Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Koşener AK Partli mi?

10.08.2010 14:23
Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner’in AKP’yle kanı uyuşuyor

30 yılını Karargah'ta geçiren emekli Tuğgeneral Haldun Solmaztürk, Gazete Habertürk'ten Kutlu Esendemir'e çarpıcı tespitlerde bulundu.. Solmaztürk, 'İktidarla sorun yaşamaz. Koşaner'in AKP'yle kan grupları uyuşuyor' dedi.

* 'Koşaner merkeziyetçidir, iktidarla sorun yaşamaz'
* 'Orgeneral Işık Koşaner'in bende bıraktığı izlenim, benimsediği ve yarattığı yönetim iklimi olarak biraz aşırı merkeziyetçi olduğudur. Bu tali denebilecek konunun hükümet açısından bir sorun teşkil ettiğini sanmıyorum. Zaten kendileri temsil ettikleri siyasi ideoloji ve sosyal taban itibariyle hem fikri, hem de idari anlamda merkeziyetçiler. Bu anlamda kan grupları uyuşuyor bile denebilir'

TÜRKİYE, tarihte pek benzeri görülmemiş bir biçimde, 1 Ağustos'tan bu yana Yüksek Askeri Şura'yı (YAŞ) konuşuyor. Orgeneral İlker Başbuğ'un 30 Ağustos'ta emekliliğinin ardından yeni atanacak Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları üzerine Hükümet ile Karargah arasındaki kriz, 12 Eylül'de yapılacak referanduma ilişkin gündemi de öteledi.

ASKER HEP SUSTU
YAŞ sırasında, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atanması beklenen Jandarma Genel Komutanı Atilla Işık'ın ani bir kararla emekliliğini istemesi, Orgeneral Necdet Özel'in önümüzdeki dönemde Genelkurmay Başkanı olmasının engellendiği iddiaları, yine "internet andıcı"nda imzası bulunan ve ifade vermek üzere Adliye'ye çağrılan Orgeneral Hasan Iğsız'ın Kara Kuvvetleri Komutanlığı için Hükümet'in onay vermemesi pek çok senaryoyu da beraberinde getirdi. Hükümet kanadı çeşitli açıklamalar yapsa da, asker hep sustu.

Emekli Tuğgeneral Haldun Solmaztürk, bir kurmay olarak, 2005 yılına dek Genelkurmay Karargahı'nda 30 yıl boyunca görev yaptı. ABD'de, NATO'da, Birleşmiş Milletler bünyesinde çalıştı. Bugün YAŞ'ta adları tartışılan komuta kademesindeki subayların da yakın arkadaşı. Emekli Tuğgeneral Solmaztürk'le, isimleri kamuoyunda sıkça tartışılan eski arkadaşlarını ve Yüksek Askeri Şura krizini konuştuk:

1 Ağustos öncesi yaşanan gelişmelerden YAŞ'ın bu kadar gergin geçeceğini tahmin ediyor muydunuz?
Hiç şaşırmadım. Türk Silahlı Kuvvetleri'ni hedef alan geniş çapta, planlı, senkronize ve kesin hedefli bir savaş uzun zamandır sürdürülüyor. Burada savaş ifadesini özellikle kullanıyorum. Savaş diyorum, çünkü bu mücadelede hiçbir araç ve hiç bir yöntem esirgenmiyor, hukuk ve bu savaşı sürdüren çevrelerin siyasi emelleri dışındaki tüm kavramlar gözardı ediliyor. Bu savaşın 2007 yılındaki Cumhurbaşkanlığı krizinden sonra giderek şiddetlendiğini ve TSK'nın ne yazık ki, belki de savaşın ‘asimetrik' niteliği nedeniyle savunma durumunda kaldığını görüyorum.

Nasıl yürütülüyor sizce bu?
TSK'nın hukukun içinde kalma kararlılığı ve demokratik normlara saygı hassasiyeti çok ustaca ve acımasızca istismar ediliyor. Askeri tabirle ifade etmek gerekirse, savunma giderek oyalamaya ve bugünlerde geri çekilmeye dönüştü. Bu gidişin ricata dönüşmemesi için, siyasi iktidarın sağduyusu kadar TSK üst komuta kademesinin de bir şeyler yapmasına, bunu da bir an önce yapmasına ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

TSK sizin deyimizle, "Bir an önce ne yapabilir?"
Sayın Başbuğ'un iki kez açıkça ifade ettiği "asimetrik psikolojik savaş"ın, halk üzerinden ve cemaatin mülkiye, adliye ve medyadaki kilit elemanları ve birimleri eliyle yürütüldüğüne ilişkin çok sayıda inandırıcı iddia ve emare vardır. İktidar partisinin, "Şimdi sıra bizde" yaklaşımıyla bu duruma en azından seyirci kaldığı ortadadır. TSK'nın içine tespit edilemeyen sızmalar olduğu ortadadır. Bu durumla TSK'nın olağan teşkilatı ve çalışma yöntemleri içinde etkin olarak mücadele edilmesi mümkün değildir, olmadığı görülmektedir. Geçici olarak özel bir teşkilatlanmaya gidilmesi ve tek işi bu olan bir kadro oluşturulması gerekir. Halkı TSK hakkında söylenen her şeye inanır hale getiren propagandayla baş etmenin tek yolu halka ve medyaya doğru ve tatmin edici bilginin zamanında verilmesi, halk ve basınla ilişkilerin çağdaş ordularda olduğu gibi sağlıklı bir zemine oturtulmasıdır.

YAŞ'a dönersek Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Atila Işık neden emekliliğini istemiş olabilir?
Sayın Atila Işık, genç rütbelerden beri tanıdığım bir silah arkadaşım, büyüğümdür. Benim insanları değerlendirmede kriter olarak kullandığım bir özellik kendileriyle olan "Benlik" mücadelesini ne ölçüde bitirebildikleriyle ilgilidir. Bazıları bu mücadeleyi hiç bitiremez ve bu dünyadan öylece, geldikleri gibi göçerler. Atilla Işık bu mücadeleyi erkenden bitirmiş, gerçekte neyin önemli olduğunu, nelerin de hiçbir kıymeti harbiyesinin olmadığını gönül gözüyle görebilen bir bilge subaydır. Bu olgunluk seviyesine ulaşmış insanlar gereken yerde gereken adımları atmakta tereddüt etmezler. Kaldı ki, içinde bulunulan ortamda, herhangi bir generalin iktidarla işbirliği içinde olunduğu gibi algılanabilecek en küçük bir davranışa tevessül edebileceğini tahayyül edemiyorum. Bunu ne ordu, ne de Türk kamuoyu kabul edebilir. Muhtemelen de, dışarıdan göründüğü kadarıyla, halihazır tıkanmanın temel nedeni de budur.

Orgeneral Işık'ın istifa hamlesinin Orgeneral Necdet Özel'in 4 yıllık Genelkurmay Başkanlığı'nın elinden alınması anlamı taşıdığı iddia ediliyor. Böyle bir şey olası mı?
Şahsen böyle bir şeye kesinlikle ihtimal vermiyorum. Sonucu bu olabilir, ama sebebi bu değildir.

Sizin tanıdığınız Orgeneral Özel'i diğer arkadaşlarınızdan ayıran vasıfları nelerdir?
Sayın Necdet Özel'le silah arkadaşlığımız komşu birlik komutanları olduğumuz 2000'li yılların başına gider. Bu sınırlı sürede kendisinden her zaman büyük destek, dostluk ve samimiyet gördüm. Özellikle astlarıyla insani ilişkilerinin çok iyi olduğuna, her zaman engin hoşgörülü bir büyük ağabey gibi davrandığına şahit oldum. Üstlerinizle uyumlu çalışmak bir yerde kanuni zorunluluktur. Fakat astlarınızla ahenkli çalışmak güçlü karakter göstergesidir. Kendisi, tanıdığım kadarıyla, gerek askeri gerekse insani meziyetleriyle temayüz etmiş, herhangi bir siyasi iktidarla askeri görevinin sınırları içinde kalarak uyumlu çalışacak demokratik olgunlukta bir generaldir. Ayırt edici vasfının uyumlu çalışmak olduğunu söyleyebilirim.

Başbakan Erdoğan'ın açıklamalarından Orgeneral Işık Koşaner'in Genelkurmay Başkanlığı'nın da uygun görülmediği ortaya çıktı. Bu iki isim hangi nitelikleriyle Hükümet'ten veto yemiş olabilir?
Sayın Koşaner'le ilgili olarak Sayın Başbakan'ın konuşmalarından ben de bu sonucu çıkarttım. Ancak kendisinin elinde metin olmadığı zamanlarda genelde niyet etmediği anlamlara çekilebilecek beyanları olduğundan ihtiyatla karşıladım. Orgeneral Işık Koşaner'i yakından tanımıyorum. Bende bıraktığı izlenim, benimsediği ve yarattığı yönetim iklimi olarak biraz aşırı merkeziyetçi olduğudur. Bu tali denebilecek konunun hükümet açısından bir sorun teşkil ettiğini sanmıyorum. Zaten kendileri temsil ettikleri siyasi ideoloji ve sosyal taban itibariyle hem fikri, hem de idari anlamda merkeziyetçiler. Bu anlamda kan grupları uyuşuyor bile denebilir.

Peki ne olmuş olabilir?
Bugüne kadar siyasi iktidarı rahatsız edecek bir tutumu kamuoyuna yansımadı. Ama son yıllarda Güneydoğu'da yaşananlar bir başarısızlık görüntüsü vermiş olabilir. Bunun hükümet açısından olumsuz siyasi sonuçlarının olduğu da yadsınamaz. Tabi bu söylediklerim tamamen spekülasyondur.

Şura'dan gelen ilk haberler, Hükümet'in tek çekincesinin "internet andıcı"nda adı geçen Orgeneral Hasan Iğsız olduğu yönündeydi.
Sayın Hasan Iğsız hakkında, Cemaat medyası tarafından uzun zamandır sürdürülen bir karalama ve yıpratma kampanyası olduğunu yakından biliyor, takip ediyorum. Kendisi açıkça bir tehdit olarak algılanıyor. Bunun sebebinin, demokratik Cumhuriyet'in temel değerlerinden taviz vermeme konusundaki dik duruşu olduğunu sanıyorum. Bunu söylerken kuvvet komutanı ve ileride Genelkurmay Başkanı olacak başka bir generalin dik durmayacağını kastetmiyorum. Ama insanlar arasında farklar vardır, her alandaki olumlu ve olumsuz farkları yaratanlar da insanlardır. Hasan Iğsız olumlu farklar yaratan bir askerdir.

Kanun ve yönetmeliklere bakıldığında, terfilerin Genelkurmay Başkanı'nın teklifi ve iktidarın onayıyla gerçekleştiği görülüyor. Son söz ise Cumhurbaşkan'na ait. Bu noktada Genelkurmay'ın direnci nasıl okunmalı?
Evet, kanun böyle diyor. Zaten Genelkurmay da bunu sorgulamıyor. Aslında ordu demek daha doğru olur, çünkü bu gelişmelerin sadece Genelkurmay Başkanı'nın hatta sadece kuvvet komutanlarının kişisel tutumu olduğunu sanmıyorum. Bu duruş ordunun kurumsal duruşunu yansıtıyor. Diğer kurumlardaki kadrolaşma ve fiili işgalden sonra devletin yeniden dizayn edildiği, edilmek istendiği görülüyor olmalı. TSK'nın da, YÖK gibi, TRT gibi, TÜBİTAK gibi, Anadolu Ajansı gibi veya RTÜK gibi, bazı bakanlıklar gibi; ki bu anlamda İçişleri Bakanlığı açıkça öne çıkıyor, kadrolaşma ve sindirme yoluyla, belli bir siyasi ideolojinin maşası haline dönüşmesini açabilecek yolun taşlarının döşenmesinde rol almayı kabul edemiyorlar. Göründüğü kadarıyla tüm sorumluluk ve inisiyatif tüm siyasi sonuçlarıyla hükümete bırakılmış durumda.

Karargah'ta uzun yıllar görev yaptınız. Generaller arasında klikler, gruplaşmalar ya da dünyaya bakış anlamında yakınlaşmalar mı vardır?
Böyle bir duruma şahit olmadım. En azından kendimin hiçbir zaman hiçbir grubun içinde olmadığımı, böyle bir gruplaşma algılamadığımı, kendimi herhangi bir gruptan dışlanmış hissetmediğimi söyleyebilirim. Böyle bir olgu orduya büyük zarar verir. Bunun örneklerini başka bazı kurumlarda görebiliriz. Ordunun gelenekleri içinde gruplara veya kliklere yer yoktur. Bazen böyle yanlış algılamalarla bazı kişisel tasarruflarda bulunanlar olmuşsa da, bunlar son derece sınırlı kalmıştır.

'ASİMETRİK SAVAŞTA, ESKİ KOMUTANLARIN DA VEBALİ VARDIR'
Kimi gazetelerde, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un sürmekte olan kimi davalardan tutuklanmamak için çaba gösterdiği iddia ediliyor. Siz bu iddiaya ne dersiniz?
Sayın Başbuğ'u yakından tanırım. Bu iddiadan murat, "Kendini kurtarmak için silah arkadaşlarını feda ediyor" ise böyle bir şeye kesinlikle ihtimal vermem. Ancak koşullar ağırdır ve ne yazık ki, kendisinden önce görevde olan Genelkurmay Başkanları işlerin bu noktaya gelmemesi, yani ordunun kendi ülkesinde, "Asimetrik psikolojik savaş"a maruz kalmaması için gerekli dikkati ve özeni göstermemişler, önceliklerin belirlenmesinde hatalar yapmışlardır. Bu tamamen farklı bir konu ve belki ayrı bir röportaj konusudur. Bunu söylerken Sayın Başbuğ'un hiçbir hatası yoktur anlamında söylemiyorum. Herkesin, her generalin, amiralin ben dahil az veya çok hatası, ihmali, bir şekilde vebali vardır. İnsanların rütbe ve makamı yükseldikçe sonuçlardaki payı da artar.

Generaller görev yaparken, cezaevine girmeyi de göze alır mı?
Teoride, görevin bir parçası olarak mezara girmeyi göze alanlar, hapse girmeye de hazır olurlar. Fakat yakın zamana kadar ancak rüyada görülebilecek, bir asker için son derece onur kırıcı böyle bir ihtimalin bugün sıradanlaşması, bir anda yüzlerce general ve amiral hakkında tutuklama kararları çıkartılabilmesi, hatta ordu komutanlarının terör örgütü yöneticisi olarak sanık sandalyesine oturtulabilmeleri, ancak ileride anlaşılabilecek, ders alınması gereken, gelecek nesillere ibretlik bir durumdur.

'DEMOKRASİLER DEMOKRASİ KÜLTÜRÜYLE MESAFELER ALINIR'

Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in, YAŞ'taki gelişmeleri değerlendirken, "Türkiye'de artık herkes herkesin yasalarla tanınmış hukukuna, yetkisine ve varlığına sabır ve saygı gösterecektir" vurgusu sizce demokratik anlamda alınan mesafenin bir sonucu değil mi?

Şüphesiz demokrasi askerlerin siyasi otoriteye saygı göstermesinden ibaret değildir. Sorun bu sözleri sarf eden beyefendinin içinde bulunduğu Hükümet'in, Cumhuriyet'in diğer kurumları gibi ordunun da hukukuna, yetkisine ve varlığına sabır ve saygı göstermemesi, orduyu da örneğin polis gibi cemaat desteğiyle, parti ordusuna dönüştürme çabasıdır. Demokratik anlamda mesafe alınan bir ülkede hükümetler, herşeye ve herkese rağmen, anayasalar dayatmaya kalkmazlar, bu uğurda halkı düşman kamplara bölmezler. Demokrasiler demokrasi kültürüyle mesafe alır, itaat ve tahakküm kültürüyle değil. Sayın Bakan'a demokrasinin ne olduğu ve özellikle de ne olmadığı konusunda birkaç kitap okumasını öneririm. Belki o zaman demokratik bir ülkede başbakanın takdir hakkını kullanmasıyla, padişahların fermanları arasındaki farkın farkına varacaktır

Bu haber toplam 1716 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri