıran bir yargıç imajı ile bizi karşıladı.

Emekli olunca konuşmak yerine, görevdeyken konuşma cesaretini de gösterdi. İmam hatip lisesi mezunu olmasına rağmen, meslek lisesi mezunları üniversiteye kabul edilmediği için gitmiş Konya Erkek Lisesi'ni bitirmiş.

Böylelikle Ankara Hukuk Fakültesi'ne girebilmiş. Ankara Hukuk Fakültesi'ni 1975 yılında bitirdikten sonra, Ağrı Hakim Yardımcısı olarak mesleğe adım atmış. Nevşehir Derinkuyu, Artvin Hopa, Çorum İskilip, Sinop, Samsun Hakimliği yaptıktan sonra Ankara 10. İş Mahkemesi Hakimliği'ne atanmış ve 13 yıldır bu görevini sürdürüyor. Yargıda yaşananları bir yargıcın ağzından dinledik.

HSYK hakim ve savcıların haklarını ne kadar savunabiliyor?

Özellikle son dönemlerdeki tutum ve davranışlar dikkate alındığında HSYK'nın hakim ve savcıların haklarıyla, hukuklarıyla, onların sıkıntıları ile uğraşmadığı açıkça görülecektir. Son dönemlerde tamamen görevi dışına çıkmış bir izlenim vermektedir. Ancak, yasa gereği yapması gereken rutin işleri vardır, örneğin tayin, terfi, yetkilendirme gibi.

DÜNYADA ÖRNEĞİ YOK

Sizce Anayasa değişikliği paketi ile gündeme getirilen düzenleme mevcut halinden daha mı iyi daha mı kötü?

Elbette yeni yapılanmanın mevcut yapıdan çok iyi olacağı açıktır. 12 Nisan 2010 tarihli Ankara Adliyesi'nde yapılan toplantı sırasında da dile getirdiğim gibi 14 bine yakın hakim ve savcının kaderi ve geleceği mevcut yapıda üç kişinin elindedir. Alınan kararlara karşı yargı yolu kapalıdır. Katılımcı ve şeffaf değildir. Bir örneğine dünyada, hele hele Avrupa ülkelerinde rastlamak mümkün değildir.

Yeni yapılanmada hakim ve savcıların seçime katılmaları ve temsilci göndermeleri son derece önemli bir değişikliktir. Sayıları 14 bini bulan hakim ve savcıların kendileri ile ilgili alınacak kararlarda, kendilerinden de temsilci bulunmasını son derece çağdaş ve demokratik bir tavır olarak görüyorum.

HUKUK DIŞI HAREKETLER

HSYK bazı savcıları korurken bazılarına karşı çıkıyor. Erzincan savcısını korurken, Şemdinli Savcısı'nı neden meslekten ihraç etti?

Anlatmaya çalıştığım mevcut yapı ve bu yapıyı elinde tutanlar, hukukun dışına çıkarak, ideolojik, siyasi, belki de bizim bilmediğimiz sebeplerden dolayı böyle bir durum ortaya koymuş olabilirler.

Yüksek yargıdaki seçim sistemi nasıl işliyor?

Hakim ve savcılar 1. Sınıf, 2. Sınıf gibi sınıflara ayrılmıştır. Yargıtay'a seçilebilmek için 1. Sınıfa ayrılmak ve bu hakkı kaybetmemiş olmak gerekir. Terfi sistemi yanında not durumu vardır. Bir kürsü hakiminin Yargıtay denetiminden geçirdiği dosyaların onanıp, bozulmasına göre verilen notlara göre terfi derecesi belirlenir. Bir hakim ve savcının Yargıtay'a üye olarak seçilmesinde terfi durumu son derece önemlidir.

Seçimi HSYK yapar. Aday olmak isteyen 1. sınıf hakim ve savcılar HSYK'ya gidip aday olduğunu söyler, bundan sonra seçilip seçilmemesi onun iradesi dışındadır. Benim buraya kadar anlattığım normal olması gereken husustur.

KAST SİSTEMİ UYGULANIYOR

Fiilen uygulama böyle mi?

12 Nisan 2010 tarihli toplantıda da gündeme getirdiğim gibi Yargıtay üyeliğine aday olan hakim ve savcı işini gücünü bırakmakta, tavassut edecek kişiler aramakta, günlerce HSYK'nın kapısında beklemekte, üyelerle görüşme çabası içine girmektedir. Bu durumun yanlışlığını, sistemin bu olmaması gerektiğini, Yargıtay'a seçilecek hakim ve savcılar için eş, dost, ahbap arama yerine, bazı kriterler getirilerek seçilmesinin daha uygun olduğunu hep söyledim.

Bu kriterler neler olabilir?

Örneğin, Yargıtay'ın hangi dairesinde üye ihtiyacı varsa, o dairenin baktığı davalarla ilgili kürsü hakiminin en az 5 sene o kürsüde görev yapması, belirli bir bilgi birikimi ve tecrübe edinmesi yanında not ve terfi sistemine göre, yıllık gelen giden dosyalar açısından birikime neden olmayanların seçilebileceği gibi kriterler getirilebilir. Fiili durum böyle değildir.

Nasıldır?


Örnek vermek gerekirse yıllarca ağır ceza reisliği veya cumhuriyet başsavcılığı yapmış bir meslektaşımız hukukla ilgili bir dairede görevlendiriliyor, yine iş mahkemelerinin görev alanına giren ve son derece karışık bir konu olan sigorta hukuku davalarına bakan Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'ne hayatında kürsü hakimliği yapmamış, tamamen bakanlıktaki idari görevlerden gelmiş bir meslektaşımız seçiliyor.

Bu durum önce üyenin seçilmesini sağlamakta, daha sonra ona bir daire bulunmaya çalışılmaktadır. Özellikle son dönemlerde bir kast sistemi uygulanmaktadır. HSYK üyeleri yeni seçilecek Yargıtay üyelerini, onlar da HSYK üyelerini seçmekte, böylece çark dönüp gitmektedir.


BAKAN BULUNMALI

HSYK'da bakan veya müsteşarın bulunması doğru mu?

Bakan ve müsteşarımızın HSYK'da bulunması mevcut yapının bir gereğidir. Yeni yapılanmada en çok eleştiri konusu bu husus olacaktır. Türkiye'nin içinde bulunduğu özel şartlar gereği belirli bir süre bakan ve müsteşarın HSYK'da bulunmasının gerekli olduğunu düşünüyorum.

YARSAV sizleri temsil ediyor mu?

Kesinlikle, temsil etmiyor. Zaten 12 Nisan 2010 tarihli adliye salonundaki toplantı sırasında tepkimin nedeni de budur. Çünkü, YARSAV ve özellikle bir önceki dönemde başkanlığını yapan kişi bir yargıç gibi davranmak yerine, sanki bir ana muhalefet partisi gibi hareket etti. Bu da doğal olarak gerek toplumda gerekse meslektaşlarımız arasında tepkilere neden oldu.

Bütün hakim ve savcılar YARSAV gibi mi düşünüyor?

Kesinlikle hayır. Mevcut hakim ve savcılarımızın küçük bir bölümü YARSAV üyesidir, dolayısıyla onlar gibi düşündüğünü söylemek mümkün değildir.

TÜRKiYE YARGIÇLAR DEVLETiNE DÖNÜŞÜYOR

Türkiye hakim devleti mi hukuk devleti mi?

Türkiye'de mevcut yasalarda Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğu yazılıdır, ancak son dönemlerde Anayasa Mahkemesi'nin aldığı kararlar, Danıştay'ın ilgili dairelerinin verdiği kararlar ve özellikle hakim ve savcıları çok yakından ilgilendirmesi nedeniyle HSYK'nın aldığı kararlar bu soruyu gündeme getirdi. Özellikle son dönemde yaşanan olaylar, Türkiye'nin bir hukuk devleti olmaktan çıkıp, bir yargıçlar devletine dönüştüğü tezini doğrulamaktadır.

Türkiye'de bugün yaşanan değişime en fazla direncin yargıdan geldiği gözleniyor. Yargıçlar neden bu kadar sistemi savunuyor?

Hakim ve savcılar her şeyden önce bir insandır. Belki, değişime kapalı olmalarının nedeni aldıkları eğitim, devlete olan bağlılık, devletin bölünmez bütünlüğü gibi hususlar, yani temelde eğitim konusu bu sorunun cevabı olabilir.

Adalet eski Bakanı Mehmet Moğultay 5 bin yandaşını hakim ve savcı olarak bakanlık bünyesine aldığını söylemişti. Bugün yaşanan gelişmelerde sizce bunun bir payı var mı?

Kanımca şikayetlere ve sızlanmalara neden olan kararların alınmasında o dönemde alınmış kişilerin etkisi olabilir.

Hakimin takdir yetkisi ne demek?

Takdir yetkisi demek keyfilik demek değildir. Bazı konularda yasalar hakime takdir hakkı vermektedir. Örneğin cezanın alt ve üst sınırının belirlenmesinde, iyi halin uygulanmasında, hukuk davalarında tazminatlarda indirim yapma gibi konularda dosyanın içeriği dikkate alınarak hakime takdir hakkı verilmektedir. Ancak, bu hak keyfilik anlamında değildir. Her dosyanın kendi özelliğine göre değerlendirilmesi gerekir.

KORKUDAN DÜŞÜNCELER SÖYLENMiYOR


Adliyedeki toplantıda bir savcının, bir de sizin sesiniz çıktı. Yargı içindeki farklı görüşlerin sesleri niye çıkmıyor?

Çok az sayıda olsa da gösterilen tepkinin doğru olmadığını ifade eden meslektaşlarımın yanında toplantının tamamen amaç dışına çıktığı, YARSAV'ın şovuna dönüştürüldüğü açıkça dile getirenler de oldu.

Neden bu yüksek sesle dile getirilmiyor?

HSYK'dan mı korkuyorlar? Buna 'evet' demek zorundayım. Çünkü, kamuoyunca çok yakından bilindiği gibi bir savcı arkadaşımızın yaptığı soruşturma sırasında sorgusuz sualsız meslekten atılması (Van Savcısı'nın durumu), Ergenekon olarak bilinen yargılamalarla ilgili olarak Erzurum ve İstanbul'daki bazı savcıların başına gelenler ister istemez meslektaşlarımızı düşündürmektedir. Bu yeni yapılanma sonrası kurul kararlarının yargı denetimine açılacak olması, meslektaşlarımız üzerindeki bu psikolojik baskının ortadan kalkmasına neden olacaktır.

BAŞKAN VEKiLi ‘DÜŞÜNCELERiMiZE YANDAŞ BULMAK iÇİN BU TOPLANTIYI YAPTIK’ DEDi

Erdem, YARSAV'ın 12 Nisan'da Ankara Adliyesi'nde düzenledeği toplantıda "Yandaş bulmak için mi buradasınız" diye sorduğu HSYK Başkan Vekili'nin "Evet" dediğini aktardı...

12 Nisan'da adliyede yapılan toplantıda neler yaşandı?

Olayın olduğu gün sabah duruşmaya çıktığım için toplantıdan haberdar değildim. Saat 10.30 sıralarında öğrendim toplantıyı. Salona gidip uygun bir yerde oturdum, fakat kısa süre sonra toplu halde bir kalabalığın gelerek salona girdiğini gördüm. Bunların içinde özellikle Ankara Adli yesi'nden Yargıtay'a seçilmiş kişilerin olduğunu görünce bu toplantının duyuru belgesinde söylendiği gibi olmadığını düşünmeye başladım.

Buna mı tepki gösterildi?

Sayın Danıştay Başkanı, Yargıtay Başkanı ve HSYK Başkan Vekili salonda yerlerini aldı. Ankara Adliyesi'nde YARSAV'ın temsilcisi olduğunu düşündüğüm bir meslektaşım açış konuşması yaparken bir savcı arkadaşımız kürsünün önüne kadar geldi ve "Bu toplantı kimin için yapılıyor? Eğer Ankara hakim ve savcıları için yapılıyorsa onlar dışarıda kaldı, merdivenlerde bekliyorlar. Lütfen toplantının amacına uygun davranılsın..." gibi sözler sarfettikten sonra kürsü önünü terk etti.

Merdivenlerden çıkarken bir bayanın "dışarı çık" diyerek savcı arkadaşımızın kolundan ve omzundan çekiştirmesi üzerine bir kargaşa meydana geldi. Bir hakim olarak meslektaşımıza karşı sergilenen tutumu eleştirmek ve toplantının amacının dışına çıkartılmış olduğunu görerek, başkanlara karşı tepki gösterdim. Toplantının amacına uygun olarak yapılmasını istedim.

Yapıldı mı?

Başkanlar günlerdir televizyonlarda ve değişik platformlarda dile getirdikleri düşüncelerini tekrar dile getirdi. Konuşmalar bittikten sonra verilen imkân üzerine mikrofonu alıp başkanlara, "Ben 13 senedir Ankara Adliyesi'nde görev yapıyorum, bugüne kadar niçin böyle bir toplantı düzenlemediniz? Bizi niçin hatırlamadınız? Yoksa amacınız kendi düşüncelerinize yandaş ve taraftar bulmak mı?" diye sorduğumda HSYK Başkan Vekili, "Aynen doğrudur. Kendi düşüncelerimize taraftar ve yandaş bulmak için yaptık" cevabını verdi. Dolayısıyla mevcut toplantının Ankara hakim ve savcıları ile sohbet toplantısı olmadığı ortaya çıktı.

EMRE UYDULAR DARBECİLERİ AYAKTA ALKIŞLADILAR

28 Şubat brifinglerini mi hatırlattı size?

Hatırlattı. O günün yüksek rütbeli subayları toplumun değişik kesimlerini bilgilendirme amacıyla toplantılara çağırdı. Aslında bu bir rica değil, bir emirdi. Ne acı ki, durmadan yargının bağımsızlığından söz eden birçok hakim ve savcımız bu emir karşısında istenilen yere gitti ve darbeci subayları ayakta alkışladı. Ben ve Ankara Adliyesi'nde birkaç arkadaşımız bu emir ve talimatı protesto ettik, toplantıya katılmadık.

Bu haber toplam 2374 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri