Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İslamcılar ve ABD ile İlişkiler

26 Ağustos 2008 / 10:19
İslami hareketleri ABD mi destekliyor? ABD Afgan mücahitlerini SSCB'ye karşı niçin destekledi?
Rejim yanlısı laiklerin ve sözde sol düşünceye özde ise rejimlere bağlı kişilerin İslamcılardan nefret ettiklerini, hatta bu nefretlerini İslam'ın kendisinden yönelttiklerini, bir sabah uyandıklarında dünyadaki mescitlerden, sakallılardan, cübbe giyenlerden tüm bunlardan da önce Kur'an-ı Kerimler'den arındırılmasını temenni edenlerin bulunduğunu biliyorduk.

Ancak durum İslami Hareketlerin faaliyetleri, düşünürleri, uleması, kitle tabanıyla Amerikan emperyalizminin zulmüne karşı mücadelede başı çektiği olgusunu inkâra kadar varmış bulunuyor ki bunu hiçbir şekilde kabul etmek mümkün değildir.

Amerikan Ulusal İstihbarat Konseyi eski üyesi Graham Fuller, “İslamsız Dünya” başlıklı makalesinde, Ortadoğu'nun ve Asya'nın aldıkları mağlubiyet ve maruz kaldıkları zulüm ve ezilmeye ilişkin tarihsel bir bellek olmamış olsaydı bu bölgelerin çok daha kolay bir şekilde parçalanıp Amerikan hegemonyasına boyun eğmiş olacağını ifade ediyor. Fuller ekliyor: “İşte ABD'yi İslam dünyasıyla olan mücadelesinde çaresiz bırakan olgu budur.”

Bizim Fuller'in şahitliğine ihtiyacımız yok ancak, İslam'ın adı anıldığında ya da İslami yaşantı dile getirildiğinde kendilerini çılgınca düşüncelere kaptıran bazılarının hallerini görünce bu tanıklığı zikretmek zorunda kaldık. Bu tipler, İslami hareketlerin Amerika ile ilişkileriyle ilgili geçmişte bir kez meydana gelmiş olan ABD'nin Afganistan'daki mücahitlere verdiği desteği dillerine dolamaktadırlar.

Gerçekte, Afgan cihadı ABD'nin müdahalesi gerçekleşmeden önce başlamış ve 4 yıl devam etmişti. ABD ise bu gerçeği gördükten sonra sırf SSCB'nin nüfuzunu kırabilmek için Afgan cihadından yararlanmaya çalışmıştır. Ancak Afgan cihadını yakından takip edenler, burada sadece belirli grupların Amerika'dan yardım aldığını, çoğunluğun ise Arap ve İslam ülkelerinden gelen yardımlarla cihadı sürdürdüğünü bilir.

Doğru, belki de ABD'nin desteği olmasaydı Arap ve İslam ülkelerinden gelen yardımlar bu kadar kolay yerine ulaşmayacaktı, ancak kesin olan bir başka husus da bu ülkelerin kendi çıkarları için komünizmin kuşatılmasının yararlarına olacağına inanıyor olmalarıdır.

Durum ne olursa olsun, 80'li yıllardan önceki durumla sonraki durum aynı değildir. Afgan cihadına İslam ülkelerinden destek verenler bir gün için bile kendilerinin Amerika'yı destekledikleri hissine kapılmamışlar, onunla müttefik olma gibi bir istekleri hiçbir zaman olmamıştır. Hatta doğru ya da yanlışlığı bir tarafa, İslami hareketlerin ateizme dayalı Sovyetler Birliği projesinin ABD projesinden daha tehlikeli bulunduğu ve Amerika'yla İslami kesimlerin çıkarlarının kesiştiği dönemlerde bile bu istek ve hissi hiçbir zaman oluşmamıştır.

80'li yılların sonunda, soğuk savaşın bitimi ve Birinci Körfez Krizi'nin başlamasıyla dengeler tersine dönmüş, ABD ve müttefikleri Araplardan yüz çevirerek, ABD'ye karşı muhalefetin başını çektiğine şahit olduğu İslami hareketlere karşı cephe alarak tutumunu netleştirmiştir. Çünkü İslami hareketler, ABD'nin ya doğrudan ittifakları ya da İsrail'in varlığını sürdürmesi için hayati öneme sahip Arap rejimlerini tehdit eder hale gelmiştir.

İsterseniz tarihi tanıklığa çağıralım: İslami hareketler gerçeğine düşmanlık edenler istediklerini söylesinler, ancak vakıa başka şeyler söylüyor. Bugün bizi ilgilendiren, İslami hareketlerin Amerikan saldırılarına karşı mücadelesini inkâr eden, bunu yok sayan ve bu anlayışa karşı tarihi anlamda birçok delil getiren anlayıştır.

Ayrıca ABD'nin İslami hareketlerin her türlüsüne karşı düşmanlığının arkasında gizlenen gerçek nedene değinmek de son derece önem arz etmektedir. Belki ABD, bu hareketlerin bazılarını bazılarına karşı kullanıyor alabilir ancak bu, daha radikallerin tasfiye edilmesinden sonra ılımlarının tasfiye edilmeyeceği anlamına gelmemektedir. Bazen de ABD, mecbur kaldığı için bazı İslami yapılarla temasa geçmektedir. Bu da hiçbir zaman ABD'nin İslami yapıları desteklediği anlamına gelmez.

Ancak biz, İslam karşıtlarının ifadesiyle en bağnazları tasfiye edilse dahi, İslami hareketlerin ABD tarafından düşman olarak algılanmaya devam edeceğini ifade ediyoruz. Bunu şunun için söylüyoruz: Amerikalılar bazen lisan-ı hal ile bazen de doğrudan, Siyonistlerin şekillendirdikleri bataklık ve sivrisinek teorisini dile getirmektedir ki bu teoriye göre bataklık kurutulmadan sivrisineklerle mücadele etmek imkânsızdır. Burada sivrisineklerle terör, şiddet ve cihad yanlısı hareketler kast edilirken bataklıkla ise basitçe İslam kast edilmektedir. İslam ümmetinin zihninde din bulunduğu sürece bunun bir dindarlık üretmesi doğaldır. Dindarlaşma ise birlik, özgürleşme, dış baskının ve şiddetin reddedilmesi gibi değerleri savunmuş olması nedeniyle kim nasıl isterse öyle isimlendirsin, direniş, şiddet ve terör üretecektir.

Bu nedenle yönetimler, onun daha da yaygınlaşmasına izin vermeyecektir. Ancak mevcut durum, bazılarını geleneksel selefiliği eylem yanlısı İslam ve cihad yanlısı selefiliğe karşı kullanmaya mecbur edebilir. Bununla birlikte başta dış saldırıların artış göstermesi gibi objektif olgular değişmediği sürece insanların birinci renkten ikinci renge evrilmesi ihtimali halen varlığını sürdürecektir.

Bazıları ise sufi cemaatleri aynı yönde kullanmaktadır. Ancak şunu da yeri gelmişken ifade etmek gerekir ki sufi cemaatler emperyalizmin İslam dünyasını işgalinden önce ve sonra ortaya çıkan şartlarda cihadi yönü daha belirgin bir hal almıştır. Bu noktada Ömer el-Muhtar ve Mehdi hareketi örnek olarak verilebilir.

İslam dünyasına yönelik saldırıların başında ABD'nin ve birçok Batılı ülkenin emperyalist karakteri öne çıkmaktadır. Bu karakter, ümmetin parçalanmasını, içindeki güç unsurlarının yok edilmesini ya da zayıflatılmasını gerektirmektedir. Böylece hedef tahtasındaki devletler Batı emperyalizmi için tüketim pazarı ve hammadde kaynakları olarak kalacaktır. Ancak son yıllarda giderek önem kazanmaya başlayan başka daha önemli bir konu ise İsrail faktörüdür. Özellikle de ABD'nin başına, İsrail'in çıkarlarının korunmasının ABD'nin çıkarlarının korunmasından daha öncelikli olduğunu düşünen insanların gelmesiyle bu eğilim daha da artmıştır. Doğal olarak, Beyaz Saray'daki yönetim değişse bile bu alanda hızlı bir değişikliğin olma ihtimali düşüktür. Çünkü Siyonistlerin ABD'deki gücü, hiçbir başkanın kendisine direnemeyeceği kadar güçlüdür. Özellikle de sağcı Siyonist Hıristiyanların Cumhuriyetçi Parti'ye hâkim olmasının ardından Siyonist lobiler, Demokratları ve Cumhuriyetçileriyle Kongre'yi tamamen kontrol altına almış görünmektedir.

Bu arka planda ABD ile İslami hareketler arasındaki çatışma kökleşirken öte yandan taraflar arasındaki silahlı çatışma merkezleri artmaktadır.

Bu çerçevede Filistin, Irak, Afganistan ve Lübnan iki taraf arasındaki sıcak çatışma alanları haline gelmiştir. Bölgede İsrail lehine değişiklikler yapılmasının önündeki en büyük engelin Irak'taki İslami Direniş gerçeği olduğunu görmemek için kör ya da önyargılı olmak gerekir. İsrail'in önce 2000 yılında sonra da 2006 yılında Hizbullah tarafından mağlup edildiği gerçeğini görmeyenler de kördür. Gazze'den çekilme dışında çok büyük başarılara imza atmamış da olsa, İslami Direniş'in Siyonistlere yanı başında büyük tehdit teşkil ettiğini görmemek için de kör olmak gerekir.

Ayrıca Afganistan'da ilk başlarda İslami hareketi bitirmek için oluşturulan Taliban'ın daha sonra Amerika için ne kadar büyük bir baş belası haline geldiğini görmemek için de neden yoktur.

Durum sadece yukarıda zikrettiğimiz hallerle de sınırlı değildir. İslami hareketler, gerek söylem, eylem ve günlük siyasi faaliyetleriyle gerekse de daha önce işaret ettiğimiz ortak çatışma alanları şeklinde olsun bütün renkleriyle dünyadaki en önemli direniş odağını temsil etmektedir.

Burada, İslamcıların ABD ile ilişkileri konusunda 'karşı konulamaz hakikatler' ileri sürenler bize cevap vermeye kalkacak ve bazı İslamcı şahsiyetlerle ABD'nin orada burada görüşmeler yaptığı hakkındaki hikâyeleri önümüze delil olarak koyacaklardır.

İlk bağlamda, olay son derece komik olmaktadır, çünkü İslami siyasi güçler, genel olarak Siyonistler dışında herhangi bir kişi, kurum ya da hareketle diyalog kurmakta beis görmemektedir. Biz bazılarıyla bu konuda anlaşamamakla birlikte diyalogdan önce tutumun netleştirilmesi zarureti olduğuna ve bu diyaloğun ya da görüşmelerin harekete zarar mı yarar mı getireceği konusunda hesaplamalar yapmaları gerektiğine inanıyoruz. Ancak tüm bunlara rağmen önemli olan sonuçtur.

Burada basitçe, görüşmeler sonucunda ABD'nin her defasında mevcut düzenlerin (İslami hareketlerden) kendilerine daha yakın bulduğunu söylemek mümkündür. Bu da ABD'nin reformlarının kendisine daha fazla düşmanlık getireceği konusundaki kanaatinin ardından ıslahın ne kadar gereksiz olduğunu ortaya koyar niteliktedir.

Buradaki kanıtımız, muhalefeti bastırmak ve seçimlerde istediği gibi hile yapmak için rejimlere verilen zımni yetkidir. Öte taraftan seçimlerin gerçek anlamda yapılmaması bahane edilerek rejimler üzerindeki reform sopası eksik olmayacaktır.

İkinci boyut ise İnsanların İslami hareketlerin (Şii ve Sünni bazı partilerin) ABD ile işbirliği yaptığına ilişkin söyledikleriyle ilgilidir. Burada açık bir dille genel olarak İslamcıların Amerika'yla girilen bu işbirliğini kınadığını, aynı şekilde Afganistan'daki bazı İslamcıların ABD ile işbirliğini de protesto ettiklerini rahatlıkla söyleyebilirim.

Türkiye'deki AKP'ye gelince, onu başka bir bağlamda değerlendirmek gerekir. Bu konu Washington ve Telaviv'le girmiş olduğu işbirliği açısından değerlendirilemez çünkü Türkiye devleti, bu stratejik seçeneğini yıllar önce yapmıştır, binaenaleyh bu seçeneğin kısa sürede değiştirilmesi mümkün değildir. Ama asıl gözden kaçan şey, AKP'nin İslami değil laik bir parti olduğunu bizzat kendisinin de ifade etmesidir. Tıpkı bizim yaptığımız gibi Türkiye'de bunu eleştirmekte olan başka İslamcılar da bulunmaktadır.

Geriye kalan, ABD'nin ve Batı'nın, AKP'nin liderleri İslami arka plana sahip kişiler olmasına rağmen, bu partiye ilişkin tutumu konusunda bir takım soru işaretleridir.

Bunu söylüyoruz çünkü laiklerin bu partiye yönelik karşı saldırı kampanyasında ve partinin kapatılmasına çalışan bu faaliyetlere karşı şu ana kadar ABD'den herhangi bir destek gelmiş değildir.

Özetle, İslami hareketler olgusu, hareket ve tabanıyla, mescitleri ve eğitim kurumlarıyla bölgedeki Amerikan ve Siyonist saldırılarına karşı direnişin bayraktarlığını yapacak, cihad ve şehadet kültürünü devam ettirecektir. Bunu söylerken vatanseverlerin ya da solcular içerisindeki şerefli insanların mücadelelerini kesinlikle yok saymıyoruz.

Ancak bu hareketlerin bizzat kendileri, tıpkı bizim ve ümmet içerisindeki samimi insanların yaptığı gibi bazen İslami hareketlerin yapıp etmelerini şurada ya da burada eleştirse de emperyalizme karşı savaşın bayraktarlığını İslami hareketlerin yaptığını söylemektedir.


*Filistinli gazeteci-yazar.

Bu haber toplam 756 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri