Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Hukuk görünümlü siyasi dava

19 Mayıs 2008 / 10:54
Ümit Aksoy'un yorumu

Tekbir giyime açılan dava ile AK Parti'ye açılan dava arasında ortak bir nokta olabilir mi? Var, o da davaların hukuki değil siyasi olmasıdır. Bu davalar hukuki olanla siyasal olan arasındaki farkı bizlere göstermesi açısından önemlidir.

 

Miraç Asansör, Uhud Ciğercisi. Bu iki tamlama, Zaman Gazetesi'nden Nuriye Akman'ın geçtiğimiz Pazar günü İslamiyat Dergisi genel yayın yönetmeni Süleyman Bayraktar ile yaptığı röportajda geçen ifadelerden birkaçı. Bilindiği üzere, Süleyman Bayraktar "Kutsal dinî kavramların manevi içeriğinin tahrip edildiği, din istismarı sonucu ticari kazanç elde edildiği, herkes tarafından kutsal kabul edilen bir kavramı marka haline getirerek muadil markalar karşısında haksız kazanç oluşmasına neden olduğu" gerekçisiyle, bundan kısa bir zaman önce Tekbir Giyim'e bir dava açmıştı. Bizlerin ise bu davayı çok ama çok fazla önemsememiz gerekiyor. Davaya karşı verilen ilk tepkinin bu davanın hukukiliğiyle ilgili olması ise bizler için hayli öğretici olabilecek bir duruma gönderme yapmaktadır ve bu "hukukilik" durumu üzerine derinlemesine düşünmek gerekmektedir.

DAVA HUKUKİ DEĞİL SİYASİ

Bu davanın en azından teoride (siz bunu pedagojik olarak okuyun) birbirinden ayrılması gereken iki boyutu var: hukuki ve siyasi boyut. Hukukilik ilgili boyotu bir an için bir tarafa bırakarak öncelikle şunu söylemek gerekmektedir: Bu dava, evet, sonuna kadar siyasidir ve ne kadar siyasiyse o kadar "haklı"dır. Haklıdır çünkü, dinle ilgili temel anlam değerlerinin altını oyan, onu vulgarize eden ama en önemlisi de onu "baskıcı" değil fakat (Foucault'cu bir dille söyleyecek olursak) söylemin ağına "dahil" eden Tekbir gibi oluşumların kendisi, dini içerden belirleyen, içleyerek dışlayan bir düzeneği temsil etmektedir ve bu dava tam da bu eylemin kendisin açık etmektedir. Ve bu yüzden de bu davanın açılmasıyla açığa çıkan tepki, son derece doğru ve anlamlı bir tepkidir. Hiç şüphesiz, özellikle din söz konusu olduğunda, bu tarz piyasalaştırma yahut fetişleştirme hareketleri yeni değildir. Ama yeni olan böylesi bir sabık oyuna karşı verilen hareketin yahut cevabın kendisidir. Bu cevap, kendi kendisini inanılmaz şekilde koruma altına alan piyasanın en önemli destekçilerinden birisi olan hukuki normlara karşı da ne türden strateji geliştirilebileceğini de bize göstermektedir bir anlam da.

Başka bir söyleyişle, kendini hukukilik gibi bir formla birlikte koruma altına alan böylesi fetişleştirme eylemine karşı, ancak böylesi bir siyasi bir eylemle karşı koymak anlamlı olacaktır. Gerçekten de, Tekbir firmasının öteden beri yapmakta olduğu hareketlerde "hukuki" anlamda hiçbir sorun bulunmamaktadır. Firmanın kendine verdiği adlandırmadan başlayarak düzenlenen defilelere kadar hukuki süreçler anlamında bir sıkıntı olmayabilir. Ve tam da bu yüzden dolayı, bu hukuki korunaklı duruma karşı hukuki olan üzerinden işleyen ve fakat hukukun kendisinin de işlemediğini gösteren bir eylemle karşı koyulabilirdi. Dolayısıyla bu dava siyasidir; hukuki değil; ama daha da önemlisi hukukiliğin ne türden bir sahtelik içinde kendini koyutladığını da bizlere gösteren bir anlama sahiptir. Bu anlamda siyasal olan, hukuki olan içinden ilerleyerek ve kendi sözde hukukiliğini deşifre ederek "Hukuk"un foyasını ortaya çıkarmaktadır.

İKİ DAVANIN ORTAK YÖNÜ

Öte yandan içinde bulunduğumuz ve artık "topluca kapatılma" olarak adlandırmayı hak eden malum kapatılma süreciyle de ilginç benzerlik göstermektedir bu eylemin kendisi. AK Parti'yle ilgili dava, söylenecek birçok önemli nokta bir yana, tam olarak hukuki olanla siyasal olan arasındaki farkı bizlere bir kez daha göstermiş olması anlamında da önemlidir. Radikal Gazetesi'nde Vahit Bıçak'ın yazısında "kötü" bir şekilde atıfta bulunulan AK Parti'nin davaya karşı verdiği metin elbette siyasi bir savunmadır hukuki değil; değildir çünkü söz konusu süreç kelimen en saf anlamıyla siyasi bir durum arz etmektedir. Bu anlamda bu savunmanın teknik süreçler itibariyle hukuk kurallarını yerine getirip getirmediği bizi fazla ilgilendirmemelidir yahut önemli olan bu prosedürel olan mekanizmanın kendisi değildir. Önemli olan, hukuki durumun üzerinde bulunan siyasallık ilgili boyuttur ve bu anlamda da AK Parti'nin savunması, eğer bir gün olacaksa, hukuki olanında kapsaması, içinde barındırması gereken temel doneleri göstermesi anlamında kurucu-siyasi bir mahiyet arz etmektedir. Başka bir söyleyişle, bu savunma metninin siyasiliği, "hukuk"un içindeki, "Hukuk"un, yani hukukun kendi felsefi temellerinin açığa çıkmasını sağlamaktadır bir anlamda. Böylesi bir açığa çıkış ise, hukuki olanın kendisini ne türden süreçler üreterek siyasi-kurucu olanın ötesinde konumlandırdığını ve söz konusu olan korumacı refleksi ne türden süreçlerle işlettiğini açık etmektedir. Hukuk hiçbir zaman sadece hukuk değildir; eğer gerçekten siyasi bir eylemde bulunuluyorsa, bu siyasi eylem, tam olarak, bu hukukiliğin kendi varlık bulduğu kaba alanı parçalayacak güçlü bir anlama sahip olması gerekmektedir.

Batı'da özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra iyiden iyi tartışılmaya başlanan hukukla yani "legati"yle ilgili nokta hali hazırda içinde bulunduğumuz sürecin bizdeki tezahürleridir bir bakıma. Gorgio Agamben'in gayet net bir şekilde belirttiği gibi, hukuki olanın yani temel ilişkiselliği betimleyen ve bu ilişkiselliği koyutlayanın kendisi, küçük harfle hukukun ötesindeki bir anlama göndermede bulunmaktadır ve bu anlamda, tam olarak egemen nomos, hukuk ile şiddeti birleştirmek suretiyle, bunları belirsizlikle tehdit eden ilkenin kendisidir. Egemen, şiddet ile hukuk arasındaki belirsizlik noktasıdır ve şiddetin hukuk karıştığı ve hukukun da şiddete bulaştığı eşiktir. Başka bir söyleyişle, hukuki olan tam da egemen olan gücün kendini var kıldığı yegane moddur ve bu mod tam da şiddet ile hukuki olan arasındaki belirsizlikten meydana gelmektedir. Bu anlamda her iki örnekte de ortaya çıkan nokta, hukukla şiddet arasındaki o belirsizliği dair noktaya açığa vurması, onun bu örtük yapısının deşifre edilmesidir. Bayraktar'ın açtığı davada, hukuki olan içinde ilerleyerek, hukukun kendisinin biçimsel (boş) formunun şiddeti ortaya koyulmaktaysa, de AK Parti'nin savunma metninde söz konusu olan tam olarak, hukukun kendisinin böylesi bir eylemle askıya alındığını, hukukun örtük şiddetinin kendi kendisini deşifre edecek kadar ortaya koyduğunun, egemenin çıplaklaştığına dair boyutun kendisidir.

SÜREÇ HUKUK DARBESİ

Dolayısıyla son zamanlarda çok sık bir şekilde tekrarlanan "hukuk darbesi" tabiri, aslında bu anlamda anlaşıldığında doğru bir ifadeye tekabül edecektir. Egemenin kendisini hukuk ile şiddet arasındaki mesafede tanımlamakta ve zaten her durumda verilen yeni bir karar ile kendini tekrar tekrar ortaya koymaktadır. Dolayısıyla da bu iki davada, egemen(ler)in kendini besledikleri ve konumlandırdıkları hukuk ile şiddet arasındaki mesafenin, hukuk darbesi denilen eylemin var olabilmisini sağlayan şeyin, deşifre edilmesidir bu anlamda.

Benjamin şiddetin doğasını dair yazdığı "Şiddetin Kritiği" adlı metninde yasa koyan şiddet ile yasayı koruyan şiddet arasında ayrıma gider ve ikincisin değil ama ilkinin meşruluğundan bahseder. Buna göre, ilk şiddet, amaçlar değil araçlar üzerinden işlediği oranda var olan yasanın muhafazasının ötesinde, kendisinin içinde bulunan kurucu enerjiyle birlikte başka türden bir imkan ortaya çıkarmaktadır. Dolayısıyla da bu eylemin araçlar üzerinden işlemesi ise, (sözde) hukuki olanı da ortadan kaldıracak ve kendi meşruiyetini de bu kurucu iradede temellendirecek bir mahiyete sahip olacaktır. Bu meşruiyet siyasetin adıdır ve bu iki metinde de ortaya çıkan işte bu yasa koyan şiddetin (pozitif) gücü ya da bizde olmayan şeyin ta kendisidir.

Kaynak:
Bu haber toplam 926 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri