Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İsrailliler, Karadeniz Yaylalarında...

27.03.2010 20:18
Son günlerde Karadeniz yaylalarında sıklıkla görülmeye başlayan İsrailli turistlerin genetik avına çıktıklarını biliyor muydunuz?

Yeni çıkan “Deccal Tabakta: Siyasi, Dini ve Vicdani Açıdan GDO” adlı kitabın yazarı Gıda Hareketi Başkanı Kemal Özer, Vakit’e çok önemli açıklamalarda bulundu. Son günlerde Karadeniz yaylalarında sıklıkla görülmeye başlayan İsrailli turistlerin genetik avına çıktıklarını belirten Özer, “Bir İsrailli bir yere gidiyorsa mutlaka ajanlık yapıyordur. Bu hem inançlarının gereğidir hem de bunu bir vatandaşlık ödevi olarak görür. Karadeniz’in köylerinde ve dağında dolaşan bir İsrailli ya başka bir amaçla oradadır ya da genetik ava çıkmıştır. Geçtiğimiz yıllarda Akdeniz Üniversitesi ile yaptıkları işbirliğinde, hibrit ve GDO’lu olmayan tabiî tohum getiren öğrencilere notebook verme kampanyası başlatmaları da bunun en büyük delili sayılabilir” dedi.

ASLAN DEĞİRMENCİ’nin Röportajı

Gıda Hareketi Başkanı Kemal Özer’in “Deccal Tabakta: Siyasi, Dini ve Vicdani Açıdan GDO” adlı kitabı ‘Hayy Kitap’tan çıktı. Kitap, ‘Global devlerin oyunu’nu nasıl bozacağınızı, sofranıza habersiz oturan Deccalî güçlerle nasıl savaşacağınızı, anlatıyor. Genetik yapısı değiştirilmiş yiyeceklerle ilgili “derin gerçeklerin” yer aldığı kitabın yazarı Kemal Özer, Vakit’e konuk oldu. Vakit’in sorularına verdiği ilginç cevaplar ile küresel güçlerin yeni planlarını deşifre etti.

“BİLİM TİCARİ BİR META HALİNE GELDİ”

-İsterseniz önce şunu açalım. Birçok insanın kafasında bilim kavramı ilerleme, medeniyet, refah, iyilik, güzellik kavramları ile bir arada düşünülüyor. Günümüzde bilimin insanlığın ortak faydası için yapıldığını söyleyebilir miyiz?

İbn-i Sina diyor ki; ‘Tıbb insanlara meslek olduktan sonra ilim olmaktan çıkmıştır.’ Ah keşke bu sorunuza ‘evet’ demek mümkün olsaydı. Ne yazı ki bilim ticari bir meta halini almıştır.

“BİLİMİ ‘TRUVA ATI’ KONUMUNA GETİRDİLER”

-Şu anda bilim kimin için yapılıyor? Daha doğrusu şöyle soralım; bilimin patronu kim?

Bilimin hedefi insanlığın ortak faydasının aksine küresel güçlerin amaçlarına ulaşmasını sağlamayı hedefliyor. Yani bilimin patronu Bilderberg’in kurucusu Rothschild ve Rockefeller aileleridir. Bilim onların belirlediği hedefe koşan birer ‘Truva atı’ konumuna getirilmiş durumda.

“GERÇEĞİ GÖRMEMİZ ENGELLENİYOR”

-Biyoteknoloji, canlılar üzerinde uygulanan teknoloji anlamına geliyor olsa gerek. Canlı ve teknoloji kelimelerini kafamızda yan yana koymak çok güç. Canlılar üzerinde nasıl bir teknoloji uygulanıyor?

Evet, aynen öyle. Canlı organizmaların yapısını geliştirme adı altında tahrif ve tahrip etme teknolojisi. Kimi çevreler hemen bundan bilim karşıtı bir çıkarımdan bulunabilirler. Bu onların kötü niyetinden değil gerçeği görememelerinden kaynaklanıyor. Çoğunlukla önümüze konulan bir oyuncakla oynamaktan gerçeği göremiyoruz. Bu da malum çevrelerin bir planı.

“EMPERYALİSTLER BİR ZULÜM SİSTEMİ KURDULAR”

-Klonlama, hibrit tohum, GDO, kalıtım mühendisliği, genetik mühendisliği, bu terimler ne anlama geliyor, okuyucularımız için biraz açabilir misiniz?

Bu terimler aslında birbirini tamamlayan kavramlar veya teknolojiler. Canlıların yaşamı için en vazgeçilmezlerin başında yer alan tohumun insanlığın ortak mülkiyetinden küresel birkaç gücün nihayetinde de biraz önce zikrettiğimiz iki ailenin mülkü haline getirilmesinin ilk adımı hibrit tohum teknolojisidir. Aşı yöntemi ile karıştırılan bu yöntem bir aşılama ve geliştirme değildir. Mülkiyet değişimi için uydurulan kocaman bir yalan ve palavradır. Tür içi gibi sunulsa da kısırlaştırması, tarım kimyasallarına bağımlı hale getirilmesi ve tohum mülkiyetinin el değiştirmesi nedeniyle GDO’dan daha çok üzerinde durulması hak eden ve GDO’nun birinci safhasıdır. GDO’lu tohum ise hibrit tohumun ikinci adımı tümüyle türler arası transferle felaketin kendisi. Hibrit felaketin birinci, GDO ikinci, nano gıda ise üçüncü adımı. Bu safhalarda artık gıda sandığımız hiçbir şey gerçek değil. Bir otomobil gibi petrol tüketen insan ve hayvanlar haline getirilme süreci. Yani yok oluşa son hızla ilerleme. Klonlama ise bir canlının fotokopisini çekme hadisedir. Fotokopi ne kadar gerçekse klonlanmış canlı da aslına oranla o kadar gerçek. Klonlama bugünkü bilgiler ışında hiçbir zaman sürdürülebilir bir teknoloji olarak durmuyor. Ayrıca sanıldığının aksine klonlanın tıpkısı değil sadece fizyolojik benzerliği olan, farklı bir ruh taşıyan benzer bir canlı. Kalıtım Mühendisliği ise canlı organizmalar üzerinde bilim ve teknoloji adına uygulanan bu yeni sürece verilen yeni maske isim. Özetle, Kalıtım Mühendisliği insan, hayvan ve bitkilere zulmeden ve her gün onların bedduasının alınmasına neden olan zulüm sistemidir.

ZEHİR DEPOSU ÜRÜNLER

-Hibrit tohuma kısır, ebter tohum da deniyor. Nasıl elde ediliyor bu tohumlar? Toprağa, sağlığımıza etkisi ne? GDO tohumun hibrit tohumdan farkı nedir?

Hibrit tohumlar normal tohumların GDO’da olduğu üzere genlerinin değiştirilmesi ile elde ediliyorlar. Tabiî tohumlarla hibrit tohumlar arasındaki en temel farkların başında normal tohumların ilaç, gübre ve hormon gibi herhangi bir tarım kimyasalın ihtiyaç duymadan yeşermesi, verim vermesi ve elde edilen ürününden tohumluk ayrılabilmesidir. Hibritte ise tohum kısır olmasa bile yeşermesi, verim vermesi, belirli ölçülerde olması hatta çiftçinin istediği takvimde hasat edilebilmesi için her biri birbirinden tehlikeli tarım kimyasallarına ihtiyaç duymasıdır. Hibrit tür içinden GDO’da olduğu gibi laboratuvar ortamında gen aktarımı ile yapılan ve çalışmayı yapan şirketin mülkü haline getirilen vitamin ve besin fakiri olmakla beraber zehir deposu ürünlerdir. GDO ise bunun tür dışı gen transferi içeren bir adım ilerisi olan tohum yahut ürünlerdir. Birbirlerinden farkları versiyonlarıdır.

“GDO’LU ÜRÜN TÜKETMEYEN YOK!”

-Amerikalıların yüzde 60’ı hiç GDO’lu besin tüketmediğini sanıyor. Oysa ABD’de hemen herkes, her gün GDO’lu besin tüketiyor. Özellikle market yiyeceklerinin içindeki GDO mısır, soya, kanola, pirinç türevleri ile. Bunu bilmiyorlar çünkü market yiyeceklerinin etiketinde GDO’lu olduğu yazmıyor. Biz de Amerikalılar gibi, farkında olmadan GDO yiyor olabilir miyiz?

ABD, ‘tüketicici istiyor diye ürün etiketine GDO’ludur diye yazacak lüksümüz yok’ diyen adamlarca yönetilen bir ülke. ABD’de GDO’lu ürün tüketmemiş olanlar sadece dünyanın kaymağını yiyen Bilderberg taifesi ve efradı vardır. Onun dışında herkes tıpkı Türkiye’deki gibi mutlaka GDO’lu bir ürün tüketmiştir ve tüketmeye de devam ediyor.

“PLASTİK EŞYA GİBİ MEYVE ÜRETİLİYOR”

-Son 10 yıldır “makineden çıkmışçasına aynı” kayısı, elma, kiraz görüyoruz her yerde. Meyve ağaçlarımıza ne oldu da böyle tornadan çıkmış gibi birbirlerine benzemeye başladılar, kokuları gitti, tatları gitti?

İşte bu masum gösterilen hibrit tohumların ve tarım kimyasallarının sonucudur. Böyle olması arzulanıyordu ve öyle de oldu. Endüstriyel üretimde ürün tabiatın ve fıtratın öngördüğü zamanda olgunlaşmamalı. O üreticinin belirlediği günde olgunlaşmalı ki. Onun öngördüğü büyüklükte olsun ki zahmetsizce ambalajlayabilsinler. Amaç nitelik değil nicelik. Bir üretici için bir tarım ürünün bir plastik eşya üretmekten öte bir anlamı yok.

“CANLI TÜRLERİ YOK EDİLİYOR”

-Biyoteknoloji sadece tohumlarla alakalı olmasa gerek. Bitkilerin, hayvanların bedduasını alıyoruz demiştiniz. Başka hangi canlılar bu zulme uğratılıyor?

Uğramayan canlı türü var mı? Tarım kimyasalları sayesinde her yıl binlerce canlı türü yok oluyor. Bunlar bitkiler olduğu gibi aynı zamanda hayvanlar. İnsanlarda ise bu teknoloji sayesinde, kısırlaştırma yapılarak ‘istenmeyen ırklar’ olarak tanımlanan bazı ırkların ortadan kaldırılması sağlanmaya çalışılıyor. Özellikle de kısırlaştırıldığı için çocuk sahibi olamayan milyonlarca ailenin geleceğinin karartılması.

“ÖNCE HASTALIĞI SONRA İLACI ÜRETİYORLAR”

-Hastalık yapan tohumu üreten şirketle hastalanınca içilen ilacı üreten şirket aynı. Dahası, GDO ve hibrit tohumun kimyasal tarım ilaçlarını üreten şirket de aynı. Bu bir komplo mu?

Kimileri bu tür bilgilendirmeleri ‘komplo teorisi’ olarak yaftalarlar. Bu gerçeği görememenin görmek istememenin göstergesidir. Olup biten komplo teorisi değil insanlığa yapılan komplodur. Belirttiğiniz gibi petrolü kontrol eden de, tohumun genetiğini değiştirip mülkiyetine geçiren de, tarım kimyasallarını üreten de, hastalık üretip hastalık satan da, ürettiği hastalıklara aşı ve ilaç üreten de, finansı kontrol eden de, tarım makinelerini üreten de aynı şirketler. Şirket tarımı ya da endüstriyel tarım tümüyle bir planın ürünüdür. Bu plan insanlığın çıkarına değil küresel şirketlerin çıkarına bir durum.

“İSRAİLLİLER ANADOLU TOPRAKLARINDA BOŞUNA GEZMİYOR”

-İsrail bizimle arıcılık konusunda ortaklık yapmak istiyor. Daha önce de Güneydoğu’daki mayınlı arazilerimizi ekip biçmek istemişlerdi. MOSSAD ajanlarının Karadeniz yaylalarında sırt çantalı turist kılığında bitki ve hayvan korsanlığı yaptıklarına dair haberler okuduk. Nedir bu İsraillilerin Anadolu toprağına, bitkisine, arısına sevdası?

Bir İsrailli bir yere gidiyorsa mutlaka ajanlık yapıyordur. Bu hem inançlarını gereğidir hem de bunu bir vatandaşlık ödevi olarak görür. Karadeniz’in köylerinde ve dağında dolaşan bir İsrailli ya başka bir amaçla oradadır ya da genetik ava çıkmıştır. Geçtiğimiz yıllarda Akdeniz Üniversitesi ile yaptıkları işbirliğinde, hibrit ve GDO’lu olmayan tabiî tohum getiren öğrencilere notebook verme kampanyası başlatmaları da bunun en büyük delili sayılabilir. Amaçları hâlâ bozulmamış bir tohum varsa onu elde etmek, değiştirmek ve mülkiyetlerine geçirmek. Ya da adına işbirliği destek gibi kılıflarla onun o bölgede yetişmesini engelleyecek projeler geliştirmek. Buradaki sorun İsraillilerde değil buna izin veren Türkiye’dedir. Bir Türkiyeli, İsrail’de elini kolunu sallayarak dere tepe dolaşabilir mi? Bu kişi Türkiye vatandaşı Yahudiler olsa bile mümkün değil. Ama bir İsrailli bu ülkede her yerde elini kolunu sallayarak dolaşır istediğini yapar.

VAKİT-

Bu haber toplam 2800 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri