Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İslam’ın rolü niçin büyüyor?

26 Haziran 2008 / 14:11
İslam Dünyası'nın Uluslararası ilişkilerde rolü giderek artarken, Batı'nın nüfuzu ise hissedilir derecede azalıyor
Rusya Dışişleri Bakanlığına bağlı Moskova Uluslararası İlişkiler Üniversitesi Uygarlıklar Ortaklığı Merkezi müdürü Binyamin Bobov, Rus Nonvosti Haber ajansının sitesinde yayınlanan makalesinde İslam Dünyasının Uluslararası ilişkilerde giderek artan rolünü ele aldı.

Yazısına İslam dünyasının daha önceki dönemlere göre dünya siyasetinde daha çok rol oynadığını belirterek başlayan Bünyamin Bobov, tezini şu sözlerle açıklıyor:

Çağımız dünyası şu an, geçen beş yüzyıldır yeryüzünde mutlak hâkimiyet kurmuş olan Batı uygarlığı nüfuzunun hissedilir derecede azaldığı bir geçiş süreci yaşamaktadır. Bu uzun hâkimiyet döneminden sonra bugün Batı, kendi değer, görüş ve hayat tarzını diğer uygarlıklara zorla benimsetme gücünden aciz durumdadır. Artık diğer halklar ve kültürler giderek artan bir özgüvenle ben de varım diyorlar.

Bu ortamda İslam dünyası daha önceki döneme göre dünya siyasetinde çok daha önemli rol oynamaktadır. Bu öncelikler İslami dayanışmanın gelişmesi ile sağlanmıştır. İslam Konferansı Teşkilatı bünyesinde 57 ülkeyi toplamaktadır. Üye bakımından Birleşmiş Milletlerden sonraki ikinci büyük teşkilattır.

İslam Konferansı Teşkilatı (IKT)'nin çalışmalarından övgüyle söz eden yazar, Amerika'nın Birlemiş Milletler (BM)'yi kendi işgalci ve haksız siyasetine alet etmesi nedeniyle BM'nin itibar kaybettiğini, İKT'yi de sürekli baskı altında tuttuğunu şu sözlerle ifade ediyor:

Son yıllarda Batı ülkeleri ile İslam dünyası ülkeleri arasında gerginliklerin artması göz önüne alınınca, İslam Konferansı Teşkilatının İslam – Hıristiyan diyalogu ve kültürler, uygarlıklar ve dinler arası diyalog için büyük çabalar harcadığı görülür. İKT bir yandan diyalog için çalışırken diğer yandan da Batı’da gittikçe yaygınlaşan İslamofobiya ile mücadele için yoğun çaba harcamaktadır.

İslam Konferansı Teşkilatı’nı ayrıcalıklı kılan hususlardan biri de kuruluş sözleşmesinde “ Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ve Uluslar arası Hukuk kurallarına” bağlı kalmayı kararlaştırmış olmasıdır. Oysa tüm dünyada Amerika’nın bu kuruluşu kendi işgalci ve haksız siyasetlerine alet etmesi nedeniyle BM’nin itibarı en alt seviyelere gerilemiş durumdadır.

İslam Dünyasının Birleşmiş Milletleri niteliğindeki İslam Konferansı Teşkilatı bünyesinde birçok önemli kurum mevcuttur. Mesela İslam Kalkınma Bankası 45 milyar dolar sermaye ile kurulmuştur. İslam Kalkınma Bankası İslam ülkelerinin ekonomisinin gelişmesi için önemli katkılar sağlamaktadır. Üye ülkelere çok elverişli şartlar ile kredi vermektedir.

Amerika Birleşik Devletleri bu uluslararası örgütü sürekli eleştirmekte ve baskı altında bulundurmaktadır. Fakat İslam dünyasının ve İslam ülkelerinin dünyada etkinliğinin artmasının tek nedeni İslami dayanışma değildir.

Binyamin Bobov, İslam'ın rolünün büyümesinde hangi etkenlerin etkili olduğunu maddeler halinde şöyle sıralıyor:

İslam’ın rolü niçin büyüyor?

1- İslam’ın rolünün büyümesinde ekonominin büyük önemi var. Tüm dünyadaki mevcut petrol ve doğal gaz rezervlerinin üçte ikisi İslam dünyasında bulunmaktadır. Ayrıca bu bölgedeki petrol kalitesi ve uygun fiyatı ile temayüz etmektedir.

2 – İslam dünyası ülkelerinin sahip oldukları mali imkânlar.

Petrol fiyatları şu an ki gibi varil başı140 dolar civarında devam ettiği takdirde, petrol ihraç eden yedi körfez ülkesinin geliri yıllık bir trilyon doları geçecektir. Bu demektir ki İslam ülke dört beş yıl içinde önemli bir mali etki gücüne erişmiş olacaktır. Bu da, bu alandaki güç dengelerinin kesinlikle değişmesini gerektirecektir.

3- Bununla beraber demografik unsur İslam Dünyasının yeni rolünün belki de en önemli dayanağı olacaktır. Bugün Müslümanların yeryüzündeki sayısı 1,4- 1,5 milyar civarındadır.

Tüm uzmanların ittifakıyla bundan 15 yıl sonra İslam mensupları açısından dünyanın birinci dini olacaktır. Büyük olasılıkla bu on beş yıldan önce de gerçekleşebilir. Bu, İsrail için de büyük bir tehlikedir. Bugün işgal edilmiş Filistin topraklarında on milyon insan yaşamakta ve Yahudi nüfusu az bir farkla öndedir. Fakat üç- beş sene içinde üstünlük Filistinlilere geçecek. Zira Filistinlilerin doğum oranı Yahudilerin doğum oranından iki kat yüksektir.

4- Psikolojik etken.

Müslümanlar manevi olarak çok daha güçlüler. Bunu Avrupalılar da itiraf ediyor. Müslümanlar davalarında haklılar ve adiller. Maddi refahı yakalamış olan Avrupa manevi bakımdan bir açmaz içindedir. Hıristiyanlık etkisini yitirmiş durumdadır. Fakat Avrupa da yaşayan Müslümanlar inanç vadileri oluşturmuş durumda ve haklarına sahip çıkma bilincine varmış durumdadır.

Her ne kadar İslam adına işlenen bazı terör olayları normal olarak bazı Batılıların gözünü korkutmuş olsa da bu birçok Batılının adalet, sevgi ve müsamaha dini olarak gördükleri İslam’a teslim olmalarını, Müslüman olmalarını engellememiştir. Bugün İslam dünyası kaynaklarının çoğun dini aşırılıklarla mücadeleye ayırmaktadır. Bu problemin hali İslam dünyasının hızını daha da artıracaktır.

Ilımlı güç

İslam Dünyasında ılımlı güçlerin dayanışması artan bir güvenle daha da geliştiğini ifade eden Bobov, Batı'nın terörle itham etmek için birbiriyle yarıştığı İslami oluşumlar hakkında şüphe uyandırmak, artık her zamankinden çok daha zor hale geldiğini savunuyor. Bobov, bunun en iyi delili olarak da, birbirleriyle ihtilaflı Lübnanlı gruplar arasındaki Doha anlaşması ve geçen hafta Mısır’ın arabuluculuğuyla sağlanan Hamas-İsrail ateşkes anlaşması olduğunu belirtiyor.

Son yıllarda Rusya'nın İslam dünyası ile olan ilişkilerinin gelişme göstermesi ve İslam Konferansı Teşkilatı'na üye olduğunun vurgulayan yazar, Rusya'nın Batı ile Doğu arasındaki köprü olabileceğini şu sözlerle savunuyor:

Rusya’nın her iki tarafla ilişkileri ve bağları dolayısıyla Batı ile Doğu arasında köprü olması mümkündür. Rusya, Batı ile İslam dünyası arasında karşılıklı anlayış ve yardımlaşma atmosferi oluşturabilir ve bunu geliştirebilir. Rusya’nın İslam Dünyası ile olan ilişkileri son yıllarda olağanüstü derecede bir gelişme gösterdi. 2005 yılında gözlemci sıfatıyla İslam Konferansı Teşkilatına üye oldu. Bu bir yandan Rusya’ya İslam Dünyasını daha iyi anlama ve gelişmeleri yakından gözleme imkânı verirken diğer yandan da İslam Dünyasına Rusya’nın sorunlarını yakından algılama imkânı sağlamaktadır. Rusya çeşitli din ve ırk etnik unsurlarından oluşmuş bir ülkedir. Resmi rakamlara göre Rusya’daki Müslüman nüfusun sayısı on dört milyonun üzerindedir. Bu da ülke nüfusunun %10’una karşılık gelmektedir.

Bu gün yeryüzü adaletsizlik sorunu yaşamaktadır. Birçok kimse Rusya’nın rolünün arttığı hususunda hemfikirdir. Moskova, uluslararası ilişkilerde artan rolünü dünyadaki ahlaki ve ruhi açılıma katkı sağlama yönünde kullanma siyaseti gütmektedir. İslam Dünyası da Rusya’yı büyük bir dost ülke olarak görmektedir. Biz, dünyada karşılıklı anlayış ve işbirliğinin gelişmesine, uygulanabilir dengeli çözümlere ulaşılmasına en çok katkı sağlayabilecek bir ülkeyiz.
Bu haber toplam 824 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri